Yapışmak nedir, Yapışmak ne demek

"Yapışmak" ile ilgili cümle

  • "Dişlerine oltayı almış, tekrar küreklere yapışmıştı." - S. F. Abasıyanık
  • "Geri geri giderek duvara yapıştı."
  • "Niçin yalan söylüyor, bu zavallıya iftira ediyorsun diye kulağıma yapıştı." - Ö. Seyfettin
  • "Zarfın iyice yapışıp yapışmadığına o kadar dikkat etti ki..." - S. F. Abasıyanık
  • "Islanan tül gömleği pembe vücuduna yapıştı." - Ö. Seyfettin

Diğer sözlük anlamları:

Bulaşmak, kirli bir şey sürülmek.

Fransızca'da Yapışmak ne demek?:

happer

Yapışmak anlamı, tanımı:

Yapış yapış : Yapışmış. Yapışkan bir madde ile bulanmış. Nemli, rutubetli (hava).

Yapışma : Yapışmak işi. Boyanın uygulandığı yüzeye tamamen kuruduktan sonraki tutunma derecesi.

Yapış : Yapma işi.

Derisi kemiklerine yapışmak : Çok zayıflamak.

Dili damağına yapışmak : Çok susamak.

Ensesine yapışmak : Yakalayıp sıkıştırmak.

 

Eteğine yapışmak : Birinin koruyuculuğu altına girmek.

Eti kemiğine yapışmak : Çok zayıflamak.

Kene gibi yapışmak : İstenmediği hâlde birinin peşini bırakmamak, yakasını bırakmamak.

Kenet gibi yapışmak : Çok yakın dost olmak, sıkı fıkı olmak.

Yapışkan : Yapıştırıcı. Gitmek bilmeyen. Yapışma özelliği olan.

Madde : Bir cismi oluşturan öge, öz. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Molekül. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri. Para, mal vb. ile ilgili şey. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Duyularla algılanabilen nesne.

Ayrılma : Bir biçmeden geçen beyaz ışığın türlü renklerde görünmesi. Ayrılmak işi.

Biçim : Herhangi bir şeyin benzeri. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Biçme işi. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Tarz.

Yaklaşmak : Yakınlaşmak. Benzemek, andırmak, uygun olmak. Bir konuyu, bir sorunu ele alarak değerlendirmek. Arada az bir aralık kalacak biçimde ilerlemek, aradaki uzaklığı azaltmak veya büsbütün ortadan kaldırmak için ileri gitmek.

Değmek : Zevk veren şeyler hoşa gitmek. Herhangi bir nitelikte olmak. Değerinde olmak. Karşılık olmak. Eş değerde olmak. İstenilen yere düşmek, rast gelmek, isabet etmek. Aralık kalmayıncaya kadar birbirine yaklaşmak, dokunmak, temas etmek. Ulaşmak, erişmek.

 

Aralık : Portenin paralel çizgileri arasındaki boşluk. Tuvalet. Evin iki bölümü veya iki oda arasındaki dar geçit, geçenek, koridor. Borsada hisse senetlerinin alım satım emirlerinin verildiği süre. Basımcılıkta harfler veya satırlar arasındaki açıklık, espas. İki nota arasındaki perde uzaklığı. Yılın on ikinci ayı, ilk kânun, kânunuevvel. Toplu beden eğitiminde art arda dizilenleri ayıran açıklık. Ara. Yarı açık, tam kapanmamış. Bir sesi bir başka sesten, kalına veya inceye doğru ayıran uzaklık. Iğdır iline bağlı ilçelerden biri. Uygun, elverişli durum, fırsat.

İyice : İyiye yakın. Çok, adamakıllı. (iyi'ce) Tamamen. (iyi'ce) Gereği gibi, derinlemesine, ayrıntılarıyla.

Üzerine : -den sonra. Üstüne. -den dolayı. Hakkında. -den daha üstün.

Dokunmak : Tedirgin etmek, sataşmak. Almak, kullanmak, el sürmek. İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek, koymak, batmak. Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak. Sağlığını bozmak. Karıştırmak. Nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak, değmek, el sürmek, temas etmek. Dokuma işi yapılmak. Hafifçe değmek. İlişkin, ilgili olmak, değinmek.

Sıkıca : Sıkı bir biçimde.

Yakalamak : Tutturmak. Bir kimseyi hoşa gitmeyecek bir durumda bulmak, bir kimsenin suçu ortaya çıkmak. Birdenbire etkisi altına almak. Söz, bakış veya işareti fark etmek. Arayarak veya rastlantı sonucu bulup bağlantı kurmak. Bir kimsenin gitmesini engellemek, durdurmak. Avlamak, tuzakla ele geçirmek. Kaçan kimseyi ele geçirmek, derdest etmek. Aynı düzeye gelmek. Bir kimseyi veya bir şeyi elle tutmak.

Tutmak : Yaklaştırmak. Hizmetine almak veya kiralamak. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Bırakmamak. İzlemek. Kaplamak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Bağlamak. Ulaşmak, varmak. Avlamak. İş görebilmek. Sarmak, bürümek. Elde bulundurmak, ele almak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Hedef olarak almak. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Bir kimsenin yerini almak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Uğramak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Ele geçirmek, yakalamak. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Kapatmak, sarmak. Benimsemek, beğenmek. Denetimi ve yetkisi altına almak. Bir şey düşünmek. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Alacağa veya vereceğe saymak. Beklenen sonucu vermek. İşgal etmek. Başlamak. Sürmek, zaman almak. Kullanmak. Sunmak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Varsaymak, farz etmek.

Sarılmak : Kollarını dolamak, kucaklamak. Büyük bir istekle kendini vermek, benimsemek. Bir şeyin üzerine bir veya birkaç kez dolanmak. Sarma işi yapılmak. Hemen yapmaya koyulmak, girişmek. Bütün gücü ile ele almak.

Başı : Resim klişesi, dökme harf, taş kalıp kullanarak makine yardımı ile kâğıt, bez vb.ne yazı, resim, çıkarma işi, tab, edisyon.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

Yakından : Çok dikkatli, titiz bir biçimde. Yakın bir yerden, yakın olarak.

İzlemek : Belirli bir yönde gitmek. Belirli bir tutum, davranış veya düşünceyi benimsemek. Herhangi bir olayla ilgilenmek. Gözlemek, incelemek. Birinin veya bir şeyin arkasından gitmek, takip etmek. Eğlenmek, görmek, öğrenmek için bakmak, seyretmek. Zaman, süre, sıra vb. bakımından gelmek, arkasından gelmek, arkasında olmak. Bir olayın gelişimini gözden geçirmek. Bir şeye uymak, bağlı olmak.

Diğer dillerde Yapışmak anlamı nedir?

İngilizce'de Yapışmak ne demek? : v. adhere, cleave, clench, clinch, cling, clutch, cohere, conglutinate, fasten on, glue, seize, stick

Fransızca'da Yapışmak : adhérer, happer, s'attacher, se raccrocher à

Rusça'da Yapışmak : v. приклеиваться, клеиться, склеиваться, слипаться, приставать, прилипать, липнуть, прицепляться, сцепляться, льнуть, хвататься, хватать, прикасаться, прижиматься, облегать, облеплять, обтягивать, привязываться, приступать, приклеиться, склеиться, слипнуться, пристать, прилипнуть, прицепиться