Tıngaz nedir, Tıngaz ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Zayıf, dayanıksız (insan ya da hayvan için): Bu tarlayı bu tıngaz beygirle mi süreceksin?.

Tıngaz kısaca anlamı, tanımı

Tıng : Üzüm tanesi

Tınga : Şişmanlıktan karnı şişmiş (hayvan için). Çinko, teneke ya da bakırdan yapılmış leğen, kova ve benzerleri şeyler.

Dayanıksız : Dayanmayan, sağlam olmayan, güçsüz, metanetsiz.

Dayanık : Kuvvetini kaybetmiş, yürümeye gücü kalmamış olan (hayvan).

Sürecek : Eski okullarda yazıları izlemek için çocukların kullandığı mukavva parçası ya da çubuk. Damlardan kar süpürmeye yarayan tahta araç. Ağaçtan yapılmış kapı mandalı. Çocuğu yürümeye alıştırmaya yarayan, tahtadan yapılmış tekerlekli bir çeşit araba, yürüteç. Kapı sürgüsü. Damların üzerine biriken karları temizlemekte kullanılan, sap kısmına dik olarak geçirilmiş uzun bir tahta parça bulunan araç. (Emeğil Pınarbaşı Kayseri).

Hayvan : Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse).

Beygir : At. Atlama beygiri. Sadece yük taşımakta veya araba çekmekte kullanılan at.

Zayıf : Eti, yağı az olan, sıska, cılız, arık (insan veya hayvan). Görevini yapacak yeterli gücü olmayan. Bilgi yönünden yeterli olmayan, yeteneksiz. Kişilik ve ruhsal yönden gereği kadar güçlü olmayan. Enerjisi, etkisi, yoğunluğu az olan. Sağlamlığı, dayanıklılığı olmayan. Önemli, güvenilir olmayan. Çok az. Başarısızlığı gösteren not.

 

Hayva : Ayva. Tenekeyi lehimlemek için kullanılan bakır ya da demir araç. [Bakınız: hayva demiri].

Ya da : Seçeneği, çeşitliliği veya tercihi belirten bir söz.

İnsan : Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Âdemoğlu, âdem evladı.

Tarla : Tarıma elverişli olan, sınırlı ve belirli toprak parçası. Deniz hayvanlarının çok olduğu yer.

Süre : Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet. Gelin giysisi yapılan bir çeşit kumaş : Sürenin arşınını iki kaymeye aldım. 1.Yüreklilik, yiğitlik. 2.Dayanıklılık : Şu adamın süresi yok. Arapça kökenli sûre: sure. Bir sesin çıkarılmasına verilen zaman. müddet. Tecimsel belgitlerin sayışımlarındaki paraların ödenmeleri için saptanan gün. Bir işin yapılması ya da bir borcun ödenmesi için gösterilen süre. [Bakınız: gösterim süresi]. [Bakınız: yayın süresi].

Daya : Çocuğa bakan dadı, sütnine, taya.

İçin : Amacıyla, maksadıyla. Düşüncesince, kendince, göre. Özgü, ayrılmış. Ant deyimleri yapan bir söz. Karşılığında, karşılık olarak. Oranla, göz önünde tutulursa. Uğruna, yoluna. -den dolayı, -den ötürü. Neden ve sonuç belirten bir söz. Hakkında. Süre belirten bir söz.

 

Bu : Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz. En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz.

Mi : Gam dizisinde re ile fa arasındaki ses ve bu sesi gösteren nota işareti.

Da : Doğrulama, uygun bulma, evet. [Bakınız: dahacık, dâhacık]. Daha anlamında kullanılır. Şaşma bildirir ünlem. Değil mi ya anlamında kullanılır. İşte, orada, şurada. Genellikle cümle sonlarında çeşitli anlamlarda kullanılan ünlem. Bağlama ve kuvvetlendirme edatı. Daha, henüz. Da, dahi (bk. de). Dağ. Dahi, da. Henüz. Dağı. Dağa. Daha.

Diğer dillerde Tımarlı avcılar anlamı nedir?

Osmanlıca Tımarlı avcılar : bazdaran