Saptama kafası nedir, Saptama kafası ne demek

Saptama kafası; Televizyon alanında kullanılan bir terimdir.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Mıknatıslı görüntü aygıtında, görüntüleri mıknatıslı kuşak üzerine saptayan kafa.

Saptama kafası tanımı, anlamı

Saptam : Bir olay, işlem ya da bileşimin, değişken ve etkenlerinin nicelik ve niteliklerini belirleme

Kafa : İnsan başı, ser. Kavrama ve anlama yeteneği, zekâ, zihin, bellek. Hayvanlarda genellikle ağız, göz, burun, kulak vb. organların bulunduğu vücudun en ön bölümü. Görüş ve inançların etkisi altında beliren düşünme ve yargılama yolu, zihniyet. Çocuk oyunlarında kullanılan zıpzıp taşının veya cevizin büyük boyu. Mekanik bir bütünün parçası.

Saptama : Saptamak işi, tespit. Gümüş bromür kalıntılarını eritmek için filmin kimyasal bir eriyikten geçirilmesi.

Mıknatıslı görüntü aygıtı : Televizyon imi biçimindeki görüntüleri ve bunlarla ilgili sesleri mıknatıslı görüntü kuşağı üzerine saptayan aygıt. (Bu aygıt, yapısı ve dayandığı ilkeler yönünden bir ses aygıtını andırır. Bu aygıt, televizyon yayın merkezlerinde ya da dışarıda izlencelerin saptanıp hemen ya da ileride yayımlanmasında kullanıldığı gibi, evlerde de istenilen izlenceyi saptayıp izlemekte bir ses aygıtı kolaylığıyla kullanılabilmektedir. Mıknatıslı görüntü aygıtındaki kuşak, görüntü saptanır saptanmaz, başkaca bir işleme gerek kalmaksızın izlenebilir. Bu kuşaklardaki görüntüler ve sesler silinebilir; silinen kuşak yeniden kullanılabilir; eşlemleri çıkarılabilir; bu kuşaklardan filmlere, filmlerden bu kuşaklara aktarma yapılabilir). Aynı aygıtın hem saptamayı hem de okumayı gerçekleştiren çeşidi.

 

Mıknatıslı görüntü : Mıknatıslı görüntü kuşağının yayına verilmesi komutu.

Mıknatıslı kuşak : Genellikle 600", 1200" ya da 2400" uzunluğunda, 1 / 2" genişliğinde mıknatıslı bir kuşaktan oluşan veri saklama ortamı. Üzeri mıknatıslı katla örtülü, ses ya da görüntü saptamaya yarayan kuşak.

Mıknatıslı : Mıknatısı olan. Mıknatıslanmış olan.

Mıknatıs : Demiri ve daha başka bazı metalleri çeken demir oksit. Çekiciliği, albenisi olan kimse. Demiri çekme özelliği taşıyan veya sonradan bu özelliği kazanan her türlü madde.

Üzerine : Üstüne. -den daha üstün. -den dolayı. -den sonra. Hakkında.

Görüntü : Gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet. Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla ekrana art arda düşürülmesi sonunda hareketin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş, görüntülük üzerindeki hareketli resimler bütünü. Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. araçlarla oluşturulan biçimi, hayal. Gölge oyununda Karagözcünün perdeye yansıttığı görsel malzeme. Manzara. Sayı doğrusu üzerinde bir sayıya karşı gelen nokta.

Görün : Mezar, mezarlık.

Üzeri : Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı. Bazı tamlamalarda zaman bildiren bir söz. Vücut, beden. Artan, geriye kalan bölüm. Bir şeyin dış yüzü, yüzey.

 

Aygıt : Birçok parçadan yapılmış alet, cihaz. Vücutta belirli bir görevi yerine getiren organ grubu. Birkaç aletin uygun bir biçimde eklenmesinden oluşturulan ve bazı belli deneylerin yapılmasına yarayan takım.

Kuşak : Bele sarılan uzun ve enli kumaş. Yeryüzünde veya herhangi bir gök cisminde belli şartları sağlayan bölge. Henüz birleştirilmemiş ses ve görüntü taşıyan filmler. Bir küre yüzeyi, paralel iki düzlemle kesildiğinde iki kesitin arasında kalan bölüm. Yaklaşık yirmi beş, otuz yıllık yaş kümelerini oluşturan bireyler öbeği, göbek, nesil, batın, jenerasyon. Bir ürünün, bir aygıtın teknolojideki ve bilimdeki gelişmeye göre üretilen yeni biçimleri. Sağlamlığını artırmak için bir şeyin çevresine geçirilen ağaçtan veya metalden bağ. Televizyonda programlar için ayrılmış özel zaman dilimi. Yeryüzünün kutuplar, kutup daireleri ve dönencelerle belirlenen beş bölümünden her biri, küre kuşağı. Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu.

Üzer : Kaymak, süt, yoğurt yüzü. Ürem, faiz. Değiş tokuş sırasında üste alınan para. Can sıkıcı. Üst. Kaymak. Faiz. Can sıkıcı, üzücü.

Görü : Görme yetisi. Bir yerin çevreyi görme özelliği, nezaret. Dolaysız kavrama, birden kavrama.

Aygı : Adı bilinmiyen ya da ad yerine kadına, kıza sesleniş. Eşya.

Diğer dillerde Saptama kafası anlamı nedir?

İngilizce'de Saptama kafası ne demek ? : recording head, magnetic recording head