Sarı nedir, Sarı ne demek

  • Yeşil ile turuncu arasında bir renk, limon kabuğu rengi.
  • Soluk, solgun.
  • Bu renkte olan

"Sarı" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Ortalık sarı bir toz bulutu içinde." - A. Ağaoğlu

Yerel Türkçe anlamı:

Sağrı

Doğru

Taraf.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Pirinç madeni. (-Bursa)

Oto makasına takılan sarı demir parçası. (*Aksaray -Niğde)

Bakır ve pirinçten yapılmış olan tüm döküm. (*Tavşanlı -Kütahya)

Diğer sözlük anlamları:

…e doğru, …e tarafına.

Sarı hakkında bilgiler

Sarı renk elektromanyetik tayf'ın yeşil ile turuncu arasında yer alan ve insan gözüyle görülebilen renklerinden biridir. Dalgaboyu 565-590 nanometre kadardır.

Sarı renk uzak mesafelerden görülebilirliği yüksek bir renktir. Bu nedenle bazı ülkelerde taksiler ve okul servisleri sarı renktedir.

Sarı renginin hex değeri "#FFFF00", RGB değeri "255;255;0", ve CMYK değeri "0;0;100;0" dır.

Sarı ile ilgili Cümleler

  • Mavi boyayı sarı boyayla karıştır.
  • Sarı bir gül var.
  • Ben sarı renkten hoşlanırım.
  • Sarı elbiseyle hangi oje uygun gider?
  • Sarı bir spor arabam var.
  • Onun eteği benekli sarıdır.
  • Sarı bir spor arabaya sahibiz.
  • Onun eteği puantiyeli sarıdır.
  • Sarı bir tane de var.
  • Onun platin sarısı saçları var.
  • Sarı dişler ile kırmızı ruj hoş durmaz.
  • Genç kız Tom'a sarıldı.
  • Sarı alarma gidin.
  • Onlar ona sarıldılar.
 

Sarı anlamı, kısaca tanımı:

Yeşil : Sarı ile mavinin karışmasından ortaya çıkan, bitki yapraklarının çoğunda görülen renk. Kurumamış, taze (sebze), kuru karşıtı. Olmamış, ham (meyve). Bu renkte olan.

Turuncu : Bu renkte olan. Turunç rengi, kızıl sarı renk.

Renk : Nitelik. Çeşitlilik. Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum.

Sarı çizmeli mehmet ağa : Kim olduğu, nerede oturduğu bilinmeyen kimse.

Sarıağı : Kışın yapraklarını döken, sarı çiçekli ve çalı görünüşünde bir bitki, sifin, zifin (Rhododendron luteun).

Sarıağız : Gölge balığıgillerden, ağzının içi sarı, büyük pullarla örtülü bir tür balık, denizgüzeli (Sciaena aquilla).

Sarıasma : Ötücü kuşlar takımının, sarıasmagiller familyasından, parlak sarı tüylü, kara kuyruklu bir tür kuş, sarıcık (Oriolus oriolus).

Sarıbalık : Sazangillerden, büyük pullu, iri bir balık (Idus jesses).

Sarı benek : Gözdeki ağ tabakasının ortasında bulunan ve cisimlerin görüntülerinin en belirgin olarak oluştuğu sarı renkli duyarlı nokta, sarı nokta.

Sarı bez : Görmeyenlerin tanınmak için kollarına taktıkları, üzerinde üç siyah noktanın bulunduğu sarı renkli bant.

Sarıçalı : Ayrı taç yapraklı iki çeneklilerden, çiçekleri sarı, meyvesi ekşi ve kırmızı renkte, kabuğu ve kökü solucan düşürücü ilaç olarak kullanılan bir bitki, kadıntuzluğu, çobantuzluğu, amberbaris (Berberis vulgaris).

Sarıçam : Çamgillerden, genellikle Akdeniz Bölgesi'nde yetişen bodur, iğne yapraklı bir tür çam (Pinus sylvestris). Adana iline bağlı ilçelerden biri.

 

Sarı çıyan : Sinsi, hain sarışın kimse.

Sarıçiçek : Ölmez çiçek.

Sarıçiğdem : Çiçekleri sarı renkli çiğdem.

Sarıdiken : Dikenli, tüylü, iki veya çok yıllık otsu bir bitki (Scolymus hispanicus).

Sarıerik : Kayısı.

Sarıfiğ : Sarı renkli fiğ.

