Alavış nedir, Alavış ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Yüksek alev, çalı, ot ateşi.

Gürültü, patırtı, şamata, boğuşma, yaygara.

Mübalâğa.

Alavış anlamı, tanımı

Alav : Alev. Hayret bildirir ünlem: Alav, bu nasıl iş?. Alev, ateş

Gürültü patırtı : Kavga, gürültü.

Mübalağa : Abartı.

Patırtı : Pat pat çıkan sesin adı. Gürültülü çatışma, arbede. Herhangi bir biçimde veya ayakları yere kuvvetle basarak yürüme sonucu çıkan gürültü.

Yaygara : Gereksiz olarak yüksek sesle bağırıp çağırma. Şikâyet, sızlanma.

Gürültü : Aralarında uyum bulunmayan düzensiz seslerin bütünü, patırtı, şamata. Birçok kişinin karıştığı kavga, karışıklık veya tartışma. Yükselteç çıktısında gözlenen ve imlem girdisinde çeşitli nedenlerden kaynaklanan, asalak birleşenlerin yükseltilmesinden ileri gelen uyumsuz sesler. Ses sinyalinin kalitesinde belirleyici olan tıslama, cızırtı ve uğultu gibi istenmeyen seslerin tümü. Titreşimli düzenli olmayan sesler. Boğumlanmaları sırasında tonlu ve tonsuz hışırtı niteliği taşıyan z, s ünsüzleri ile tonlu ve tonsuz patlama niteliği taşıyan b, p ünsüzleri titreşim açısından birer gürültü sesidir. Analit sinyalinin gözlenmesine bozucu etki yapan herhangi bir sinyal. [Bakınız: ses etkileri]. Sinema ya da televizyonda sesin saptanması, çalınması ya da yayınlanmasında ortaya çıkan istenmeyen sesler.

 

Boğuşma : Boğuşmak işi.

Yüksek : Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan, alçak karşıtı. Yukarıda, üst tarafta olan yer. Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan. Normal değerlerin üstünde olan. Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan. Güçlü, şiddetli. Derece ya da makamı bakımından üstün. Erdemli, faziletli. Etkili.

Şamata : Gürültü patırtı.

Patır : Peltek konuşan, kekeme, dilsiz. Eylemlerin sonuna gelen şimdiki zaman eki. İnce ve küçük meşe dalları.

Ateş : Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od, nâr. Isıtmak, pişirmek için kullanılan yer veya araç. Tutuşmuş olan cisim. Genellikle hastalık etkisiyle artan vücut sıcaklığı, kızdırma. Öfke, hırs, hınç. Tehlike, felaket. Coşkunluk. Büyük üzüntü, acı. Patlayıcı silahların atılması.

Patı : Küçük çocuk. Körebe oyunu. Tahta parçası. Eylemlerin sonuna gelen şimdiki zaman eki : Geldimpatı. Şişmanlıktan yalpalayarak yürü-yen.

Gürü : Sıpa, eşek yavrusu. [Bakınız: gündük]. Bir yaşındaki kısrak.

Çalı : Böğürtlen, ahududu gibi küçük, dalları dibinden çatallanan ve sapları odunsu bitki. Olmamış meyve. Bir an, bir ara. Delikli taş. Bahçe. Keçileri kovalama ünlemi. Toprak üstü gövdelerinde sekonder kalınlaşmanın ve odunlaşmanın olduğu, boyları 1-3 m kadar olan, çok yıllık bitkiler. Kimileri bir ağaççık kadar iri olurlarsa da, genellikle bodur, gövdesiz, ancak odunsu, kimi kez dikenli, iklim ve toprak koşullarına göre bir çok türleri olan bitki takımı, bk. çalılık. Saban demirini ökçeye tutturan ağaç. (Taşpınar Aksaray Niğde). Bursa ili, Çalı nahiyesine bağlı bir bölge.

 

Şama : Bal mumuna veya parafine batırılmış fitil.

Boğu : Deste, demet, tutam. Sofrabezi. Nişanlı kız tarafından erkeğe gönderilen hediye bohçası. Buhar, buğu.

Alev : Yanan maddelerin veya gazların türlü biçimlerdeki ışıklı uzantısı, yalım, yalaz, alaz, şule. Kıvılcım. Aşk ateşi. Sıcaklık. Mızrak uçlarına takılan küçük bayrak, flama.

Ot : Toprak üstündeki bölümleri odunlaşmayıp yumuşak kalan, ilkbaharda bitip bir iki mevsim sonra kuruyan küçük bitkiler. Esrar. Bu bitkilerle yapılmış veya bu bitkilerle doldurulmuş. Zehir. İlaç.

Diğer dillerde Alaşımlı takım çeliği anlamı nedir?

İngilizce'de Alaşımlı takım çeliği ne demek ? : alloy tool steel