Bahri nedir, Bahri ne demek

Bahri; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Denizle ilgili.
  • Uzun boyunlu, sivri gagalı, boynunun önü ve göğsü parlak beyaz olan, alçaktan ve hızlı uçan, suya bağımlı bir tür kuş (Podiceps cristatus)

"Bahri" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Deryalarda yüzer bahri / Doldur ver içeyim zehri" - Karacaoğlan

Bahri hakkında bilgiler

Bahri (Podiceps cristatus), batağangiller (Podicipedidae) familyasından tümüyle suya bağımlı, uzun boyunlu ve sivri gagalı bir kuş türü.

Boynunun önü ve göğsü parlak beyazdır. Yazın üzerinde tüy demetleri bulunan eşsiz siyah bir tepesi ve kestane kızılı ve siyah geniş süs tüylerine sahip beyaz bir yüzü vardır. Kışın süssüz gri-kahverengi ve beyaz renklidir. Siyah başlığı ile sürmesi arasında beyaz bir çizgi bulunur. Alçaktan ve hızlı uçar, uçarken başı ve boynu kanatlarındaki büyük beyaz lekeleri gösterecek şekilde uzatır ve aşağı doğru sarkar ve ayaklarını geriye uzatır.

Bahri anlamı, tanımı:

Boyunlu : Boynu olan.

Sivri : Ucu keskin ve batıcı olan. Genel tutumun veya geleneklerin dışında kalan, göze batıcı özelliği olan, aşırı. Palamut. Ucuna doğru gittikçe incelen.

Gagalı : Gagaburun. Gagası olan.

 

Parlak : Göze çarpacak kadar başarılı. Yüzü güzel (oğlan). Temiz ve ışıklı. Parlayan, ışıldayan.

Beyaz : Beyaz ırktan olan kimse. Bu renkte olan. Baskıda normal karalıkta görünen harf türü. Beyaz zehir. Ak, kara, siyah karşıtı.

Alçak : Kısa (boy). Aşağıda olan, yüksek olmayan (yer). Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain. Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı.

Bağımlı : Sigara, uyuşturucu madde vb. kötü alışkanlıklara aşırı derecede düşkün, müptela. Başka bir şeyin istemine, gücüne veya yardımına bağlı olan, özgürlüğü, özerkliği olmayan, tabi. Bir kimseye veya şeye maddi veya manevi yönden aşırı bağlı olan.

Bahriye : Bir devletin deniz güçlerinin ve kuruluşlarının bütünü.

Bahriye çiftetellisi : Hareketli bir halk oyunu ve ezgisi.

Bahriyeli : Deniz Harp Okulu öğrencisi. Deniz Kuvvetlerine bağlı asker.

Deniz : Aydaki düzlükler. Bu su kütlesinin belirli bir parçası. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi. Çokluk, yoğunluk. Geniş alan.

Familya : Aile. Birçok ortak özelliği sebebiyle bir araya getirilen cinslerin topluluğu, fasile. Karı, eş.

Demet : Uzunlamasına birbirine bitişik olarak bir arada bulunan sinir ve kas telleri topluluğu. Bitki veya çiçek destesi. Bir atomun parçalanmasından doğan elektriklenmiş taneciklerin yörüngelerinden oluşan ışık topluluğu. Üstün yapılı bitkilerde öz suların akmasına yarayan, bitkiye desteklik eden damarlı veya lifli kordon. Bağlanarak oluşturulmuş deste, bağlam.

Eşsiz : Eş bulamamış, eşinden ayrılmış veya yanında eşi olmayan. Eşi benzeri olmayan veya eşi benzeri görülmemiş olan.

 

Siyah : Kara, ak, beyaz karşıtı. Bu renkte olan. Baskıda başka harflerden daha kalın görünen harf türü.

Tepe : Bir şeyin en üstteki bölümü. Yüksekliği genellikle birkaç yüz metreyi geçmeyen, çok kez tek başına, yamaçları yatık yer biçimi. Birinin yanı başı, baş ucu. Çokgende veya çok yüzlüde köşelerden her biri. İkizkenar bir üçgende eşit kenarların kesişme noktası. Bakışım ekseni bulunan bir eğrinin veya yüzeyin bu eksenle kesişme noktalarından her biri. Bir yerin, bir nesnenin vb.nin üstü, hizası. Başın üst, kafatasının iki kulak arasında kalan bölümü.

Kestane : Kestane rengi. Bu ağacın yenebilen kabuklu meyvesi. Kayıngillerden, ılıman iklimlerde yetişen, 25-30 metre kadar boylanabilen, kerestesi doğramacılıkta kullanılan bir orman ağacı (Castanea sativa).

İlgili : İlgilenmiş olan, ilgisi bulunan, alakalı, alakadar, müteallik.