Yanak nedir, Yanak ne demek

"Yanak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Dedim dilber yanakların kızarmış / Dedi çiçek taktım gül yarasıdır" - Âşık Ömer

Biyoloji'deki anlamı:

Yüzün ve başın yanları.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

[Bakınız: makara yanağı]

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Balıklarda gözle preoperkul arasında kalan bölge.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Bukka, mala.

Zooloji alanındaki anlamı:

Yüzün yanları; omurgasız hayvanlarda başın yanları.

İngilizce'de Yanak ne demek? Yanak ingilizcesi nedir?:

cheek, bucca

Fransızca'da Yanak ne demek?:

joue

Yanak hakkında bilgiler

Yanak (Latin: Bucca, Osmanlıca: Ruhsar) kulak, göz altı, burun ve çene kemiği arasında kalan etli bölümdür. İnsanda ve diğer omurgalılarda elmacık kemiği ile çene kemiği arasında bir yanal duvar görevi görür.

Yanak ile ilgili Cümleler

  • Gözyaşları, onun yumuşak yanaklarından aşağıya süzüldü.
  • Yanak ve dudağa el atıp sonra da pudra ve parfüm sürünüp evden çıkar.
  • 11 Haziran 1948 tarihinde, bir al yanaklı maymun, Albert I'i taşıyan bir V-2 Blossom , New Mexico'da White Sands'den uzaya fırlatıldı.
  • Yanakları kıpkırmızıydı.
  • Yanakları kızardı.
  • Onlar yanak yanağa dans ettiler.
  • Yanaklarım yanıyor.
  • Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu.
  • O sadece yanaktan bir öpücüktü.
  • Kadınların güzel yanakları var.
  • Yanaklarından aşağı akan gözyaşlarıyla bana baktı.
  • Yanakları kırmızıydı.
  • O, yanan yanaklarını genç adamın kucağında sakladı.
  • Yanaklarından sıcak terler akıyordu.
 

Yanak tanımı, anlamı:

Kulak : Telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu. Seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği. Varlıklı Rus köylüsü. Balıklarda başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri. Başın her iki yanında bulunan işitme organı. Akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri. Bu organın, sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dış bölümü. Duvar, baca, şömine vb. yerlerde kulağa benzer çıkıntı. Saban kulağı.

Burun : Karanın, özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda, türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü. Bazı şeylerin ön ve sivri bölümü. Kibir, büyüklenme. Alınla üst dudak arasında bulunan, çıkıntılı, iki delikli koklama ve solunum organı.

Bölüm : Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Çağ, devir. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım.

Kalan : Bir çıkarmanın sonucu. Kalma işini yapan. Bölme işleminde bölünenden artan sayı. Artan, mütebaki.

 

Yanağına kan gelmek : Yüzü daha canlı ve renkli olmak, iyi beslenmekten dolayı gürbüz görünmek.

Yanağından kan damlamak : Çok sağlıklı olduğu benzinden anlaşılmak.

Yanak yanağa : Yanakları birbirine değecek kadar yakın olarak.

Yanaklı : Yan yüzeyinde şişkinlik olan (lastik). Yanağı olan.

Elma yanaklı : Sağlıklı. Yanağı kırmızı, parlak, canlı olan (kimse).

Lastik : Kauçuktan yapılmış ayakkabı. Korse. Bir tür esnek örgü. Kauçuktan yapılmış. Taşıtların jantlarına yerleştirilen, elastiki tekerlek bandajı. Uzun konçlu çorabın düşmesini önlemek için üst kısmına gelecek biçimde bacağa geçirilen esnek şerit. Ayakkabı üzerine giyilen kauçuktan pabuç. Esnek, ince kauçuk veya kauçuklu şerit. Kauçuktan yazı silgisi.

Tekerlekli : Tekerleği olan, tekerli.

Taşıt : Otomobil, tren, gemi, uçak gibi taşıma araçlarının ortak adı, nakil aracı, nakil vasıtası, vasıta.

Jant : Taşıtlarda, lastiklerin takıldığı tekerleğin çember biçimindeki bölümü, ispit.

Temas : Değme, dokunma, dokunuş, değinti. Buluşup görüşme, ilişki kurma, münasebet. Dokunma. Gidip gelme, ulaşım, bağlantı. Değinme, sözünü etme, bahsetme.

Yüzey : Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz.

Osmanlı : Düşündüğünü çekinmeden, açıkça söyleyen, bulunduğu toplulukta yetki sahibi olan. XIII. yüzyılda Osman Gazi tarafından Anadolu'da kurulan ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra dağılan büyük Türk imparatorluğunun uyrukları.

Yanak allığı : Yanağa sürülen çeşitli kırmızı renklerde boya.

Yanak bezleri : Yanak kasları arasında veya yanak kaslarıyla yanak mukozası arasında bulunan bezler, glandula bukkales.

Yanak siniri : N. mandibularis’ten ayrılan ve yanağı uyaran sinir, nervus bukkalis.

Yanak toplardamarı : Plexus pterygoideus ile v. facialis arasında uzanan toplardamar, vena bukkalis.

Yanak vuruşu : Tel başlığın sağ ya da sol yanak bölümüne kesici kılıçla yapılan vuruş.

Yanaklanmak : Pembeleşmek, kızarmak: Almalar yanaklanmaya başladı.

Yanaklık : Allık. Çamaşır yıkanan yer. Gelinlerin yanaklarına yapıştırılan süs. (Erenköy, İnönü -Eskişehir)

Diğer dillerde Yanak anlamı nedir?

İngilizce'de Yanak ne demek? : n. cheek, malar

Fransızca'da Yanak : joue [la], bajoues [la]

Almanca'da Yanak : n. Backe, Backen, Wange

Rusça'da Yanak : n. щека (F)