Kazı nedir, Kazı ne demek

Madencilik terimi olarak kelime anlamı:

kazı (II)

kazı (I)

Tarih'teki anlamı:

Eski yapı kalıntılarını bulmak için kazıbilimcilerce toprağın belli kurallara ve yöntemlere göre kazılıp araştırılması.

Bilimsel terim anlamı:

madencilik: Töz, kömür ya da taşı yatak içinden koparma ve buna bağlı olarak yapılmış olan ocak açma, ocakları doldurma, ateşleme işlemlerinin tümü.

bayındırlık: Toprakta yatay ve düşey yarıklar açıp bu yarıklar arasında kalan toprak parçasını kamalar yardımıyla kaldırarak yapılmış olan toprak düzenleme yöntemi.

mimari: Çok derin olmayan yarıklar açarak yapılmış olan bezeme türü.

kazıbilim: Araştırma yapmak amacıyla toprağı kazma işi.

İngilizce'de Kazı ne demek? Kazı ingilizcesi nedir?:

excavation, stopping, digging, cutting, stoping

Kazı hakkında bilgiler

Arkeolojik kazı ya da kısaca kazı, asırlarca toprak ya da su altında kalan ya da başka kültür kalıntılarınca örtülen her türlü arkeolojik yapı, belge ve diğer kalıntıları arkeolojik sit alanında arkeoloji bilimine uygun biçimde günyüzüne çıkarmak için yapılmış olan kazma işlemidir. Arkeolojik kazılar alan arkeolojisi adı verilen özel bir çalışma alanına girer.

 

Kazı ile ilgili Cümleler

  • O, eve girmeden önce ayakkabılarını kazıyarak temizledi.
  • Arkadaşımdan kazık yedim. Taksi parasını ben ödedim.
  • Rostok'u bulursam kazık vercem ona oynasın.
  • Kazıklar yüksekti.
  • Kazı sırasında insan kalıntıları bulundu.
  • Çevir kazı yanmasın hain kardeşler.
  • Kazıklanmamanız lazım.
  • Vezir, İsa ve çocuklarını kazıklamaya devam ediyor mu?
  • Hacı çevir kazı yanmasın internet bana çok lazım he mi?
  • Bir dahaki sefere kazık atmaya çalıştığınız adamları daha dikkatli seçersiniz canım, değil mi?

Kazı tanımı, anlamı:

Kazma : Kazılarak yapılmış. Kazmak işi. Kaba, görgüsüz (kimse). Toprağı kazıp kaldırma, düzeltme vb. işlerde kullanılan ağaç saplı demir araç.

Altın : Atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,9 olan, 1064 °C'de eriyen, kolay işlenen, yüksek değerli, paslanmaz element, zer (simgesi Au). Altından yapılmış sikke. Bu elementten yapılmış. Üstün nitelikli, değerli.

Çıkarmak : Sonunu getirmek. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Göstermek. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Sağlamak, elde etmek. Yayımlamak. Fotoğraf çektirmek. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Yollamak, göndermek. Bulmak, ortaya koymak. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Boşaltmak. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Sunmak. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. Resim yapmak. Söylemek. Hatırlamak. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Yapmak, üretmek. Gidermek.

 

Kazı bilimi : Tarih öncesi ve eski çağlardan kalma eserleri tarih ve sanat açısından inceleyen bilim, arkeoloji.

Kurtarma kazısı : Yeni kurulacak olan baraj, göl, yerleşim yerleri vb. yapıların arazileri içinde bulunan, tarihsel değeri olan eserlerin çıkarılması amacıyla yapılmış olan kazı.

Temel kazısı : Temel atmak için yapılmış olan kazı işleri.

Kazı bilimci : Arkeoloji ile uğraşan kimse, arkeolog.

Kazı bilimsel : Arkeoloji ile ilgili, arkeolojik.

Kazı koz anlamak : Söylenen şeyi çok yanlış anlamak.

Kazığa vurmak : Bir kimseyi yere dikilmiş ucu sivri bir kazığa oturtarak öldürmek.

Kazık : Genellikle yağlı güreşte, güreşçinin, elini hasmının kispeti içine sokarak yaptığı oyun. Direk, sopa. Yapıların temelinde kullanılan, toprağa çakılan veya toprak içine giren tahta, maden veya betonarmeden silindir, prizma vb. biçimindeki uzun parça. Toprağa çakılmak için hazırlanmış, ucu sivri demir veya ağaç. Aldatma. Çok zor (soru, sınav vb.). Kazığa oturtarak uygulanan öldürme cezası. İnsanı üzerine oturtarak öldürdükleri, yere dik çakılmış sivri uçlu odun veya şiş.

Kazık atmak : Aldatmak, kazıklamak.

Kazık dikmek : Devamlı kalmak, ebediyen yaşamak.

Kazık fren : Ani ve sert yapılmış olan fren.

Kazık gibi : Dimdik. sert mizaçlı, kaba saba, inceliği olmayan.

