Düdük nedir, Düdük ne demek
- İçinden hava veya buhar geçirildiğinde keskin ses çıkaran ve işaret vermek için kullanılan araç.
- Taşıtlarda karşı tarafı uyaran korna.
- Akılsız, boş kafalı

"Düdük" ile ilgili cümle örnekleri
- "Derinlerden gelen kesik düdük sesleri arasında, evimin ve çocuklarımın çığlığını yakalamak için bir hayli uğraştım." - N. F. Kısakürek
Yerel Türkçe anlamı:
Boru.
İlkbaharda sıcak memleketlerden gelen ve gece çok öten göçmen kuş.
İncik kemiği.
Islık.
Kaval.
Zurna, kaval
Boğaz, gırtlak.
Diğer sözlük anlamları:
Ney
Düdük hakkında bilgiler
Balaban, Mey veya Duduk, Güney Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin bir çoğunda kullanılan nefesli çalgılar grubuna ait bir çalgıdır. 9-10 adet ses perdeli olanları Azerbaycan ve Türkistan’da kullanılmaktadır. Gürgen, ceviz, erik ve benzeri sert ağaçlardan yapılanları varsa da en makbulü kayısı ağacından yapılanıdır.
Bir gövde (govda) ve ağız tarafına takılan ses çıkarıcı yassı kamış ağızlıktan ibaret olan Balaban, 280-300 milimetre uzunluğunda ve 20-22 milimetre çapındadır. Sesi mat ve hafiftir, sesi zayıf olduğu için daha çok kapalı mekanlarda ve oda toplantılarında çalınmaktadır. Kamış üzerindeki kıskaç sayesinde ses inceltilip kalınlaştırılabilmektedir. Özel bir yöntemle yassılaştırılan kamış, kıskaç ve gövdeden meydana gelir. Kıskacın kamış üzerinde aşağı veya yukarı doğru itilmesiyle yaklaşık bir perdelik ses değişimi yapılabilmekte ve bu özelliği ile çalgı gruplarına hemen uyum sağlayabilmektedir.
Azeri sanatçı Hüseynkulu Sarabski'ye göre avcılar balaban çalarak bıldırcınları çekerler. Balaban'ın başka bir türü aşık musikinde kullanılır.
Düdük ile ilgili Cümleler
- Size birer düdük hediye edeceğim, artık trafik polisi oluyorsunuz.
- Düdük üfledi.
- Jale küçükken oyuncak düdük çalardı.
- Polis arabanın durması için düdük çaldı.
Düdük anlamı, kısaca tanımı:
Taraf : Bir şeyin belli bölümü, kısmı. Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri. Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi. Yön, yan, doğrultu. Yöre, yer.
Düdük gibi : Çok dar, daracık (giysi).
Düdük gibi kalmak : Zayıflamak. yapayalnız kalmak.
Düdük makarnası : Aptal, anlayışsız kimse. İçi delik makarna.
Dilli düdük : Söğüt, kavak vb. ağaçların ince dallarından veya kamıştan yapılmış olan bir düdük türü. Çok konuşan (kimse).
Canavar düdüğü : Acı acı ses çıkaran ve uzaklara kadar tehlike işareti vermek için kullanılan düdük.
Cankurtaran düdüğü : Cankurtaran çanı.
Çobandüdüğü : İki çeneklilerden, sap ve yapraklarında keskin bir koku ve acı bir tat olan, nemli yerlerde yetişen bir bitki, meyhaneci otu (Asarum europaeum).
Düdükçü : Düdük yapan veya satan kimse.
Düdükleme : Düdüklemek işi.
Düdüklemek : Aldatmak, kandırmak. Cinsel ilişkide bulunmak. Değersiz bir şeyi çok değerliymiş gibi birine satmak.
Düdüklü : Düdüklü tencere. Düdüğü olan.
Düdüklü tencere : Buhar basıncından yararlanarak yemeği çabuk ve sağlıklı olarak pişiren bir tür metal tencere, düdüklü.
Dediğim dedik öttürdüğüm düdük : Bir insanın sözünde direndiğini anlatan bir söz.
