Oynatmak nedir, Oynatmak ne demek

"Oynatmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bu ramazan geceleri Karagöz oynatacağız." - H. E. Adıvar
  • "Sizinle iki gün daha çalışsam aklımı oynatabilirim." - F. R. Atay
  • "Akıllı bir adam mermer üzerinde keser oynatır mı?" - Ö. Seyfettin
  • "Elindeki kamçıyı oynatarak güneş altında yanan ovalarda gözlerini gezdirdi." - M. Ş. Esendal
  • "Borçlu alacaklıyı iki aydır oynatıyor."
  • "Yüreğimi oynattın."
  • "Bir curcuna havası söyledi ve salondakilerin hepsini oynattı." - P. Safa
  • "Ayı oynatmak."

Yerel Türkçe anlamı:

Sara hastalığına tutulmak.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Bir filmin izleyicilere gösterilmesi işi.

İngilizce'de Oynatmak ne demek? Oynatmak ingilizcesi nedir?:

exhibit

Oynatmak tanımı, anlamı:

Oynatma : Oynatmak işi.

Aklını oynatmak : Çıldırmak.

At oynatmak : Bildiği ve istediği gibi davranmak. atla hüner göstermek. yarışmak.

Dama taşı gibi oynatmak : Birini sık sık bir yerden bir yere göndermek veya atamak.

Elini oynatmak : Parayı esirgememek.

Film oynatmak : Bir filmi sinemada göstermek.

 

Kalem oynatmak : Yazı yazmak. bir yazıda değişiklik yapmak. bir yazıyı düzeltmek.

Karagöz oynatmak : Komik bir durum yaratmak.

Kılıç oynatmak : Egemen olarak yaşamak.

Kukla gibi oynatmak : Birinin istediğini yapıyor görünerek onu oyalamak. birine her istediğini yaptırmak.

Parmağında oynatmak : Her istediğini yaptırmak, kukla gibi kullanmak.

Yerinden oynatmak : Başka yere kaldırmak, yerini değiştirmek.

Zihnini oynatmak : Çıldırmak, delirmek.

Oynama : Oynamak işi.

Sağlamak : Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. Elde etmek, sahip olmak. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek.

Kımıldama : Kımıldamak işi.

Açmak : Ayırmak, tahsis etmek. Beğenmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Rengin koyuluğunu azaltmak. Yapmak, düzenlemek. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yakışmak, güzel göstermek. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Bir konu ile ilgili konuşmak. Görünür duruma getirmek. Alanını genişletmek. Birbirinden uzaklaştırmak. Engeli kaldırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Yarmak. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Ferahlık vermek. Alışverişi başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Geçit sağlamak.

 

Canlı : Canı olan, diri, yaşayan. Yaşayıp yer değiştirebilen yaratık, hayvan. Güçlü, etkili. Hareketli, hayat dolu, dinamik bir biçimde. Canlı yayın. Dikkat çekici, göz alıcı, parlak (renk), ateş parçası. Hareketli, hayat dolu, dinamik.

Hareket : Devinim. Yola çıkma. Demir yollarında katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri. Deprem. Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içerisinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi. Bir cismin durumunun ve yerinin değişmesi, devinim, aksiyon. Belirli bir amaca varmak için birbiri ardınca yapılmış olan ilerlemeler, akım. Davranış, tutum. Vücudu oynatma, kıpırdatma veya kımıldanma. Bir parçanın yavaşlık, çabukluk derecesi.

Yaptırmak : Yapmasını sağlamak, yapmasına imkân vermek. Satın almak.

Yol : Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer. Yolculuk. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Kumaşta bulunan çizgi. Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. Hile, tuzak. Gaye, uğur, maksat. Gidiş çabukluğu, hız. Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Kez, defa. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer.

Bir : Beraber. Sayıların ilki. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Ancak, yalnız. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Eş, aynı, bir boyda. Bir kez. Aynı, benzer. Bu sayı kadar olan. Sadece. Tek. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer.

Araç : Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne. Taşıt. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri.

Gereç : Belirli bir işi yapmak için kullanılması gereken maddeler, malzeme, materyal.

Kullanmak : Bir kimseyi bir hizmette bulundurmak, çalıştırmak. Kelimeyi yazmak, söylemek. Bir şeyin gereklerini yerine getirmek. Bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak. Araç veya aleti işletmek, yönetmek. Giymek, takmak. İşletmek, değerlendirmek. Sigara, içki vb. şeylere alışmış olmak, içmek. Amacına ulaşmak için birinden veya bir şeyden yararlanmak, onu amacına alet etmek, sömürmek, istismar etmek. Harcamak, sarf etmek.

Yitirmek : Ne olduğunu, nerede bulunduğunu bilememek, kaybetmek. Yakın birini ölüm sonucu kaybetmek. Yanlış yola girmek, kaybolmak. Bazı nitelik veya özelliklerin yok olması durumuna uğramak, kaybetmek.

Korkutmak : Korkmasına yol açmak. Gözdağı vermek. Kaygıya düşürmek.

Heyecanlandırmak : Heyecan duymasına sebep olmak.

Sahneye koymak : Tiyatro eserini veya müzikal bir oyunu, metin, oyun, yorum, dekor, müzik vb. ögeleri birbiriyle uyumlu duruma getirerek sahne için uygulamak, oynamak, sahnelemek.

Koymak : Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. Bırakmak, terk etmek. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. İmza, tarih, adres yazmak. Etkilemek, dokunmak. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. Katmak, eklemek. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek. Bırakmak.

Diğer dillerde Oynatmak anlamı nedir?

İngilizce'de Oynatmak ne demek? : v. move, dislocate, make play, run, wriggle, wiggle, budge, dance, dandle, stir, work

Fransızca'da Oynatmak : faire jouer, bouger, déplacer, lanterner, mouvoir

Almanca'da Oynatmak : v. züngeln

Rusça'da Oynatmak : v. забавлять, развлекать, шевелить, подергивать, всколыхнуть, вилять, вихлять, манипулировать, поводить, помешаться, спятить, рехнуться, развлечь, шевельнуть