Alın nedir, Alın ne demek

"Alın" ile ilgili cümleler

  • "Güneşin alnında durma."

Alın hakkında bilgiler

Alın yüzün bir parçasıdır ve kaşların üstünden saç bitimi başlangıcına kadar olan bölgeyi kapsar.

Alın derisinin hemen altında yağ dokusu ve bunun da altında kaslar vardır. Bu kaslar mimik kaslar grubundandır.

Alın kemiği içinde küçük bir çift kanalla burun boşluğuna açılan bir çift odacık (sinüs) mevcuttur. Baş ağrılarının birçok türü alın bölgesinde hissedilir. Bu ağrılar sinüziten kaynaklanabileceği gibi; göz, beyin ve sinir sistemine ait de olabilir.

Alın ile ilgili Cümleler

  • Kırk-dört Amerikalı başkanlık yemini için şimdi götürüldü. Bu sözler yükselen refah gelgitleri ve durgun barış suları sırasında konuşulmaktadır.Ama, bazen, yemin toplanan bulutlar ve hiddetlenen fırtınalar arasında alınır.Bu anlarda, Amerika sadece yüksek ofistekilerin başarısı ve görüntüsü için değil fakat aynı zamanda atalarımızın idaellerine ve bulunan dökümanlara sadık kalan biz insanlardan dolayı sürdürdü.
  • Bir kelime başka dilden ödünç alındığı zaman, sık sık aynı anlama sahip olarak başlar; ancak her iki dilde de sürekli kullanımı ile, şimdi ayrı kelimeler farklı çağrışımları artırabilir.
  • Hocam tezimi hemen onaylıyor o arada annemin diş problemi oluyor onun kaplaması değişirken doktorumuz birinin işe alınacağını söylüyor ben araştırıp tezde bana yardım eden kızı öneriyorum sonra sohbetimiz ilerliyor tezde bana yardım edeceğini söylüyor yardım ediyor ve okul bitiyor neyse ondan sonra atamalar açıklanıyor ben bana yardım edeni değil sevdiğimin hayatını kurtarmak istiyorum onu unutuyor muyum acaba?
  • Kırımtatar ve Azerbaycan Türkçesi cümlelerime güvenmeyenler, ana dilindeki sitelerden doğrudan alıntı yapmama izin vermedikleri için hep kendi içlerini şüpheyle yiyecekler.
  • Adalet bir ülkenin kurucu milletini örselemek onu zarara uğratmaksa adalet, adalet dünyada etnik milliyetçiliği körükleyip ülkelerde iç savaş çıkarmaksa adalet, adalet zenginin daha da zenginleşmesi fakirin hep fakir kalmasıysa adalet, adalet bir insanı toplum içerisinde küçük düşürmeye çalışmaksa adalet, adalet bir insanın cinsel eğilimlerine göre onu yargılayıp küçük görmekse adalet, adalet parayla satın alınabiliyorsa adalet, işte bu adaletler yerin dibine batsın.
  • Bizler dijital bir çağda yaşıyoruz ve istediğimiz her bilginin de bize bir yerlerde, yazılı olarak bir kitap, kütüphane ya da bir veritabanı aracılığıyla erişilebilir olduğunu düşünmükten zevk alıyoruz. Ne var ki bu gerçek olmaktan uzak bir durum; dillerin büyük bir kısmı hiçbir zaman ne yazıldı ne de kayıt altına alındı.
  • Shiritori oyunu senden önceki kişi tarafından konuşulan kelimenin son sesinin alınmasıyla ve sonra bir sonraki kişinin o sesle başlayan bir kelime aramasıyla oynanır.
  • "İstediğiniz tüm toprakları alın " dedi Aborjin şefi. "Oh hayır," dedi İngiliz general, "Biz sadece bir ada alacağız" "Ve hangi adayı ?" diye sordu Aborjin şefi. "Sadece Avustralya" diye yanıtladı İngiliz general.
  • Eğer hastalığa konulan teşhis yanlışsa, tabip ne kadar usta, hastane ne denli mükemmel olursa olsun, uygulanan tedaviden sağlıklı sonuç alınamaz.
 

Alın kısaca anlamı, tanımı:

 

Alın damarı çatlamış : Ar damarı çatlamış.

Alna yazılan başa gelir : "kişi, kaderi ne ise onu görür" anlamında kullanılan bir söz.

Alnı açık yüzü ak : Çekinecek hiçbir durumu veya ayıbı olmayan.

Alnına kara sürmek : Bir kimsenin haksız yere kötü tanınmasına yol açmak.

Alnında yazılmış olmak : Bir olayın, kişinin başına gelmesini Allah yazmış olmak.

Alnından öpmek : Beğenmek, takdir etmek.

Alnını karışlamak : Küçümseyerek meydan okumak.

Alnının akıyla : Ayıplanacak bir duruma düşmeden, şerefiyle başarı göstermiş olarak.

Alnının kara yazısı : Kötü kaderi, kötü talihi.

Alın çatı : İki kaşın arası, alnın ortası.

Alın teri : Emek.

Alın yazısı : Yazgı.

Alnı açık : Hesap verebilecek durumda olan, dürüst.

Alın teri dökmek : Çok emek vermek, zahmetli bir iş görmek.

Alın teri ile kazanmak : Hak ederek, çalışarak, emek vererek kazanmak.

Alın yazısı değişmez : "kişi ne yaparsa yapsın kaderini değiştiremez" anlamında kullanılan bir söz.