Sarıgöz : İzmaritgillerden, rengi altın sarısı olan, Atlantik Okyanusu'nda ve Akdeniz'de yaşayan bir balık (Sargus salvieri).

Sarıhalile : Doğu Hindistan'da yetişen bir tür bitkinin olgunlaşmadan önce toplanan, kurutulan 3-5 santimetre uzunluğunda, erik biçiminde, sarımtırak esmer renkli sert kokusuz taneleri (Terminalia citrina).

Sarıhani : Hanigillerden, uzunluğu 25 santimetre kadar olan bir Akdeniz balığı (Epinepheles gigas).

Sarıhumma : Çoğunlukla sıcak ülkelerde görülen, bir cins sivrisinek aracılığıyla bulaşan, tene sarı renk veren, ateşli bir hastalık.

Sarı ırk : Asya'da yaşayan, tenleri sarı renge yakın olan insan ırkı.

Sarıkanat : Çinekoptan biraz büyük lüfer.

Sarı kart : Kurallara aykırı davranan oyuncuya hakem tarafından gösterilen kart.

Sarıkız : İnek. Esrar.

Sarıkuyruk : Sıcak ve ılık denizlerin kıyı bölgelerinde yaşayan kemikli bir tür balık.

Sarı lira : Osmanlılar döneminde kullanılmış, 7 gram ağırlığında altın sikke.

Sarı nokta : Sarı benek.

Sarıpapatya : Çiçekleri sarı renkli papatya.

Sarısabır : Zambakgillerden, sıcak bölgelerde yetişen, yaprakları oldukça yüksek bir sapın tepesinde rozet biçiminde toplanmış bulunan bir süs bitkisi, azvay (Aloe vera). Bu bitkinin etli ve kalın yapraklarından çıkarılan, kırmızımtırak esmer renkli, hekimlikte ve boyacılıkta kullanılan bir madde.

Sarısalkım : Baklagillerden, salkım durumunda sarı çiçekleri bulunan, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen bir ağaç (Laburnum anagyroides).

Sarı sendika : İşverenden yana olan sendikal örgüt.

Sarı sıcak : Türkiye'nin güney illerindeki yakıcı, çok bunaltıcı güneş ve sıcaklık.

Sarı yağ : Tereyağı.

Sarı yağız : Kula cinsi at.

Sarıyonca : Sarı yapraklı bir tür yonca.

Sarızambak : Sarı çiçekli zambak.

Açık sarı : Bu renkte olan. Sarının bir veya birkaç ton açığı.

Kara sarı : Siyaha çalan sarı. Bu renkte olan.

Kirli sarı : Koyu ve donuk sarı renk. Bu renkte olan.

Koyu sarı : Sarının bir veya birkaç ton koyusu. Bu renkte olan.

Altın sarısı : Bu renkte olan. Altının rengi, altuni, altın rengi.

Atasarısı : Ege ve Akdeniz bölgelerinde sofralık olarak üretilen, beyaz renkli, iri ve yuvarlak taneli bir tür üzüm.

Civciv sarısı : Çok açık sarı. Bu renkte olan.

Hint sarısı : Mango yaprakları ile beslenmiş ineklerin sidiğinden elde edilen, kehribar sarısına yakın, özellikle yağlı boya resimde kullanılan bir boya.

Limon sarısı : Limon kabuğunun rengi. Bu renkte olan.

Saman sarısı : Saman rengi. Bu renkte olan.

Yumurta sarısı : Bu renkte olan. Yumurtanın ortasında bulunan sarı bölüm. Bu bölümün rengi.

Sarı kart görmek : Oyun kurallarına aykırı hareket eden oyuncu sarı renkte kart cezası almak.

Sarı kart göstermek : Hakem oyun kurallarına aykırı hareket eden oyuncuya sarı renkte kart cezası göstermek.

Sarı sendikacılık : İşverenden yana olarak çalışma.

Sarıasmagiller : Örnek hayvanı sarıasma olan bir kuş familyası.

Sarıca : Eyalet valileri buyruğundaki başıbozuk asker. Yaban arısı. Sarıyı andıran, sarıya yakın.

Sarıcakaya : Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri.

Sarıcalık : Kloroz.

Sarıcık : Sarıasma.

Sarığıburma : Burma sarık biçimi verilmiş bir çeşit hamur tatlısı, burma.

Sarıgöl : Manisa iline bağlı ilçelerden biri.

Sarık : Sarılarak meydana getirilen başlık. Kavuk, fes gibi bazı başlıkların üzerine sarılan tülbent, şal vb.