Kazık kadar : Kocaman (kimse).

Kazık kök : Havuçta olduğu gibi toprağa dikine giren koni biçiminde kök. Toprağın içinde derinlere doğru dik bir biçimde gelişen, üzerinden çıkan ikincil yan kökleri çoğunlukla az olan kök.

Kazık marka : Çok pahalı.

Kazık yemek : Aldatılmak, kazıklanmak.

Kazık yutmuş gibi : Baston yutmuş gibi.

Kazıkazan : Kart kazındığında üzerinde yazılı olan ödülü kazanmaya dayalı bir tür talih oyunu. Kart kazındığında aynı tutardan üçünü bir arada bulma esasına dayalı bir tür talih oyunu.

Kazıkçı : Alışverişte aldatan, pahalı mal satan kimse.

Kazıkçılık : Kazıkçı olma durumu.

Kazıklama : Kazıklamak işi.

Kazıklamak : Kazık cezasına çarptırmak. Bir tarla veya arsanın sınırını belirtmek için kazık çakmak. Bir malı, bir kimseye değerinden çok pahalıya satmak, alışverişte aldatmak.

Kazıklanmak : Bir malı değerinden çok pahalıya almak, alışverişte aldatılmak. Kazığa oturtulmak.

Kazıklı : Kazığı olan, kazıkla desteklenmiş olan.

Kazıklı humma : Tetanos.

Kazıl : Kıldan bükülmüş, çuval dikmekte kullanılan ip, sicim.

Kazılış : Kazılma işi.

Kazılma : Kazılmak işi.

Kazılmak : Kazma işi yapılmak.

Kazım : Kazma işi.

Kazıma : Vücutta boşluklar içinde bulunan yabancı cisimleri, hasta veya zararlı sayılan dokuları kazıyarak almak, kürtaj. Kazımak işi.

Kazıma resim : Bu teknikle yapılmış olan resim, gravür. Ağaç, metal veya taş bir yüzeye ayrı katlar hâlinde değişik renkli boyalar sürüldükten sonra, üstteki katları yer yer kazıyarak alttaki renklerden yararlanma tekniği, gravür.

Kazımak : Sertçe ovmak. Tıraş etmek. Aslını, kökünü ayrıntılı bir biçimde araştırmak. Bir araç kullanarak silmek, çıkarmak. Metal bir yüzey üstüne sert bir araçla şekil çizmek, yazı yazmak, nakşetmek. Bir aleti sürterek bir şeyin yüzündeki tabakayı kaldırmak. Vücuttaki yabancı bir cismi hasta, zararlı veya istenmeyen bir organı almak, temizlemek, yok etmek.

Kazımık : Süt, muhallebi ve yemek pişerken tencerenin dibinde yanan yapışkan bölüm.

Kazın ayağı öyle değil : "bir sorun, bir durum sanıldığı gibi değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Kazınma : Kazınmak işi.

Kazınmak : Varı yoğu, elindeki bütün parası alınmak veya çalınmak. Kendi kendini kazımak. Kazıma işi yapılmak. Derisini kazır gibi kaşımak. Derisi yüzülürcesine tıraş olmak. Her tarafı iyice temizlemek.

Kazıntı : Kâğıtta kazıma izi. Kazıyarak çıkarılan parça.

Kazıntılı : Kazıntısı olan (kâğıt, yazı).

Kazıtma : Kazıtmak işi.

Kazıtmak : Kazıma işini yaptırmak.

Kazıyış : Kazıma işi.

Akarsu çukurunu kendi kazır : "bir şeyi yapma isteği ve gücü bulunan kimse, uygun bir çalışma yönü ve alanı bulur" anlamında kullanılan bir söz.

Arının yuvasına kazık dürtmek : Tehlikeli kişiyi kışkırtmak.

Atını sağlam kazığa bağlamak : Eşeğini sağlam kazığa bağlamak.

Bağırsak kazıntısı : Kalın bağırsak hastalıklarında çıkarılan sümüksü madde.

Bir fende kazık kakmak : Bir bilgi veya bilim dalında saplanmış kalmak.

Çatal kazık : Sonuçta ne olacağı belirsiz, karışık, karanlık ve şüpheli durum. Tutumu farklı olduğu için işin yürümesine engel olan yetkili kimse.

Çatal kazık yere batmaz : Birden çok kimsenin söz sahibi olduğu iş yürümez.

Çevir kazı yanmasın : Karşısındakine dokunacak yersiz bir söz söylediğini fark eder etmez sözünü çevirmeye kalkışanlara söylenen bir söz.

Deniz kazı : Akbaş.

Dokuz at bir kazığa bağlanmaz : "bir işin başına, tanınmış, o işten anlayan birçok kimse birden getirilmemelidir, bunlar anlaşamaz ve birbirlerine düşerler" anlamında kullanılan bir söz.

Dost kazığı : Dost bilinen kimseden gelen zarar veya kötülük.

