Sine nedir, Sine ne demek

Sine; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

"Sine" ile ilgili cümleler

  • "Elif kaşlarını çatar / Gamzesi sineme batar" - Karacaoğlan
  • "Hangi semtin eczanesi bu kadar değerli insanı sinesinde toplayabilmiştir?" - H. Taner

Yerel Türkçe anlamı:

Kurnaz, sessizce iş yapan, sinsi.

Yüz, surat

Kızarmış ekmek, ekmek kabuğu.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

"Sinema" (sinematograf = cinématographe, cinematograph / kinematograph, Kinematograf) sözcüğünden kısaltmayla elde edilen, yabancı dillerde ciné-club, ciné-caméra, cinéphile, cinemagazine, Kinefilm, ve benzeri bileşiklerde kullanılan ön ek.

Sine isminin anlamı, Sine ne demek:

Kız ismi olarak; Göğüs. Gönül, yürek. İç, derinlik.

İngilizce'de Sine ne demek? Sine ingilizcesi nedir?:

cine-, kine-

Sine tanımı, anlamı:

Sineye çekmek : Kötü bir davranış, söz veya olaya ister istemez katlanmak.

Sineyimillet : Halk içi, halk kucağı.

Sinek : Çift kanatlılardan, birtakım uçucu böceklerin genel adı. İskambil kâğıtlarının siyah renkte yoncayı andıranı, ispati.

Sinek ağırlık : Sinek sıklet.

Sinek avlamak : Müşterisi olmayıp boş oturmak.

Sinek küçüktür ama mide bulandırır : Önemsiz, küçük gibi görünen bir şeyin kötü ve olumsuz bir izlenim yarattığını anlatan bir söz.

 

Sinek kuşu : Serçegillerden, küçük, güzel bir tür kuş (Trochilus).

Sinek mantarı : Bir tür mantar.

Sinek sıklet : Boksta 48 kilogramdan 51 kilograma kadar olan ağırlık, sinek ağırlık.

Sinekçil : Serçegillerden, sinekle beslenen, Amerika'nın sıcak bölgelerinde yaşayan bir kuş, sinekyutan (Muscicapa).

Sinekkapan : Droseragillerden, Kuzey Karolina bataklıklarında yetişen, yapraklarına konan sinekleri, böcekleri sıkıp emen bir bitki (Dionaea muscicapa). Böcekleri, özellikle sinekleri yakalayarak beslenen küçük ötücü kuşlar.

Sinekkapangiller : Sıcak ve ılıman bölgelerde, özellikle bataklıklarda böcekle beslenen bitkileri içine alan bir bitki familyası. Omurgalı hayvanlardan çeşitli ötücü kuşları içine alan bir kuş familyası.

Sinekkaydı : Özenle yapılmış.

Sineklenme : Sineklenmek işi.

Sineklenmek : Sineklerini kovmak. Sineği çoğalmak.

Sinekler : Birçok sinek türünü içine alan çift kanatlılar familyası.

Sineklik : Özellikle karasineklerin girmesini önlemek için dükkân kapısına takılan şerit, boncuk dizisi vb.nden yapılmış eğreti perde. Sinekleri çok olan yer. Sineklerin yapışması için üzerine yapışkan madde sürülmüş kâğıt. Ucu yassı ve geniş plastik, tel vb.nden sinek öldürmek için kullanılan saplı araç. Sinekleri kovmaya yarayan ucu püsküllü değnek.

Sinekoloji : Hayvan ve bitki topluluklarını inceleyen bilim dalı.

Sinekolojik : Sinekoloji ile ilgili.

Sinekromi : Filmlerin renklendirilmesi ile ilgili sinema kolu.

Sineksavar : Sinekleri savıp öldürmekte kullanılan ve ilaç püskürten sprey.

Sinekten yağ çıkarmak : Olmayacak şeylerden yararlanmaya çalışmak.

 

Sinekyutan : Sinekçil.