Alındı : Para vb. bir şeyin teslim alındığını gösteren belge, makbuz.

Alındılı : Postaya ek ücret ödenerek alındı karşılığında verilen ve alıcısına ulaştırılması üstlenilmiş olan (mektup, paket vb.), taahhütlü.

Alıngan : Çabuk gücenen, kırılan.

Alınganlık : Alıngan olma durumu.

Alınlık : Yapılarda cephe süsü. Kadınların alınlarına taktıkları altın veya gümüşten süs eşyası.

Alınma : Alınmak işi.

Alınmak : Elde edilmek. Uyarlanmak. Alma işi yapılmak. Bir sözün, bir davranışın kendisine söylediğini veya yapıldığını sanarak incinmek, kırılmak.

Alıntı : Bir yazıya başka bir yazarın yazısından alınmış parça, aktarma, iktibas. Başka bir dilden alınmış kelime.

Alıntılama : Alıntılamak işi.

Alıntılamak : Bir yazıya başka bir yazarın yazısından cümle veya cümleler almak, alıntı yapmak, aktarmak, iktibas etmek.

Acele ile menzil alınmaz : "ivmekle daha çabuk sonuç alınır sanılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Açığa alınma : Açığa alınmak işi.

Açığa alınmak : Belirli bir süre işten el çektirilmek.

Ağza alınmaz : Söylenmesi ayıp, çirkin (söz, küfür).

Al giymedim ki alınayım : "bu işle hiçbir ilgim olmadığı için söylenen sözleri kendi üzerime almadım" anlamında kullanılan bir söz.

Alı alına moru moruna : Sağlıklı, kanlı canlı.

Arkası alınmak : Sona erdirilmek, bitirilmek, bir yerde durdurulmak.

Askere alınmak : Askerlik ödevini yapmak için er eğitim merkezine gönderilmek.

Devreye alınmak : İşin içine girmesi sağlanmak.

Ele alınır : Oldukça iyi, işe yarar.

Ele alınmaz : Çok kötü, berbat.

Ölümle öç alınmaz : "düşmanların ölümünden sevinç duymak insanlığa yakışmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Üstüne alınmak : Bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak.

Üzerine alınmak : Üstüne alınmak.

Bölüm : Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Çağ, devir.

Ocak : Ev, aile, soy. Yılın birinci ayı, kânunusani. Bahçelerde veya bostanlarda her tür meyve ve sebze tohumu veya fidesinin dikimi için ayrılmış toprak çukuru. Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer. Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer. Kahvelerde, kuruluşlarda çay, kahve vb.nin yapıldığı yer. Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer. Halk hekimliğinde bir önceki kuşaktan el verme suretiyle aktarılan bilgileri kullanarak belirli bir şikâyeti veya hastalığı iyileştirdiğine inanılan aile. Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan, pişiren, kaynatan, eriten araç veya alet. Yeniçeri teşkilatını oluşturan odalardan her biri. Şömine.

Türlü : Çeşitli sebzelerle pişirilen yemek. Çok çeşitli özellikleri olan, çeşit çeşit, muhtelif.

Ayak : Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Halk edebiyatında uyak. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Göl ayağı. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri. Basamak. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Bacak. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Vücudun belden aşağı bölümü.

Galeri : Maden ocaklarında açılan yer altı yolu. Sanat eserlerinin veya herhangi bir malın sergilendiği salon. Otomobil alınıp satılan yer. Bir yapının birçok bölümünü aynı katta birbirine bağlayan içten veya dıştan yapılmış geniş geçit.

Baca : Su yolu, lağım, maden ocağı vb. yer altı yapılarının hava deliği. Çatı penceresi. Dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan yol.

Kuyu : Su katmanına varıncaya kadar derinliğine kazılan, genellikle silindir biçiminde, çevresine duvar örülen, suyundan yararlanılan çukur. İçinden çıkılamayan durum veya yer. Toprağa kazılan derince çukur. Yer altındaki iş yerlerine ulaşmak için açılmış ve kesit boyutları derinliğine oranla sınırlı, düşey veya düşeye yakın bağlantı yolu.

Parça : Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Müzik eseri. Pasaj. Nesne. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Güzel, alımlı kız veya kadın. Tane.

Bazı : Bazen. Birtakım, kimi.

Ön : Bu sayıyı gösteren 10 ve X rakamlarının adı. Dokuzdan bir artık. Dokuzdan sonra gelen sayının adı.

Karşı : Karşıt, zıt, muhalif. Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi. Bulunan yere göre önde, ileride olan. Ön, kat, huzur. -e doğru. Karşılık olarak, mukabil. İçin, hakkında. Yüzünü bir şeye doğru çevirerek. Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı.

Diğer dillerde Alın anlamı nedir?

İngilizce'de Alın ne demek? : [Alin] v. exchange, take, get, buy, receive, accept, take in, seize, capture, conquer, pick up, gain (weight), put on (weight), admit, assume, borrow, collect, come in, divest smb. of, draw, enter on, enter upon, enucleate, excise, extract, fetch, garner

adj. frontal, at the front, pertaining to the forehead

n. forehead, upper part of the face below the hairline and above the eyebrows, brow, front; frontlet, forehead of an animal, tympanum, middle ear (Biology)

Fransızca'da Alın : front [le]

Almanca'da Alın : n. Stirn

Rusça'da Alın : n. лоб (M), фронт (M)

adj. лобный