Sarıkamış : Kars iline bağlı ilçelerden biri.

Sarıkaya : Yozgat iline bağlı ilçelerden biri.

Sarıkçı : Çeşitli biçimlerde sarık saran kimse. Sarık için gerekli tülbent, abani vb. kumaşları satan kimse.

Sarıklı : Müslüman din adamı, hoca. Başına sarık sarmış olan, sarığı olan.

Sarılaşma : Sarılaşmak işi.

Sarılaşmak : Sarı bir renk almak, sararmak.

Sarılgan : Sapı yakınındaki başka bitkilere, başka şeylere sarılıp yükselen, otsu veya odunsu (sap, bitki), sarmaşan.

Sarılgan gövde : Tutunup sarılmaya yarayan uzun sürgün.

Sarılı : Üstünde sarı renk bulunan. Sarılmış olan.

Sarılık : Derinin sarı renk aldığı bir hastalık belirtisi. Derinin, dokuların ve organizmadaki sıvıların sarı bir renk almasıyla beliren hastalık, karaciğer yangısı, hepatit. Sarı olma durumu. Sarı renk.

Sarılıklı : Sarılık olan (kimse).

Sarılıp kundaklanmak : Yoğun etki altında kalmak.

Sarılış : Sarılma işi.

Sarılışma : Sarılışmak işi.

Sarılışmak : Birbirlerine sarılmak.

Sarılma : Sarılmak işi.

Sarılmak : Kollarını dolamak, kucaklamak. Sarma işi yapılmak. Bütün gücü ile ele almak. Hemen yapmaya koyulmak, girişmek. Bir şeyin üzerine bir veya birkaç kez dolanmak. Büyük bir istekle kendini vermek, benimsemek.

Sarım : Elektromıknatıslarda makara biçiminde sarılan iletken telin her bir halkası. Sarma işi. Bir şeyi bir kez saracak miktar.

Sarımlı : Sarılmış, burgulu.

Sarımsağı gelin etmişler de kırk gün kokusu çıkmamış : "insanlar kötü yanlarını kolay kolay belli etmezler, haklarında yargıda bulunmakta acele edilmemelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Sarımsak : Zambakgillerden, 25-100 santimetre yüksekliğinde, yapraklarında, saplarında ve toprak altındaki soğanında kokulu yağ bulunan bir kültür bitkisi (Allium sativum). Bu bitkinin baharat olarak kullanılan dişli bölümü.

Sarımsak hardalı : Sarımsak otu.

Sarımsak otu : Turpgillerden, beyaz, küçük çiçekli, ovulduğunda sarımsak kokusu veren bir bitki, sarımsak hardalı (Alliaria petolata).

Sarımsak yemedim ki ağzım koksun : "kötü bir iş yapmadım ki sonucundan korkayım, sorumlu olayım" anlamında kullanılan bir söz.

Sarımsaklama : Sarımsaklamak işi.

Sarımsaklamak : İçine sarımsak katmak.

Sarımsaklı : İçinde sarımsak bulunan.

Sarımsı : Rengi sarıyı andıran, sarıya benzeyen, sarımtırak.

Sarımtırak : Sarımsı.

Sarınma : Sarınmak işi.

Sarınmak : Kendi üstüne sarmak.

Sarıoğlan : Kayseri iline bağlı ilçelerden biri.

Sarıp sarmalamak : Sıkıca sarmak.

Sarış : Sarma işi.

Sarışın : Sarı saçlı ve ak tenli (kimse). Sarıya yakın renkli.

Sarışınca : Sarışına yakın.

Sarışınlık : Sarışın olma durumu.

Sarıveliler : Karaman iline bağlı ilçelerden biri.

Sarıyahşi : Aksaray iline bağlı ilçelerden biri.

Sarıyer : İstanbul iline bağlı ilçelerden biri.

Sarız : Kayseri iline bağlı ilçelerden biri.

Boğazına sarılmak : Üstüne yürümek.

Denize düşen yılana sarılır : "güç bir duruma düşenlerin bundan kurtulmak için her türlü çareye başvurmaları olağandır" anlamında kullanılan bir söz.

Dört elle sarılmak : Bir işe büyük bir özen ve önem vererek girişmek.

Eline eteğine sarılmak : Çok yalvarmak.

Gırtlağına sarılmak : Peşini bırakmamak, musallat olmak.

Kaleme sarılmak : Yazmaya başlamak.

Kaya sarımsağı : Genç yaprakları sarımsak yerine kullanılan bir tür yaban sarımsağı (Allium ampeloprasum).

