Kıpçıtmak nedir, Kıpçıtmak ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Bir şeyi çekerken koparmak : Fidanı kıpçıtıverdi.

Kadın ve erkek birbirini beğendiğini belli etmek.

Ereği, amacı saptırmak.

Yalan söylemek.

Kıpçıtmak anlamı, tanımı

Saptırmak : Sapma işini yaptırmak

Söylemek : Düşündüğünü ya da bildiğini sözle anlatmak. Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak. Türkü, şarkı vb. okumak. Önceden bildirmek, tahmin etmek. Yapılmasını istemek. Yazmak, düzmek. Haber vermek. Sipariş etmek. Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak.

Koparmak : Kopmasını sağlamak, kopmasına yol açmak. Daldan, ağaçtan alıp toplamak. Güçlükle elde etmek. Zor kullanarak almak. Birlikte koşan yarışçıyı üstün bir çaba ile hızlanıp geçmek. Birden ve güçlü bir biçimde başlamak veya başlatmak.

Saptırma : Saptırmak işi, spekülasyon. Süs olarak yapılmış olan kırık çizgili silme.

Beğendi : Mardin ili, Dargeçit belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Koparma : Koparmak işi. Halterde ayakları açarak halteri bir çırpıda baş üstüne, dirsekleri bükmeden kaldırma biçimi.

Birbiri : Karşılıklı olarak bir diğeri.

Söyleme : Söylemek işi.

Birbir : Yabancı olmayan, akraba, yakın. Akraba, yakın.

Çekerk : Daha küçük.

Söylem : Söyleyiş, söyleniş, sesletim, telaffuz. Bir veya birçok cümleden oluşan, başı ve sonu olan bildiri, tez. Kalıplaşmış, klişeleşmiş söz, ifade.

 

Fidan : Yeni yetişen ağaç ya da ağaççık. Başka bir yere dikilmek için bulunduğu yerden çıkarılan taze ağaç, dikme.

Etmek : Bir işi yapmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Demek, söylemek. Eşit değer kazanmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Küçük ya da büyük abdestini yapmak. Bulmak, erişmek. Herhangi bir değerde olmak. Kötülükte bulunmak.

Erkek : Yetişkin adam, bay, er kişi. Sözüne güvenilir, mert. İnsan, hayvan ve bitkilerin dişiyi dölleyecek cinsten olanı. Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden çıkıntılı olanı. Koca. Sert, kolay bükülmez. Sperma oluşturan organizma.

Çeker : Bir tartma aletinin kaldırabildiği ağırlık miktarı.

Yalan : Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır. Yalancı kimse. Uydurma.

Belli : Beli olan. Bilinmedik bir yanı olmayan, malum. Belirli, muayyen. Gizli olmayan, ortada olan, anlaşılan, bedihi, zahir, aşikâr.

Kadın : Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen. Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan. Bayan. Hizmetçi bayan.

Çeke : Ufak, küçük. Sıkı, gergin.

Etme : Etmek işi.

Diğer dillerde Kıorofor anlamı nedir?

İngilizce'de Kıorofor ne demek ? : chlorophore