Sit down türkçesi Sit down nedir

Sit down ile ilgili cümleler

English: Ali asked Mary to sit down for a while.
Turkish: Ali Mary'nin bir süre oturmasını rica etti.

English: Ali wanted me to sit down and relax.
Turkish: Ali oturmamı ve dinlenmemi istedi.

English: Ali looked hot and tired, so I offered him a cold drink and told him to sit down and rest.
Turkish: Ali hararetli ve yorgun görünüyordu, ona soğuk bir içecek teklif edip, oturup dinlenmesini söyledim.

English: All we want to do is sit down and rest.
Turkish: Bütün yapmak istediğimiz oturmak ve dinlenmek.

English: All Tom really wanted was a place to sit down and rest.
Turkish: Tom'un gerçekten tek istediği oturmak ve dinlenmek için bir yerdi.

Sit down ingilizcede ne demek, Sit down nerede nasıl kullanılır?

Sit : Burnunu sürtmek. Tam oturmak. Olmak (imtihan). Tünemek. Kalmak (bir yerde). Kuluçkaya yatmak (tavuk). Modellik yapmak. Kuluçkaya yatmak. Binmek. Konmak.

Down : Yıkmak. Düşürmek. İndirmek. Aşağısında. Yere sermek. Alaşağı etmek. Aşağıya doğru. Yere yıkmak. Beri.

Sit down on : Ezmek. Bastırmak.

Sit down strike : İşçilerin, işyerlerinde başka işçi çalıştırılmasını önlemek ve greve katılmak istemeyenlerin çalışmasına engel olmak amacıyla işyerlerini terk etmeden yaptıkları işbırakım. Oturma eylemi. Oturma işbırakımı. Oturma grevi.

 

Sit down to work : İşe koyulmak.

Sit down under : Altında kalmak. Katlanmak. Boyun eğmek.

Sit about : Hiçbir şey yapmamak. Parmağını oynatmamak. Boş oturmak.

İngilizce Sit down Türkçe anlamı, Sit down eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Sit down ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Bide : Sabırla beklemek. Beklemek. Dayanmak. Kollamak. Yıkılmamak.

Attacked : Saldırıya uğramış. Yakalanmak. Saldırılmış. Girişmek. Hamle yapmak. Taarruz etmek. Tutulmak. Hücuma uğramış. Eleştirmek.

Approach : Atma ya da atlamalardan önce en iyi aşamayı elde edebilmek amacıyla, yarışçının gelişme alanında hız kazanmak için yaptığı koşu. Başvurmak. Benzemek. Toplumbilim yönteminde toplumsal yapının biçimlenişi ve öğeler arasındaki ilişkilere bakış biçimleriyle birbirinden ayrılan ana doğrultulardan her biri. Yaklaşmak. Temasta bulunmak. Görüşmek. Yaklaşım. Yaklaşım sergilemek.

Alights : Işıkları yanmış. Rastlamak. Konmak. Şans eseri bulmak. Aydınlanmış. Işıl ışıl. Ateş içinde yanan. İnmek. Tutuşmuş.

Attack : Eleştirmek. Kesin sonuç almak için tarafların kurduğu, oyunu karşı taraf alanına aktaran düzen. Sayı yapmak üzere karşı takım kalesine doğru genellikle topluca girişilen eylem. Saldırmak. Yakalanmak. Hamle yapmak. Saldırıda bulunmak. Atılım. Taarruz etmek.

Indwells : İkamet etmek. Nüfuz etmek. Yerleştirmek. Yerleşmek. İşlemek.

Land : İnmek. Bir üretim faktörü olarak üretimin gerçekleştirildiği, korunabilen ancak yenilenemeyen, doğal kaynakları sağlayan ortamlardan biri. Karaya indirmek. Kıyıya çıkmak. Arazi. Ülke. Çakmak. Vatan.

 

Abideth : Boyun eğmek. Beklemek. Sineye çekmek. Devam etmek. İtaat etmek. Kalmak. Sadık kalmak. Yaşamak. Tahammül etmek.

Approaches : Başvurmak. Girişmek. Ele almak. Görüşmek. Temasta bulunmak. Varmak. Yaklaşımlar. Andırmak. Benzemek. Girişler.

Begun : Doğmak. Önayak olmak. Meydana gelmek. Başlatmak. Girişmek. Başlamak.

Sit down synonyms : fix, land on, bides, darkens, be placed, address oneself to, darken, begin singing, dwell, domiciliate, clap, bed, gear, claps, domiciling, alighted, begins, indwell, ensconce, attacks, dwells, geared, be seated, begin, domiciles, approached, fixes, alight, ensconces, embed, bided, embeds, dwell in.