Köpek sarımsağı : Yabani sarımsak.

Silaha sarılmak : Silahtan güç almak.

Ümüğüne sarılmak : Bir iş için birini çok sıkıştırmak.

Yabani sarımsak : Zambakgillerden, kırlarda yetişen, koyu yeşil yaprakları bahar olarak kullanılan çok yıllık bir tür bitki, köpek sarımsağı, köpek soğanı.

Yakasına sarılmak : İstediği şeyi almak veya dövüşmek için birini bırakmamak, zorlamak.

Limon : Bu ağacın sarı renkli, kabuğu kokulu, suyu ekşi meyvesi, sulu zırtlak. Turunçgillerden, 3-5 metre yüksekliğinde, kışın yapraklarını dökmeyen, beyaz çiçekli bir ağaç (Citrus limonum).

Soluk : Tarz. Ciğerlere hava alıp verme. Rengi atmış olan, solmuş, uçuk. Akciğerlere çekilen, akciğerlerden atılan hava, nefes. Parlaklığını, gücünü yitirmiş (ışık). Rengi kaybolmuş, matlaşmış (nesne).

Solgun : Rengini, tazeliğini, canlılığını veya parlaklığını yitirmiş olan, solmuş.

Elektromanyetik : Elektromanyetizması bulunan veya bununla ilgisi olan.

Tayf : Birleşik bir ışık demetinin bir biçmeden geçtikten sonra ayrıldığı basit renklerden oluşmuş görüntü. Görüntü, hayalet, ruh.

İnsan : Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Âdemoğlu, âdem evladı.

Dalga : Dalgınlık. Esrar, eroin vb. uyuşturucu maddelerin verdiği keyif durumu. Deniz veya göl gibi geniş su yüzeylerinde genellikle rüzgâr, deprem vb.nin etkisiyle oluşan kıvrımlı hareket. Bir yüzeydeki kıvrım. Geçici aşk ilişkisi. Geçici sevgili. Titreşimin bir ortam içinde yayılma hareketi. Gizli iş, dalavere. Arka arkaya gelen kriz vb. olayların her biri. Sıcak, soğuk, moda için belli bir süre etkili olan dönem. Saçların kıvrım genişliği.

Bu : Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz. En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz.

Sarı ağaç : Zerdeçal.

Sarı ağaç zehirlenmesi : Sığır ve koyunlarda, sarı ağaç tüketimi sonucu, böbrek veya karaciğer lezyonlarıyla belirgin, akut veya kronik zehirlenme. Zehirli maddelerden birincisi punikalagin adlı hepatotoksik tanen olup diğeri tam olarak özdeşleştirilememiş bir nefrotoksindir.

Sarı akrep : Eklem bacaklı hayvanlardan, örümceğimsiler (Arachnoidea) sınıfının, akrepler (Scorpionidea) takımından, 8-10 cm kadar uzunlukta, Balkanlar, Anadolu, Suriye ve Afrika'da yaşayan, çok zehirli bir cins. (Buthus): Eklembacaklı hayvanlardan örümceğimsiler (Arachnoidea) sınıfının akrepler (Scorpionidea) takımına giren bir cins. Uzunluğu 8-10 cm. Birçok türleri Balkanlar, Anadolu, Suriye ve Kuzey Afrikada yaşar. Çok zehirlidir.

Sarı ala göz : Sarıya çalar kestane renkli göz.

Sarı altuni sülün : Altuni sülün mutasyonu olan, İtalya'da geliştirilen, yetişkin erkeklerin tüyleri parlak ve sarı renginin tonlarında olup bu sarı renkler göz alıcı ve çok güzel görülmelerine yol açan, dişiler ise açık gri ve kül renginde olan sülün ırkı, limoni sülün.

Sarı aş : Zerde.

Sarı ateş : sivrisinek türü tarafından bulaştırılan viral bir hastalık.

Sarı bağ : Omur kemerleri arasındaki elastik bağlar, ligamenta flava, ligamentum flava.

Sarı balık : Yurdumuz sularında da yaşayan ve çeşitli yassı kurtların arakonakçılığını yapan sazan türü.

Sarı bantlı levrek : Sarı cüce.

Diğer dillerde Sarı anlamı nedir?

İngilizce'de Sarı ne demek? : [Sari] n. sari, saree

adj. yellow, blond, pale

n. yellow

Almanca'da Sarı : adj. gelb

Rusça'da Sarı : adj. желтый, светлый, бледный