Beli nedir, Beli ne demek

Beli; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

Yerel Türkçe anlamı:

Beri

Evet

...beri, zıt anlamlısı belli, berli

Böyle

Beli kısaca anlamı, tanımı:

Beli açılmak : Küçük abdestini tutamaz olmak.

Beli bükük : Beli bükülmüş. Güçsüz, zavallı.

Beli bükülmek : Yaşlılık yüzünden güçsüz kalmak, bir iş yapamayacak duruma düşmek.

Beli çökmek : Kamburlaşmak.

Beli gelmek : Cinsel birleşme sırasında salgı boşalmak.

Beliğ : Anlaşılır. Belagati olan, belagatli.

Belik : Saç örgüsü.

Belikleme : Beliklemek işi.

Beliklemek : Saçları örmek.

Belinden gelmek : Birinin dölü olmak.

Belini bükmek : Çaresizlik içinde bırakmak.

Belini doğrultmak : Yeniden durumunu düzeltmek.

Belini kırmak : Birini bir şeyi yapamaz duruma getirmek.

Belini vermek : Dayanmak, yaslanmak.

Belinleme : Belinlemek işi.

Belinlemek : Birden uyanarak çevresine korku ile şaşkın şaşkın bakmak, irkilmek.

Belirgin : Belirmiş durumda olan, göze çarpan, besbelli, açık, bariz, sarih. Açık bir biçimde.

Belirginleşme : Belirgin duruma gelme.

Belirginleşmek : Belirgin duruma gelmek.

Belirginleştirme : Belirgin duruma getirme.

Belirginleştirmek : Belirgin duruma getirmek.

Belirginlik : Belirgin olma durumu.

Belirleme : Belirlemek işi, tayin, tespit, teşhis.

Belirlemek : Belirli duruma getirmek, belirli kılmak, tayin etmek. Bir kavramı, ayırıcı bir öge ekleyerek sınırlamak, kapsam bakımından daraltmak, genellemek karşıtı. Yeni bir kavramı, özünü oluşturan ögeleri açıklayarak tanımlamak, sınırlamak.

 

Belirlenim : Bir kavramın anlamının, içeriğinin, yapısının veya sınırlarının tam olarak belirlenmesi işi, gerektirim, determinasyon. Belirli duruma gelme işi.

Belirlenimci : Belirlenimcilik yanlısı olan, gerekirci, determinist.

Belirlenimcilik : Her olayın başka olayların gerekli ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu ileri süren öğreti, gerekircilik, determinizm.

Belirlenme : Belirlenmek işi.

Belirlenmek : Belirli duruma getirilmek.

Belirlenmezci : Belirlenmezcilik yanlısı olan, yad gerekirci, indeterminist.

Belirlenmezcilik : İnsan iradesinin hiçbir şarta bağlı olmadığını, içinde bulunduğu şartlarla belirlenmediğini, insanın özgür iradesinin nedensellik yasasına bağlı olmadığını savunan görüş, yad gerekircilik, indeterminizm. Nedensellik yasasına bağlı olmayan, bir sebebe bağlanmayan olay ve durumların da bulunduğunu öne süren görüş, yad gerekircilik, indeterminizm.

Belirleşmek : Belirgin duruma girmek.

Belirli : Açık ve kesin olarak sınırlanmış veya kararlaştırılmış olan, muayyen.

Belirli belirsiz : Yarı belirgin durumda, az çok belli olan.

Belirli geçmiş : Fiilin belirttiği kavramın, içinde bulunan zamandan önce olup bittiğini kesinlikle bildiren, -dı / -di, -tı / -ti ekiyle kurulan kip, -di'li geçmiş: al-dı, bil-di, saç-tı, seç-ti vb.

Belirli nesne : Belirtme durumu ekini almış, geçişli fiil durumunda olan yüklemle ilgili kelime veya kelime grubu.

 

Belirlilik : Belirli olma durumu, muayyenlik.

Belirme : Belirmek işi.

Belirmek : Önce belli veya görünür olmayan bir şey ortaya çıkmak, tezahür etmek. İyice görünür ve anlaşılır bir durum almak, tebarüz etmek. Bir düşünce veya durum kesin bir biçim almak, tebellür etmek.

Belirsiz : Bilinmeyen, meçhul. Belirli olmayan, belgisiz, gayrimuayyen, vuzuhsuz. Niteliği hakkında tam bir bilgi edinilemeyen, müphem.

Belirsiz geçmiş : Fiilin belirttiği kavramın, içinde bulunulan zamandan önce olup bittiğini başkasından duyarak veya belirsiz olarak bildiren, -miş ekiyle kurulan kip, -miş'li geçmiş, naklî mazi: ağla-mış, gel-miş gibi.

Belirsizlik : Belirsiz olma durumu, belgisizlik, müphemiyet, vuzuhsuzluk.

