Gıgırmak nedir, Gıgırmak ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Boğazdan boğuk boğuk ses çıkarmak.

Soğuktan titremek, üşümek.

Gıgırmak anlamı, kısaca tanımı

Gıgı : Çocuk dilinde çene altı

Boğuk boğuk : Olgunlaşmamış, ham meyve için: Ayvala daha ermemiş, boğuk boğuk.

Çıkarmak : Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Sonunu getirmek. Hatırlamak. Bulmak, ortaya koymak. Yapmak, üretmek. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Boşaltmak. Sunmak. Göstermek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Gidermek. Fotoğraf çektirmek. Resim yapmak. Söylemek. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Sağlamak, elde etmek. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Yayımlamak. Yollamak, göndermek.

Titremek : Küçük ve hızlı salınım hareketleri yapmak. Çok üşümek. Kaslar hızlı küçük kasılmalarla sarsılmak. Işığın aralıklı olarak gücü azalıp çoğalmak. Birinden veya bir şeyden korkmak, korkuya kapılmak. Ses kısık ve kesik çıkmak.

Titreme : Titremek işi.

Çıkarma : Çıkarmak işi, emisyon. Düşman kıyılarına gemi, bot vb.nden asker indirme, asker çıkarma. Dört işlemden biri, çıkarmak işlemi, tarh.

 

Üşümek : Isı yokluğundan, azlığından veya ısı kaybından etkilenmek, soğuğun etkisini duymak.

Titrem : Ton.

Üşüme : Üşümek iş.

Titre : Titrasyon ile tayin edilen çözelti içinde çözünmüş maddelerin derişimi. Standart çözeltideki bileşik veya elementin g/mL cinsinden değeri. Hidrolizlenen yağ asitlerinin sabunlaşma noktası. Bir materyalde bulunan antikor veya toksin gibi bir maddenin hâlen belirlenebilen en üst seyreltinin tersi. Bir eriyikte veya belirli bir miktar örnekteki etkenin sayısı.

Boğaz : Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluşturan organlar, imik, kursak. Yiyeceği içeceği sağlanan kimse. İki kara arasındaki dar deniz. İki dağ arasında dar geçit. Yeme içme. Şişe, güğüm vb. kaplarda ağza yakın dar bölüm. Yedirip içirme yükümü, iaşe.

Boğuk : Kısılmış (ses).

Çıkar : Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat, yarar.

Soğuk : Isısı düşük olan, sıcak karşıtı. Üşütecek derecede ısısı olan. Duygudan, sevgiden yoksun olan, yakın ve içten olmayan, ilgisiz. Sevimsiz ya da yersiz, antipatik. Isının üşütecek kadar az veya düşük olması durumu. Cinsel istek duymayan. İlgisiz, sevimsiz bir biçimde veya memnuniyetsizliğini belli ederek.

Çıka : Kız çocuğu. Yaramaz çocuk.

Titr : San.

Boğu : Deste, demet, tutam. Sofrabezi. Nişanlı kız tarafından erkeğe gönderilen hediye bohçası. Buhar, buğu.

Boğa : Damızlık erkek sığır. Zodyak üzerinde Koç ile İkizler arasında yer alan takımyıldızın adı, Sevir.

Ses : Kulağın duyabildiği titreşim, seda, ün. Herhangi bir davranış, tutum karşısında uyanan ruhsal tepki. Akciğerlerden gelen havanın ses yolunda oluşturduğu titreşim. Duygu ve düşünce. Aralarında uyum bulunan titreşimler.

Diğer dillerde Gıdasal indigesyon anlamı nedir?

İngilizce'de Gıdasal indigesyon ne demek ? : nutritional indigestion