Kavkaz nedir, Kavkaz ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Çürümeğe yüz tutmuş çam gövdesi.

Kuru bitki sapı.

Tahta rendelerken dökülen kırıntı, talaş.

Kavkaz kısaca anlamı, tanımı

Kavka : Kavga

Kavkazlık : Dikenlik, otluk yer.

Kırıntı : Bir şeyden ayrılan küçük parça. Eser, iz, belirti. Kurumak için kesilip yerde bırakılan odun. Küçük kalıntı.

Çürüme : Çürümek işi.

Bitki : Bulunduğu yere kök vb. organlarıyla tutunan, çoğunlukla fotosentez sonucu yaşam için gerekli bileşenleri oluşturan, birçoğu spor veya tohum aracılığıyla döl vererek çoğalan bir veya çok yıllık, otsu, odunsu canlıların genel adı, nebat.

Tahta : Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası. Bu ağaçtan yapılmış. Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh. Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç. Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. Kara tahta.

Rende : Tahta yüzeyleri pürüzsüz duruma getirmek, biçim vermek için marangozların kullandığı araç. Üzerinde küçük delik ve kesici çıkıntıları bulunan, peynir, soğan, havuç vb.ni ufak parçalara ayırmak için kullanılan mutfak aleti. Bu aletle ufak parçalara ayrılmış şey.

Talaş : Testere ile biçilen veya rende, matkap, törpü ve benzerleri araçlarla işlenen bir şeyden dökülen kırıntılar. 1.Mısır koçanlarının dış kabukları. 2.Durgun suların üstünde toplanan yosunlu katman. 3.Kamış. Şişman kişi : Talaş adam kendini çekemiyor. Üzüntü, kuruntu. Kabağın çekirdekli iç bölümü. Telaş, endişe. Gösteri alanını gösteri sırasında çabucak temizlemekte kullanılan talaş.

 

Kırın : Oyun, raks.

Gövde : Bir şeyin asıl bölümü. Ad ve fiil köklerinden yapım ekleriyle türetilmiş kelime. Ağaç ve bitkilerin dallarının dışında kalan ana bölümü. Kesilmiş hayvanın, sakatatı alındıktan sonraki durumu. Hayvanlarda baş, ayak ve kuyruktan geri kalan bölüm. İnsan bedeninde baş, kol ve bacaklar dışında kalan bölüm.

Sapı : Sarp, insan ve yol uğramayan yer.

Tala : 1.Tarla. 2.Ormanların ortasındaki boş, ağaçsız yerler. 3.Dağ sırtlarındaki basamaklar. Ufak dalgacıklar. Bulut parçaları. Kırkılmış koyun, keçi. Dalgıç. Kumar oynayanlardan alınan kağıt yıpranma parası. Tarla.

Taht : Hükümdarların oturduğu büyük, süslü koltuk. Hükümdarlık makamı, hükümdarlık.

Kırı : Eşek yavrusu, sıpa.

Kuru : Suyu, nemi olmayan, yaş ve nemli karşıtı. Katıksız, yanında başka şey olmayan (yiyecek). Zayıf, çelimsiz, arık, sıska, kaknem. Canlılığını yitirmiş (bitki). Daha sonra kullanılmak için kurutulmuş, taze ve yeşil karşıtı. Heyecanı, tadı olmayan, tekdüze. Kuru fasulye. Salgısı olmayan. Etkisi ve sonucu olmayan. Döşenmemiş, çıplak. Yağış almayan veya üzerinde bitki olmayan. Akıcı olmayan, duygudan yoksun.

Yüz : Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı. Nedeniyle, sebebiyle. Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılmış olan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz. Kesici araçlarda ağız. Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş. Bu sayıyı gösteren 100 ve C rakamlarının adı. Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret. Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf. Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat. Yüzey. Utanma. Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü. On kere on, doksan dokuzdan bir artık. Yan, taraf. Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin her biri.

 

Diğer dillerde Kavite anlamı nedir?

İngilizce'de Kavite ne demek ? : cavity