Cephe nedir, Cephe ne demek

Cephe; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Bir şeyin veya yapının ön tarafta bulunan bölümü.
  • Üzerinde savaşın sürdüğü bölge
  • Yan, yön, taraf.
  • Farklı ısıdaki iki su kütlesi arasındaki sınır.
  • Belli bir düşünce, istek çevresinde sağlanan beraberlik.
  • Yerde veya daha yükseklerde sıklık, sıcaklık bakımından iki ayrı hava yığınının karşılaştıkları yer.

"Cephe" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Hakikatin binbir cephesi ve başka başka görünüşleri yok mudur?" - A. Ş. Hisar
  • "Başını kaldırarak köşkün karanlık cephesine baktı." - P. Safa

İngilizce'de Cephe ne demek? Cephe ingilizcesi nedir?:

front

Almanca'da Cephe ne demek?:

front

Fransızca'da Cephe ne demek?:

front

Cephe kısaca anlamı, tanımı:

Cephe açmak : Savaş olmayan bir bölgede, savaşa hazırlanmak ve başlamak.

Cephe almak : Hasım durumu takınmak, bir düşünceye karşı olmak, direnmek.

Cepheden cepheye koşmak : Durmadan değişik cephelerde savaşmak, yılmak bilmemek.

Cepheden hücuma geçmek : Dolaşık yollara sapmadan doğrudan doğruya konuyu ele alarak birine karşı çıkmak veya mücadeleyi açıktan açığa yapmak.

Cephelenme : Cephelenmek işi.

Cephelenmek : Cephe oluşturmak.

Cepheleşme : Cepheleşmek işi.

Cepheleşmek : Farklı düşünce ve istekler çerçevesinde zıt birlikler oluşturmak.

 

Cepheli : Yönlü, taraflı.

Taraf : Yöre, yer. Bir şeyin belli bölümü, kısmı. Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri. Yön, yan, doğrultu. Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi.

Bölüm : Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Çağ, devir. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı.

Düşünce : Niyet, tasarı. Dış dünyanın insan zihnine yansıması. Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, ide, idea. İlke, yönetici sav. Tasa, kaygı, sıkıntı.

İstek : İstek ve niyet kavramı veren isteme kipi. Belirli bir gereksinimi karşılayacağı düşünülen nesne veya duruma karşı duyulan özlem, arzu. Yerine getirilmesi başkasından istenilen şey, talep. Bir şeye duyulan eğilim, arzu, şevk.

Çevre : Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit. Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi. Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Yağlık.

 

Beraberlik : Birliktelik. Baş başa kalma durumu. Başa baş kalma durumu.

Savaş : Bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek amacıyla girişilen mücadele. Devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştikleri silahlı mücadele, harp, cenk, cidal. Uğraşma, kavga, mücadele.

Yan : Üst. Yer. Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri. Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü, profil. Sağ ve solun ortak adı, yön, taraf, cihet. İkinci derece olan. Tali. Birlikte, beraberinde olma. İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri. Bir tarafa yönelerek. Üstte, altta, arkada veya önde olmayan. Futbol veya hentbolda, topun, alanın yan çizgileri dışına çıkması, taç. Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri.

Yön : Belli bir noktaya göre olan yer, taraf. Tutulacak, izlenecek yol. Bir şeyin belli bir noktaya baktığı yan, veçhe. Bir yere gitmek için izlenen yol, cihet, istikamet.

Üzerinde : Üstünde. ... ile ilgili, üzerine.

Bölge : Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka. Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye.

Cephe duruşu : Vücudun, yerde ya da bir araçta, yüz yere dönük, yalnız ellerde ve ayak uçlarında dayalı ya da gerili bulunduğu durum.

Cephe gerisi : Savaş alanının gerisinde kalan bölge. İlgili cümle: "“Atılmış portakal kabukları üstüne üşüşen şiş karınlı çocuklar, ekmek artığı kemiren iskelet kadınlar, ilk defa burada bize cephe gerisinin ızdırabını haber verdi.”" F. R. Atay.

Cephede sıçrama : Cephe duruşunda, el ve ayaklarla aynı süre içinde yeri iterek bir an havada kalma.

Cephe ile ilgili Cümleler

  • Sokağın sonunda sol köşedeki tuğla cepheli beyaz bir evde yaşıyorlar.
  • Şu anda Erivanlı emekli Gregory Tepoyan Zafer Günü kutlaması için Moskova'ya yaya gidiyor. Bu yürüyüş iki bin kilometreden fazla olan, o cephede herkese ölmüş adamıyor. Ailesinde beş erkek savaştan geri dönmedi, babası da dahil.
  • Batı cephesinde yeni bir şey yok.
  • Doğa bütün cephelerde saldırı altında.
  • Batı Cephesi'nde yeni bir şey yok.
  • Onlar ona karşı cephe oluşturdular.
  • Başarabilirlerse cepheyi genişletmiş olacaklar.

Diğer dillerde Cephe anlamı nedir?

İngilizce'de Cephe ne demek? : adj. front line

n. front, front line, frontispiece, face, facade, aspect, exposure

Fransızca'da Cephe : front [le], façade [la], camp [le], clan [le]

Almanca'da Cephe : n. Front

Rusça'da Cephe : n. фасад (M), фронт (M)

adj. лицевой, фронтальный