Belirsizlik sıfatı : Adları yaklaşık, kabataslak belirten sıfat, belgisiz sıfat: bazı, birkaç, her, birtakım, filan vb.

Belirsizlik zamiri : Adın yerini belirsiz, kabataslak tutan zamir, belgisiz zamir: bazısı, birkaçı, birçoğu, azı, herkes, biri vb.

Belirteç : Ayıraç. Zarf.

Belirten : Tamlayan.

Belirti : Bir olayın veya durumun anlaşılmasına yardım eden şey, alamet, nişan, nişane. Vücuttaki işlevsel bir bozukluğun veya hastalığın belirlenmesine yarayan işaret, araz, semptom.

Belirti bilimi : Bitkilerin yıl içinde büyüme ve gelişmelerinde görülen değişikliklerle iklim olayları arasında ilgi kurarak bundan sonuç çıkaran bilim, fenoloji.

Belirti bilimsel : Belirti bilimi ile ilgili, fenolojik.

Belirtik : Açık, belli, sarih.

Belirtilen : Tamlanan.

Belirtili : Belirtisi olan. Belirtilmiş olan, belirli kılınan.

Belirtili nesne : Belirtme durumundaki nesne, sarih meful.

Belirtili tamlama : Tamlayanı -in (-nin) takısı, tamlananı üçüncü kişi iyelik eki alan ve belirli bir kavram taşıyan tamlama: Doğan'ın kalemi, çiçeğin kokusu gibi.

Belirtilmek : Belirtme işine konu olmak.

Belirtisiz : Belirtisi olmayan. Belirtilmemiş olan.

Belirtisiz nesne : Yalın durumdaki nesne.

Belirtisiz tamlama : Tamlayanı yalın durumda olan, tamlananı genellikle üçüncü kişi iyelik eki alan ve çoğu kez tür kavramı veren ad tamlaması: Ankara kedisi. Tuz Gölü gibi.

Belirtisizlik : Belirtisiz olma durumu.

Belirtke : Gösterge. Soyut bir şeyin, bir kavramın sembolü olan varlık veya eşya, amblem. Bir konu hakkındaki açıklayıcı bilgilerin tümü.

Belirtke tablosu : Bir konu hakkındaki açıklayıcı bilgilerin bulunduğu tablo.

Belirtken : Bir özlü sözle birlikte kullanılan işaret.

Belirtme : Açık söyleme, belirli kılma, görüş bildirme, tasrih.

Belirtme durumu : Yüklemi geçişli bir fiil olan cümlede fiilin doğrudan etkilediği, -ı/ -i, -u/ -ü ekini almış ad, yükleme durumu, yükleme hâli, akuzatif: sokağ-ı (temizlemek), ev-i (ısıtmak), okul-u (sevmek), yüz-ü (yıkamak) vb.

Belirtme grubu : Tamlamalardan daha geniş kelime dizisi: Kalın bir kitabın süslü cilt kapağı, bir belirtme grubudur.

Belirtme sıfatı : Bir adı gösterme, soru, sayı veya belirsizlik bakımlarından belirten sıfat: Bu (kapı), birinci (dönem), kaç (öğrenci?), hangi (ev?), üç (çocuk) gibi.

Belirtmek : Açıklamak, tebarüz ettirmek.

Belit : Kendiliğinden apaçık ve bundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağı sayılan temel önerme, mütearife, aksiyom.

Belitken : Belitler sistemi.

Belitleme : Tümden gelişimci bir bilime esas olacak belit sistemi. Belitlemek işi.

Belitlemek : Belgeye dayanarak ortaya koymak. Belitleme kuramını ortaya koymak.

Belitlenebilirlik : Belitlenebilen kuram.

Beliye : Felaket, keder, tasa.

Adı belirsiz : Ünü olmayan, tanınmayan, kim ve ne olduğu bilinmeyen.

Adı belirsizlik : Adı belirsiz olma durumu.

Anahtarı beline takmak : Evde yönetimi ele almak.

Belli belirsiz : Yarı belli. Zorlukla seçilerek, yarı bellisiz olarak, duyularak, çok az belli olarak.

Belli belirsizlik : Belli belirsiz olma durumu.

Bir ayak üstünde kırk yalanın belini bükmek : Çok kısa sürede pek çok yalan söylemek.

Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı : Yersiz ve saçma sözler karşısında söylenen bir söz.

Eli belinde : Kavgaya hazır olduğunu belirten (kimse).

Eteği belinde : Kıvrak ve hamarat (kadın).

İzi belirsiz olmak : İz bırakmadan ortadan çekilmek.

Kantarı belinde : Gözü açık, aldatılmaz (kimse).

Ne idiği belirsiz : Ne olduğu, soyu sopu belirsiz.

Ön belirti : Belirtilerin ilki.

Öncel belirleme : Tanrı'nın her şeyi önceden bildiği dogmasına dayanılarak her şeyin önceden Tanrı tarafından düzenlenmiş olduğunu anlatan terim.

