Station türkçesi Station nedir

  • Karakol.
  • Vaziyet.
  • Atamak.
  • Terminal.
  • Merkez.
  • Makam.
  • Dikmek.
  • Toplumsal konum.
  • Durak.
  • Mevki.
  • Tayin etmek.
  • 1500 metreye dek yapılan koşularda, çıkış çizgisi gerisinden yarışa başlanılan bölüm.
  • Tarihten önceki insanların yaşadığı yer.
  • Yer.
  • Yerleşme.
  • Atletizm, bilişim, jeoloji alanlarında kullanılır.
  • Bir bilişim ağında, aralarında veri iletişimi yapılabilen uçlarla donatılmış konumlardan her biri.
  • Görevlendirmek.
  • Çıkış bölmesi.
  • Kanal.
  • İstasyon.
  • Rütbe.
  • Yerleştirmek.

Station ile ilgili cümleler

English: "Where have you been?" "I have been to the station to see a friend off."
Turkish: "Neredeydin?" "Bir arkadaşı yolcu etmek için istasyondaydım."

English: A man should not be judged by his station in life.
Turkish: Bir insan bulunduğu mevkiyle yargılanmamalıdır.

English: "Where did you go?" "I went to the train station to see a friend off."
Turkish: "Nereye gittin?" "Bir arkadaşı yolcu etmek için tren istasyonuna gittim.

English: A gas station is one kilometer ahead.
Turkish: Benzin istasyonu bir kilometre ileride.

English: A foreigner asked me where the station was.
Turkish: Bir yabancı bana istasyonun nerede olduğunu sordu.

Station ingilizcede ne demek, Station nerede nasıl kullanılır?

Station hospital : Bölge hastanesi. Sabit hastane. Garnizon hastanesi.

 

Station house : Polis merkezi. İstasyon. İtfaiye merkezi. Gar. Sakçı karakolu. İstasyon binası. Karakol.

Station in life : Sosyal durum. Sosyal statü. İçtimai mevki. Sosyal mevki.

Station log : İstasyon günlüğü. Merkez kayıt defteri. Durak günlüğü.

Station master : Gar şefi. İstasyon şefi.

Cable station selector : Kablolu tv kumandası. Kablolu tv kanal seçicisi.

Gas station worker : Benzinlikte çalışan kişi. Akaryakıt istasyonu çalışanı.

Sender station id : Gönderen istasyon kimliği.

Station selector : İstasyon seçici (radyo).

Station of stock : Borsa satınalma yeri. Satın alıcılar için borsa binasında ayrılan yer.

İngilizce Station Türkçe anlamı, Station eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Station ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Niche : Hücreye yerleştirmek. Niş. Bir organizmanın yaşam sahası ve görevi. Uygun bir yere yerleştirmek. Uygun yere koymak. Hücre. Uygun yer. Duvarda oyuk (heykel vb için). Oyuk.

Housing : Barınak. Ev sağlama. Konut. Barınacak yer. İskan. Gömlek. Konutlar. Yuva. Kılıf.

Accommodate : Uyum sağlamak. Yaşayacak yer temin etmek. Birbirine uydurmak. Bağdaştırmak. Uzlaştırmak. Telif etmek. Kalacak yer vermek. Tanzim etmek. Alışmak.

Emplacements : Mevzilenme. Yerleştirme. Top platformu. Yere koyma.

Centric : Merkeze ait. Santrik. Merkezi. Sentromerli kromozom. Sentrik.

Postures : Tavır. Duruş. Kasılmak. Dik durmak. Poz. Durum. Poz vermek. Kasım kasım kasılmak. Hal.

Sentry : Muhafız. Nöbetçi. Nöbet. Nöbetçi asker. Bekçi. Nöbetçi er. Hükümetçe silahlı olarak dolaştırılan türlü güvenlik kuvvetleri. güvenlik kuvvetlerinin yerleşmiş bulundukları konut.

 

Bosomed : Balkon. Orta. Gizlemek. Kucaklamak. Saklamak. Kucak. Göğüslü. Döş. Bağır.

Nesting : Gömme. Yuva yapma eylemi. İçiçe girme. Yuvalama. Bir yeri ev gibi yapma süreci. Gemi ambarında malları bitiştirme ya da yan yana yanaştırma. İçiçe yerleştirme. İçiçe koyma.

Accommodation : Sağlama. Bağdaştırma. Halletme. Konaklama. Uzlaşma. Uyuşma. Bulma (para vb.). Belirli bir uzaklıktaki bir nesneye bakmak için gözde (genellikle) kendiliğinden olan değişme. Kolaylık. Uyma.

Station synonyms : observation station, police headquarters, appoint, portfolio, prefecture, define, place, distinction, charge with, commissioning, rank, domiciling, broadcasting station, assign, billets, accrediting, designate, domicil, construct, receive only, delegating, abode, stop, domicile, appointing, condition, cock, earth, administrative centre, palindrome, defines, tune, post.

Station ingilizce tanımı, definition of Station

Station kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Also, the homestead and buildings belonging to such a run. The act of standing. To set. Also, attitude or pose in standing. To place. To station ships on the coasts of Africa. Posture. To station a sentinel on a rampart. As, to station troops on the right of an army. In Australia, a sheep run or cattle run, together with the buildings belonging to it. To appoint or assign to the occupation of a post, place, or office.