Sinema : Güzel sanatların dalı olarak yansıtılmaya uygun olan filmleri gerçekleştirme ve yaratma sanatı, beyaz perde, yedinci sanat. Herhangi bir hareketi düzenli aralıklarla parçalara bölerek bunların resimlerini belirleme ve sonra bunları gösterici yardımıyla karanlık bir yerde, bir ekran veya perde üzerinde yansıtarak hareketi yeniden oluşturma işi. Film göstermeye yarayan özel bir makineyle görüntülerin beyaz perdeye yansıtıldığı salon veya yapı.

Sinema endüstrisi : Film yapımını, dağıtımını gerçekleştiren, sinema araçlarını üreten endüstri, sinema sanayisi.

Sinema perdesi : Film görüntüsünün yansıtıldığı bez veya plastik maddeden yapılmış beyaz satıh.

Sinema salonu : Film gösterimi için seyircilere ayrılan geniş salon.

Sinema sanatçısı : Sinema yapımında emeği geçen sanatçı.

Sinema sanayisi : Sinema endüstrisi.

Sinema tekniği : Bir sinema filmini yaratmada kullanılan teknik araçlarla ilgili yöntem.

Sinemacı : Sinemanın çeşitli kollarından birinde çalışan kimse, filmci. Film yapımcısı veya yönetmeni, filmci. Sinema işleten kimse.

Sinemacılık : Sinema çalışmalarıyla ilgili konular. Bu çalışmaları yapanların işi. Sinema filmlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli araç ve gereçleri yapmak, film çevirmek, bunların sürüm ve dağıtımını sağlamak amacıyla yapılmış olan çalışmaların tümü, filmcilik, sinematografi.

Sinemalaştırmak : Sinema durumuna getirmek.

Sinemasever : Sinemayı seven, sinema sanatı, kültürü ve çalışmalarıyla ilgilenen (kimse).

Sinemaseverlik : Sinemasever olma durumu.

Sinemaskop : Geniş bir sahnenin 55 milimetrelik film üzerindeki görüntüye sığdırılmasından sonra göstericiye takılan, ikinci bir merceğe sıkıştırılmış görüntüyü, asıl büyüklüğüne çevirmesi temeline dayanan geniş perde ve üç boyutlu sinema tekniği.

Sinematek : Sinema filmlerinin sanat, eğitim ve genellikle kültür amaçları göz önünde tutularak toplandığı, korunduğu yer veya kurum.

Sinematik : Kinematik.

Sinematograf : Görüntüleri film üzerine kaydetmeye yarayan araç.

Sinematografi : Sinemacılık.

Sinematografik : Sinemaya ilişkin, sinemayla ilgili.

Sinerama : Mercekleri 27 milimetre aralıklı üç ayrı alıcının yan yana birleştirilip eşlemeli olarak çalıştırılmasıyla ortaya çıkan bir geniş perde ve üç boyutlu sinema tekniği.

Sinerji : Görevdaşlık. Artı güç. Bir işi yapmak ve sonuçlandırmak için varılan ortak istek, güç.

Sinerji yaratmak : Bir sonuca katkısı olabilecek birkaç etkeni bir arada harekete geçirerek güç elde etmek.

Sinerjik : Görevdaşlık ile ilgili.

Sineroman : Sinema için kaleme alınan roman.

Sinestezi : Duyum ikiliği.

Sineyimillete dönmek : Halk oylamasına başvurmak. bulunduğu makamı veya görevi terk edip halktan biri olmak.

Açık hava sineması : Yazın veya iklimi elverişli yerlerde geceleri çalışan, üstü açık, yanları kapalı sinema.

At sineği : Çift kanatlılardan, uzunluğu 8 milimetre kadar olan, kanatları büyük ve küt, at, sığır ve domuzların bacak ve kuyruk aralarında yaşayan, eklem bacaklı bir tür sinek (Hippobosca equina).

Bal olan yerde sinek de olur : "güzel şeylerin çevresinde, ondan yararlanmak isteyen asalaklar dolaşır" anlamında kullanılan bir söz.

Cız sineği : Bir tür büğelek.

Çorbaya sinek düşmek : İşin tadı kaçmak, yeteri kadar iyi ve güzel olmadığı anlaşılmak.

Et sineği : Kül rengi et sineği.

Ev sineği : Böcekler sınıfının, çift kanatlılar takımından, kül renkli, dizanteri ve tifo mikropları taşıyan bir tür eklem bacaklı (Musca domestica).