Öz belirtim : Kendini yönetme hakkını belirleme, selfdeterminasyon.

Yer belirteci : Yer zarfı.

Yeri yurdu belirsiz olmak : Belli bir yeri olmamak.

Yön belirteci : Pusula.

Zaman belirteci : Zaman zarfı.

Evet : Olumlu cümlelerde anlamı pekiştiren bir söz. Sözü açan veya bağlayan bir söz. "Öyledir" anlamında kullanılan bir doğrulama veya onaylama sözü, olur, oldu, peki, tamam, ya, beli, ha, he.

Beli ayrılmak : Fazla iş yaparak, halsiz, bitkin düşmek. Beli çok ağrımak.

Beli balı : Evli, nişanlı. Bir işe girmiş, bağlanmış kimse.

Beli bek olmak : Güveni olmak: Ahmed'in sana beli bektir. Birine inanmak, güvenmek: Damatdan yañı belim bek.

Beli benzer : Belli benzer, sıradan

Beli büküklük : Beli bükük olma durumu.

Beli çökertmek : Kamburlaştırmak: Bu acı benim belimi çökertti.

Beli düşük : Beli aşağıya doğru sarkık hayvan.

Beli gevşek : Menisi çabuk gelen. Yatağına işeyen (genellikle çocuk için). Menisi çabuk gelen.

Belirsiz nesne : Belirtme görevini yapan i takısını almamış nesne: Mektup yazdım, kitap okudum gibi. Cümlede yüklemin belirtilmemiş bir kişi veya şeyi etkilediğini anlatan ve yükleme durumu eki almamış bulunan yalın durumdaki nesne: resim yapmak, kitap yazmak, iş tutmak, ateş yakmak, tavuk kesmek, çiçek toplamak, yol açmak vb. Köy evlerinin bahçelerinde çok mu çiçek yetiştirirsiniz? (N. S. Banarlı, Türkçenin Sırları, s. 191). Kılıç olup beynine inebilecek çeliğe su verme (A. N. Asya, Kubbeler, s. 70). Mümtaz araya laf girmesini istemiyordu (A. H. Tanpınar, Huzur, s. 294). Kanepeye uzanmış, dizlerine dayadığı büyükçe bir kitabın üzerinde üstüste bir yığın kağıda desenler çiziyordu (göst. e. s. 159). vb.

Belirsiz nesne, belirtisiz nesne : Azerbaycan Türkçesi: ğeyri-müäyyän vasitäsiz tamamlıg;Türkmen Türkçesi: gııtak dooldurgıç; Gagauz Türkçesi: afikssiz dooru tamannık; Özbek Türkçesi: belgisizvόsitasiz toldiruvçi; Uygur Türkçesi: (B.Uyg.) naeniq toğra toluqturĞuçi ~ (D.Uyg.)naeniq bivasitä toldurğuçi; Tatar Türkçesi: qıyıq tämamlıq; Başkurt Türkçesi: bildähez tura tultırıwsı; Kmk: belgilenmegen tuwra tolumluk; Krç.-Malk.: tamamlawçu boluş affikssiz tuwra tolturuw(çu); Nogay Türkçesi: belgîlenmegen tuwra toltırgış; Kazak Türkçesi: jalgawsız tuwra toliktawış ~ tuwra tolıktawıştıň jasınn türi; Kırgız Türkçesi: müçösüz tike toluktooç; Alt:: kojulta t'ok çike toltıraaçı; Hakas Türkçesi: közîdîlbeen könî toldırıg; Tuva Türkçesi: hevirlettinmeen t'ort nemelde; Şor Türkçesi: affiks çok tüjüm koşkanı; Rusça: neoformlennoye pryamoye dopolneniye

Beli ile ilgili Cümleler

  • Belirli bir gangster tarafından tehdit ediliyordu.
  • Belirli bir dereceye kadar Fransızcayı anlayabilirim.
  • Ben daha önce bir blog tuttum. Gerçekten belirli bir konum yoktu; Sadece o gün olan herhangi bir şeyi blogladım.
  • Belirleyen esas unsurun olmaması ilginç bir durum.
  • O belirsiz bir süre için bir akıl hastanesine gönderildi.
  • O, belirtilen zamandan beş dakika sonra geldi.
  • Belirli bir ölçüde ona güvenebilirim.
  • Belirlenen zamanda buraya gelmeyi ihmal etme.
  • Herhangi belirgin farklılıklar var mı?
  • Beline deri kemer takıyor.
  • Tom'un ve Mary'nin evliliği sorun belirtileri gösterdi.
  • Ali belirlenmiş sürücü olmaya gönüllü oldu.
  • Belirlenmiş sürenin on dakika gerisindesin.
  • Resmin yaşı henüz belirlenmedi.

Diğer dillerde Beli anlamı nedir?

İngilizce'de Beli ne demek? : [Beli] v. bleat, baa

n. waist, loins, middle of the back, loin; grubber; paddle; spade