Sosyal adalet nedir, Sosyal adalet ne demek

  • Toplumun değişik kesimlerinde hayat standardı, gelir düzeyi vb. birtakım ölçülerin fırsat eşitliği çerçevesinde dikkate alınmasıyla sosyal alanda sağlanan denge durumu

"Sosyal adalet" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Anayasamız sosyal devlet, sosyal adalet temel ilkelerine dayanıyor." - N. Cumalı

İktisat alanındaki kelime anlamı:

Adil, eşitlikçi, katılımcı ve uyumlu bir toplum yaratmaya dönük politikalar bütünü.

İngilizce'de Sosyal adalet ne demek? Sosyal adalet ingilizcesi nedir?:

social justice

Sosyal adalet hakkında bilgiler

Sosyal adalet, toplumun bir üyesi olarak kabul edilen bireylerle toplum arasındaki sosyal ilişkilerin ortaklaşa iyinin gerçekleştirilmesi amacıyla düzenlenmesine verilen addır. Asgari ücret kavramını ilk kez kullanan John A. Ryan tarafından tanımlanmıştır.

Sosyal adalet anlamı, kısaca tanımı:

Toplum : Topluluk. Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet.

Sosyal : Toplumsal.

Adalet : Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması, türe. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, doğruluk. Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme. Bu işi uygulayan, yerine getiren devlet kuruluşları.

 

Adale : Kas.

Değişik : Yedek iç çamaşırı, giyecek. Çok hastalık geçirerek gelişmemiş çocuk. Alışılmışın dışında bir özelliği bulunan. Farklı. Değiştirilmiş, muaddel.

Kesim : Terzinin belli bir ölçü ve örneğe göre kumaşa biçim verme işi, fason. İşaretlenmiş belli yer. Kesme zamanı. Hazineye ait herhangi bir gelirin belli bir bedel karşılığı keseneğe verilmesi, mukataa. Bölüm, parça, kısım, sektör. Kesme işi. Pazarlık, anlaşma. Boy bos, endam. Bölge.

Hayat : Yaşam. Canlı, sağ olma durumu. Balkon. Yazgı. Geçim şartlarının bütünü. Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma. Avlu. Sundurma. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa. Meslek. Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı. Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi. Yaşamayı sağlayan şartların bütünü.

Düzey : Bir kursun basamaklarından her biri, kur. Bir yüzeyin veya bir noktanın yüksekliğindeki yatay sınır, seviye. Bir nesnenin, bir kimsenin başka nesnelere veya kimselere göre olan değer ve yücelik derecesi, seviye.

Ölçü : Belirlenmiş boyut. Bir ezginin eşit bölümlere ayrılışı. Ölçüt. Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine göre oranlayarak değerlendirme, mizan. Değer, itibar. Aşırı olmama, ılımlı, uygun olma durumu. Ölçme sonucu bulunan rakam. Bu değerlendirmede kullanılan birim, ölçme birimi. Bir şiirdeki dizelerin hece ve durak bakımından denk oluşu, vezin.

Fırsat : Herhangi bir şey için en uygun zaman, uygun durum veya şart, vesile, okazyon.

Eşit : Aynı haklardan yararlanan, aynı düzeyde olan (kimse). Yapı, değer, boyut, nicelik ve nitelik bakımından birbirinden ne artık ne eksik olmayan (iki veya daha çok şey), müsavi.

 

Kabul : Sunulan bir şeyi, armağanı alma. Bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olma. Bir yere alınma. Bir öneriyi uygun bulma, onaylama. Konukları veya işi olanları yanına, katına alma. Akseptans.