Dünyaya kazık çakmak : Çok uzun ömürlü olmak, çok yaşamak.

Eşeğini sağlam kazığa bağlamak : İşini güven altına almak.

İçi kazınmak : Açlıktan midesinde eziklik duymak.

İki at bir kazığa bağlanmaz : "ayrı ayrı düşünceleri ve kişilikleri bulunan iki kişi bir arada yaşayamaz, bir işi birlikte yapamazlar" anlamında kullanılan bir söz.

İpten kazıktan kurtulmuş : Her türlü kötülüğü yapacak yaradılışta olan (kimse).

Kaşınma kazığı : Çeşitli böcek, sinek ve arılar tarafından rahatsız edilen hayvanların kaşınarak rahatlamaları için meranın elverişli yerlerine dikilen ve üzerlerine antiseptik maddeli gres yağı sürülen kazık.

Mühür kazımak : Bir metal üzerine, bir kimsenin, bir kuruluşun adını, unvanını ters olarak kazımak.

Sağlam kazığa bağlamak : İşin sonuçlanmasına engel olacak şeyleri ortadan kaldırmak, işin aksamadan yürümesini sağlayacak önlemleri almak.

Tekne kazıntısı : Kişilerin yaşları ilerlediğinde doğan çocukları.

Yaban kazı : Ördekler familyasından, sazlık alanlarda yaşayan ve yalnız bitki ile beslenen büyük ve göçücü bir kuş, sakar meke (Anser anser).

Yalı kazığı gibi : Uzun boylu ve iri kemikli (kimse).

Hafriyat : Toprağı kazma, kazı.

Tarihsel : Tarihe dair, tarihle ilgili, tarihî.

Değer : Üstün nitelik, meziyet, kıymet. Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse. Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı. Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet. Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü. Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, bedel, kıymet, paha, valör. Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey.

Ortay : Bir uzayı, bir yüzeyi eşit iki parçaya bölen (düzlem, çizgi). Bir düzlem şeklin aynı yöndeki paralel bütün kirişlerini eşit parçalara bölen (çizgi).

Arkeolog : Kazı bilimci.

Kural : Bir sanata, bir bilime, bir düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizam. Davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke.

Yöntem : Bilimde belli bir sonuca erişmek için bir plana göre izlenen yol, metot. Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol, usul, sistem, prosedür, politika.

Asır : Yüzyıl. Çağ.

Bir : Eş, aynı, bir boyda. Bu sayı kadar olan. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Ancak, yalnız. Aynı, benzer. Tek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sadece. Beraber. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Sayıların ilki.

Hak : Adalet. Verilmiş emekten doğan manevi yetki. Adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç. Tanrı. Kâğıttaki yazıyı kazıma, kazı. Maden, ağaç, taş üzerine elle yazı veya şekil oyma, kazı. Emek karşılığı ücret. Doğru, gerçek. Pay. Dava veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk.

Kazı kalemi : zanaat: Sivri bir uç ve tahta bir saptan oluşan ve her tür oymacılıkta kullanılan araç.

Kazıbilim : Kalkolitik ve daha sonraki çağların kültürlerini kendine özgü yöntemler yardımıyla inceleyerek ilgili sorunları aydınlatmaya çalışan bilim bk. dipbudunbilim. krş. budunbilim. halkbilim. Tarih öncesi uygarlıkları, özellikle kazılar yoluyla elde edilen özdeksel kalıntılarını yorumlayarak inceleyen bilim dalı. Tarih öncesi ve eski çağlardan kalma anıtları, özellikle tarih ve sanat bakımından inceleyen bilim dalı.

Kazıbilimsel alan : Özellikle eski kentlerin içinde ve çevresinde, kazıbilimcilerin kazı eylemlerini sürdürmeleri için yetkili örgenlerce saptanan ve bireysel çıkarlar için kullanılması olurlanmayan bölge.

Kazıcak : Tekneden hamur kazımaya yarayan demir araç. Bakırcıların kapları kalaylamak için kullandıkları bir demir araç. 1.bk. kazağı (I)- 2.bk. kazağı (I)-2.

Kazıcı : [Bakınız: kazaratar]

Kazıcık : Aksaray ilinde, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Kazığ : Rende.

Kazığaç : Övendirenin ucundaki yassı demir

Kazık arabası : Buğday demetlerini taşımak için yapılan basit araba.

Kazık çıkarma : Minderdışı güreşlerde, daha önce yenildiği güreşçiyi yenme.

Diğer dillerde Kazı anlamı nedir?

İngilizce'de Kazı ne demek? : [Kazi (disambiguation)] n. goose, gander

n. dig, diggings, excavation

v. scratch, scrape, erase, delete, grave, incise, inscribe, rub, rub out, scratch along, scratch out, stamp, strip

Fransızca'da Kazı : excavation [la], fouille [la]

Almanca'da Kazı : n. Ausgrabung, Aushöhlung, Grabung

Rusça'da Kazı : n. раскопки (PL), выемка (F), резьба (F)