Hava : Keyif, âlem. Çekicilik. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Tarz, üslup. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Çevreyi kuşatan boşluk. Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Esinti. Gökyüzü. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Müzik parçalarında tür.
Buhar : Isı etkisiyle sıvıların ve bazı katıların dönüştükleri gaz durumu.
Keskin : Hassas. Kıvrak. Kırıcı, incitici. Çok kesici, iyi kesen. Tiz (ses). Zampara. Kırıkkale iline bağlı ilçelerden biri. Etkili, sert. Dikkatli.
İşaret : Anlam yükletilen şey, anlamlı iz, im. El, yüz hareketleriyle gösterme. Belirti, gösterge, alamet.
Vermek : Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Sahip olmasını sağlamak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Yaymak. Kazandırmak, katmak. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Ondan bilmek, atfetmek. Doğurmak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Satmak. Dayamak. Ödemek. Tespit etmek. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Herhangi bir duruma yol açmak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Bırakmak veya bağışlamak. Ayırmak, harcamak. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak.
Araç : Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Taşıt. Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne.
Taşıt : Otomobil, tren, gemi, uçak gibi taşıma araçlarının ortak adı, nakil aracı, nakil vasıtası, vasıta.
Güney : Güneş gören yer. Lodos. Denizli iline bağlı ilçelerden biri. Solunu doğuya, sağını batıya veren kimsenin tam karşısına düşen yön, dört ana yönden biri, cenup, kuzey karşıtı.
Karşı : Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi. Karşılık olarak, mukabil. Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı. Yüzünü bir şeye doğru çevirerek. İçin, hakkında. Ön, kat, huzur. Bulunan yere göre önde, ileride olan. Karşıt, zıt, muhalif. -e doğru.
Uyaran : Bir uyarım, bir tepki yaratan herhangi bir güç, uyarıcı. Organizmada uyarım yaratan, uyarıcı. Uyarma işini yapan (kimse veya şey), münebbih.
Korna : Motorlu taşıtlarda, bisikletlerde sesle işaret vermek için kullanılan ve içinden hava geçirilerek çalınan boru, klakson.
Akılsız : Aklı, gerçeği görüp ona göre davranmayan, anlayışı kıt.
Boş : Kullanıldıktan sonra içinde bir şey bulunmayan, kirli (bardak, çanak vb.). Anlamsız. İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan, dolu karşıtı. Habersiz, hazırlıksız bir biçimde. Bilgisiz. Görevlisi olmayan (iş, görev), münhal. Bir işe yaramayan, yararsız. Yapılacak işi olmayan, işsiz.
Kafalı : Bilgili, kavrayışlı ve anlayışlı. Kafası olan. Kafası herhangi bir biçimde olan.
Düdük aşısı : Kalem aşısı.
Düdük avı : Karın altında kalan tavşanın nefesiyle karı erittiği yerleri görerek yapılan tavşan avı.
Düdük çalıcı : Neyzen
Düdük çevirgeci : Düdük düğmesiyle yönetilerek düdük çevrimini kapayan çekimli çevirgeç.
Düdük düğmesi : Düdük çevirgecine komuta eden, çevrimi açıp kapatan ve sürücü tarafından kullanılan elektrik düğmesi.
Düdük kemiği : İncik kemiği.
Düdükçü bakışı : Yan gözle bakış
Düdükçülük : Düdükçünün yaptığı iş.
Düdüklük : İncik kemiği. Kalbin sol karıncığından çıkan temiz kan damarı. Çorum şehri, Cemilbey nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
Diğer dillerde Düdük anlamı nedir?
İngilizce'de Düdük ne demek? : [Duduk] n. pipe, whistle, hooter, reed
Fransızca'da Düdük : sifflet [le]
Almanca'da Düdük : n. Hupe, Pfeife
Rusça'da Düdük : n. свисток (M), дудка (F), гудок (M), сирена (F), болван (M), тупица (MF)

Bu kısımda Düdük nedir? Düdük ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Düdük tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Düdük hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.