Sallamak nedir, Sallamak ne demek
- Düzenli bir biçimde ve hep aynı doğrultuda hareket ettirmek

- Bir işi sürekli olarak başka bir zamana ertelemek, savsaklamak.
- Zor durumda bırakmak.
- Vurmak, atmak.
- Sarsmak.
- Beklenmedik bir başarı kazanmak.
- Uydurmak, kafadan atmak.
"Sallamak" ile ilgili cümle örnekleri
- "Ev sahibinin gözünü boyarım, kalan borcu bir müddet daha sallarım diyordu." - S. M. Alus
- "Sen yine anahtarını çıkar, salla, eğlendir." - H. E. Adıvar
- "Seçimlerde Ankara'yı salladı."
- "Sokaktan geçen bir adam, bunları ayırdı, ikisine birer tokat salladı..." - M. Ş. Esendal
Sallamak anlamı, kısaca tanımı:
Sallamamak : Önem vermemek. dikkate almamak, aldırmamak, ciddiye almamak.
Kuyruksallayan : Kuyruksallayangillerden, kanatları ve vücudunun üst bölümü kül rengi, alt bölümü değişik sarı olan, uzun kuyruklu, küçük, ötücü kuş, yont kuşu (Motacilla).
Sallama : Sallama çay. Sallamak işi.
Beşiğini sallamak : Çocukluğundan veya çok eskiden tanımak, büyümesine hizmet etmek.
Direksiyon sallamak : Motorlu taşıt kullanmak.
Havaya pala sallamak : Boşuna, gereksiz çaba harcamak.
Kafa sallamak : Baş sallamak. doğru veya yanlış her şeye evet demek. ikaz etmek için başını iki yana veya öne arkaya hafifçe eğmek.
Kavuk sallamak : Bir kimseye yaranmak için onun söz veya davranışlarını uygun bulmak, onaylamak.
Kılıç sallamak : Kılıç ile dövüşmek, düşman üzerine kılıçla saldırmak.
Kuyruk sallamak : Yaltaklanmak.
Mendil sallamak : Birini uzaktan mendil sallayarak selamlamak veya uğurlamak.
Düzenli : Sistemli, nizamlı, metodik. Düzeni olan, yerli yerinde, kararlı, tertipli, muntazam.
Biçim : Biçme işi. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Tarz. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Herhangi bir şeyin benzeri. Yakışık alan şekil, uygun şekil.
Aynı : Aralarında ayrım olmayan. Eski durumunda kalmış, değişmemiş. Başkası değil, yine o. Benzer.
Doğrultu : Yön, istikamet. Belli bir sonsuz doğrunun belirttiği tek yol, istikamet. Tutulan, izlenen yol. Paralel olmayan iki sonsuz doğruyu birbirinden ayırt ettiren durum.
Hareket : Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içerisinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi. Bir parçanın yavaşlık, çabukluk derecesi. Davranış, tutum. Vücudu oynatma, kıpırdatma veya kımıldanma. Yola çıkma. Bir cismin durumunun ve yerinin değişmesi, devinim, aksiyon. Demir yollarında katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri. Devinim. Deprem. Belirli bir amaca varmak için birbiri ardınca yapılmış olan ilerlemeler, akım.
Ettirmek : Etme işini yaptırmak.
Uydurmak : Uymasını sağlamak. Elde etmek, sağlamak, bulmak. Hayal gücünden yararlanarak gerçek dışı bir şey söylemek, yakıştırmak. Cinsel birleşmede bulunmak, becermek.
Atmak : Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Yalan veya abartmalı söz söylemek. Bilmeden, kestirerek söylemek. Söylemek. Çatlamak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Değerini eksiltmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Sille, tokat vurmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. İçki içmek. Geri bırakmak, ertelemek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Yırtılmak. Uzatmak. Koymak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Terk etmek. Götürmek. Rastgele bir kenara koymak. Göndermek, yollamak. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Örtmek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak.
Sarsmak : Zarar verecek yolda etkilemek. Birdenbire ve güçle kımıldatmak, sallamak, oynatmak, titretmek.
Beklenmedik : Birdenbire, ansızın olan. Beklenmeyen, umulmayan.
Bir : Beraber. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Ancak, yalnız. Tek. Bu sayı kadar olan. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bir kez. Aynı, benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Sadece. Sayıların ilki.
Başarı : Görme ile ilgili.
Kazanmak : Yenmek, galip gelmek. Tutulmak, yakalanmak. Çıkmak, isabet etmek. Kazanç sağlamak. Olumlu, iyi bir sonuç elde etmek. Edinmek, sahip olmak. Kendinden yana çekmek. Ele geçirmek, fethetmek, kazanç sağlamak.
Zor : Baskı. Sıkıntı veya güçlükle yapılan, kolay karşıtı. Güçlükle. Sıkıntı, güçlük, rahatsızlık. Yüküm, mecburiyet. "Yapamazsın" anlamında kullanılan bir söz.
Bırakmak : Yanına almamak, yanında götürmemek. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Bıyık veya sakal uzatmak. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Boşamak. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Sahiplik hakkını başkasına vermek. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Unutmak. Bakılmak, korunmak için vermek. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Saklamak, artırmak. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Engel olmamak. Ayrılmak, terk etmek. Kötü bir durumda terk etmek. Koymak. Sarkıtmak. Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak.
Vurmak : Çıkmak. Takmak, koymak, bağlamak. Olduğundan başka biçimde görünmek. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. Etkisi bir yere kadar uzanmak. Bağlama, ilişkilendirmek. Sırtına, omzuna yerleştirmek. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. Tavla oyununda pulu kırmak. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Desteklemek, dayamak. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Dokunmak, hasta etmek. Kadeh tokuşturmak. Silahla yaralamak, öldürmek. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Hızla değmek, çarpmak. İçki içmek. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Duyulmak, hissedilmek. Hızla çarpmak. Olumsuz yönde etkilemek. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. Çarpma işlemini yapmak. Manevi olarak yaralamak. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Amaçladığı şeye rast getirmek. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. Uygulamak, basmak, koymak. Sürmek.
Sallamak ile ilgili Cümleler
- Jale ve Mustafa tren istasyonunda bize el sallamak için geldiler.
- Öyle uzak mesafeden sallamakla olmuyor, siz de ve oğlanlarınız da gitsin bir görsün.
Diğer dillerde Sallamak anlamı nedir?
İngilizce'de Sallamak ne demek? : v. shake, swing, rock, wag, wave, waggle, agitate, brandish, flap, flirt, flourish, jog, joggle, jolt, roll, switch
Fransızca'da Sallamak : balancer, secouer, remuer, ballotter, brandir, branler, dandiner, (ba
Almanca'da Sallamak : v. abschütteln, aufschütteln, ausschütteln, beuteln, fuchteln, schaukeln, schlackern, schlenkern, schwenken, schwingen
Rusça'da Sallamak : v. качать, колебать, махать, размахивать, помахивать, взмахивать, трясти, болтать, дрыгать, затягивать, оттягивать, мариновать, поколебать, взмахнуть

Bu kısımda Sallamak nedir? Sallamak ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Sallamak tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Sallamak hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.