Kül rengi et sineği : Eklem bacaklıların böcekler sınıfından, larvalarını hayvan ölüsü veya et üzerine bırakan bir tür sinek, et sineği (Sartophaga carnaria).

Kurt sineği : Kurtlara dadanan bir tür sinek.

Meyve sineği : Meyvelere musallat olan bir tür sinek.

Meyve sineğigiller : Kanatlarında koyu renkli lekeler bulunan bir tür sinek familyası (Trypetidae).

Namusuna sinek kondurmamak : Namusuna, onuruna laf söylettirmemek. kollamak, gözetlemek.

Sığır sineği : Yumurtalarını sığırın teni altına bırakan sinek, eğrice (Tabanus bovinus).

Sirke sineği : Eklem bacaklılardan, kısa duyargalı bir sinek (Drosophila).

Su sineği : Kın kanatlılardan, durgun sular üzerinde yaşayan, parlak yeşilimsi siyah renkli bir böcek (Hydrophilus).

Uyuz sineği : Kın kanatlılardan, tarıma zararı dokunan böceklerle beslenen bir sinek (Cicindela).

Zeytin sineği : Meyve sineğigiller familyasından olup zeytin tanelerine musallat olan zararlı bir böcek.

Göğüs : Meme. Vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölümü, sine. Bu bölümün içindeki organlar. Bu vücut bölümünün ön tarafı, sırt karşıtı.

Gönül : Sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. kalpte oluşan duyguların kaynağı. İstek, arzu.

Yürek : Kupa. Acıma duygusu. Bir kimsenin ruhsal yönü, gönül. Herhangi bir şeyden çekinmeme, korkmama, yüreklilik, korkusuzluk, cesaret. Kalp. Mide, karın, iç.

Bağır : Ciğer, bağırsak vb. vücut boşluklarında bulunan organların ortak adı, ahşa. Göğüs. Ok yayı ve dağda orta bölüm.

İç : Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı. Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta. Nesnelerin veya kimselerin arasında bulunan nesne veya kimse, ara. Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan. Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım. Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri. Muhteva. Mide, bağırsak, karın. İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan. Oyuk şeylerin boşluğu. Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan. Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım. Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm. Ten ile dış giysiler arası.

Sine çiçeği : Çiçekleri, yuvarlak solucanlara ve başlıca bağırsak solucanına karşı kullanılan Orta Asya bitkisi.

Sine vermek : Mezara koymak.

Sinebidik : Saklambaç.

Sinebit : Saklambaç oyunu.

Sinecan : Sinop kenti, Kabalı nahiyesine bağlı bir bölge.

Sinece : 1.bk. sinecen- 2.bk. sinecen-2. Hileci, düzenci. Sinsi.

Sinece avı : Gizlenerek yapılan av.

Sinece sinece : Yavaş yavaş, çiseleye çiseleye, sine sine.

Sinecek : Çarşaf.

Sinecen : 1.Hileci, düzenci. 2.Sinsi. 3.Çekingen, ürkek insan. 4.Uslu durur ken birden saldıran köpek. Sinsi.

Sine ile ilgili Cümleler

  • Sinek vızıldar.
  • O çok ucuz bir sinema bileti aldı.
  • Bir inek kuyruğu ile sinekleri kovar.
  • Sinekkaydı tıraş oldum.
  • Bir sinek kaç tane yumurta yumurtlar?
  • Sinek tavanda yürüyebilir.
  • Çocuklarımı sinemaya götüremem.
  • Sinek tavanda.
  • Sinek yakalamayı severim.
  • Sinekkuşlarının 340 türü vardır.
  • Sinek üçlüsü!
  • Jale ve erkek arkadaşı cuma akşamı bir sinemaya gitmeyi planlıyor.
  • Ali sinekleri kışkışladı.
  • Cumartesi günü, biz sinemaya gittik ve sonra bir restorana.

Diğer dillerde Sine anlamı nedir?

İngilizce'de Sine ne demek? : n. (in right triangles) ratio of the length of the side opposite an acute angle to the length of the hypotenuse (Trigonometry)

adv. sine die

n. SI, B

Almanca'da Sine : Brust

Rusça'da Sine : n. грудь (F), лоно (N)