Price türkçesi Price nedir

  • Bir mal ya da işin para ile olan değişim değeri. paranın mal birimini kapsayan eder.
  • Ücret.
  • Fiyatını belirlemek.
  • Eder.
  • Paha biçmek.
  • Fiyatlandırmak.
  • Kıymet.
  • Değer biçmek.
  • Karşılık.
  • Değer.
  • Ücretlendirmek.
  • Bedel.
  • Fiyat.
  • Fiyat koymak.
  • Bir malın ya da işin karşılığı olan değer, fiyat, denklik.
  • Bilgisayar, iktisat, ekonomi alanlarında kullanılır.
  • Paha.
  • Bir birim mal, hizmet ya da üretim faktörü ile satın alınabilecek para miktarı, diğer bir deyişle bir birim mal, hizmet ya da üretim faktörünün parasal değeri.
  • Rüşvet.

Price ile ilgili cümleler

English: Ali couldn't calculate the price of the collection.
Turkish: Ali koleksiyonun fiyatını hesaplayamadı.

English: Admission is half price after 2:30.
Turkish: Giriş ücreti saat 2.30'dan sonra yarı fiyatına.

English: A man can know the price of everything and the value of nothing.
Turkish: Bir insan her şeyin fiyatını bilebilir ve hiçbir şeyin değerini bilemez.

English: "No," the shopkeeper replied. "I'm quite serious. You saw the price tag."
Turkish: ”Hayır,” dedi dükkâncı. ”Oldukça ciddiyim. Fiyât etikedini gördün.”

English: Ali decided not to buy it after he looked at the price tag.
Turkish: Ali fiyat etiketine baktıktan sonra onu almamaya karar verdi.

Price ingilizcede ne demek, Price nerede nasıl kullanılır?

 

Price and support information : Ücret ve destek bilgisi.

Price appreciation : Satağa yeni sürülen bir mala satış ederi koyma, satılacak mala, tümdeğer göz önünde tutularak değer biçme. Fiyat biçme. Eder biçme. Fiyat takdiri.

Price awareness : Fiyat bilinci. Alıcıların satın alacakları mallar ve bu mallara alternatif malların fiyatları hakkında sahip oldukları bilgi düzeyi.

Price band : Taşınır değerler borsasında hisse senedinin bir seansta belirlenen en alt ve en üst fiyat düzeyleri. bir malın fiyatının perakende ya da toptan satış biçimine göre belirli bir aralıkta olması. Fiyat aralığı.

Price blockage : Fiyat dondurma. Fiyatların artmasının idari bir kararla belirli bir süre için engellenmesi.

Price cutting : Tenezzül eden. Fiyat düşürme. Tenzilat. Fiyat kırma. İndirim yapma. Fiyatı indirme. İndirim.

Price control : Fiyat denetimi. Fiyat kontrolü. Fiyatlar genel düzeyinin büyük oranda ve sürekli olarak yükselmesinin hükümet tarafından önlenmesi için belirli mallarda fiyat artışlarının sınırlandırılması veya fiyat dondurulması biçiminde uygulanan bir gelirler politikası aracı. tekelci işletmeyi tam rekabet koşullarındaki gibi çalışmaya zorlamak ve tekelci fiyatı önlemek için hükümetin fiyatı marjinal maliyete eşit olarak belirlemesi.

Price difference : Fiyat farkı. Süreli alış verişlerde borsaya getirilen mal ve tecimsel belgitlerin değişik eder ve değerleri. Değişik eder.

Price cost magrin : Görgül çalışmalarda; malın birim fiyatı ile marjinal maliyeti arasındaki farkın, fiyata oranı biçiminde hesaplanan kar aralığı. bir başka deyişle tekelleşmenin temsili ölçütü. krş. lerner dizini. Fiyat maliyet aralığı.

 

Price controller : Fiyat denetimi. Fiyat kontrolü. Satak ederlerini izlemek ve denetlemek üzere yasasına göre kurulmuş olan örgütlerin bu amaçla görevlendirdiği kişi. Eder denetçisi.

İngilizce Price Türkçe anlamı, Price eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Price ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Forfeits : İhmalden dolayı kaybedilen şey. Bir hakkınından mahrum kalmak. Ceza olarak kaybetmek. Zarar. Ceza olarak kaybetme. Ceza olarak vermek. Yoksun kalmak. Kaybetmek.

Cessed : İhmal etmek. Vergilendirmek.

Counterbalance : Eş ağırlık. Eşit güçle karşı koymak. Dengelemek (karşılıklı olarak). Karşı denge. Denk. Karşılamak. Denkleştirmek. Denk ağırlıkla karşılamak.

Worthed : Değerli. Kıymeti pek az. Kadir. Çap. Servet.

Counterparts : Akran. Karşıtlar. Eş. Benzer. Suret. Meslektaş. Emsal.

Emolument : Aylık. Vergin. Hizmet karşılığı ödenen her türlü resmi olmayan ücret ve ek ödemeler. İkramiye. Gelir. Temettü. Maaş. Aylık (maaş vb). Kazanç.

Counterbalances : Karşı denge. Karşılamak. Denk ağırlıkla karşılamak. Denk. Eş ağırlık. Dengelemek (karşılıklı olarak). Denkleştirmek. Eşit güçle karşı koymak.

Honorarium : Vergin. Serbest meslek ücreti. Avukatlık ücreti. Hizmet karşılığı ödenen ücret. Hizmet ücreti. Para hediyesi. Hakkı huzur. Honoraryum. (serbest meslek sahibine ödenen) ücret.

Evaluating : Ölçmek. Değerlendirmek. Değerlendirme.

Equivalents : Eşitlik. Karşılıklar.

Price synonyms : differential cost, highway robbery, incremental cost, support level, costliness, consideration, set the price, buckshee, monetary value, counterweigh, closing price, account, douceur, comebacks, as against, fee, valutas, factory price, earning, appreciated, emoluments, preciousness, cost, dues, valorizes, cash price, estimate the value of, dearness, assesses, estimates, counterpart, cover, value.

Price zıt anlamlı kelimeler, Price kelime anlamı

Expensiveness : Pahalılık.

Inexpensiveness : Düşük fiyatlı olma durumu. Pahalı olmama durumu. Fazla pahaya patlamama durumu. Ucuzluk. Ucuz olma durumu.

Mark down : Düşürmek. Not etmek. Ucuzlatmak. Fiyatını indirmek. Fiyat düşürmek. İndirmek. Fiyat kırmak. Fiyatını düşürmek. Kaydetmek.

Price ingilizce tanımı, definition of Price

Price kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Cost. Current value or rate paid or demanded in market or in barter. To pay the price of. Equivalent in money or other means of exchange. The sum or amount of money at which a thing is valued, or the value which a seller sets on his goods in market. That for which something is bought or sold, or offered for sale.