Donmak nedir, Donmak ne demek

  • Sıvı, soğuğun etkisiyle katı duruma gelmek, buz tutmak.
  • Gelişmemek, yeniliklere açık olmamak.
  • Beklenmedik bir durum karşısında birden hareketsiz kalmak.
  • Eriyik durumda bulunan bir metal katı duruma geçmek
  • Kimyasal bir etki ile katılaşmak.
  • Çok üşümek.
  • Bitki soğuktan zarar görmek, yararlanılmaz duruma gelmek.
  • Yaşamını yitirmek, soğuktan ölmek.

"Donmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Salonun içinde kimse kımıldayamadı. Hepsi olduğu yerde dondu. Taş kesildi." - Ö. Seyfettin
  • "Çimento ve alçı çabuk donar."
  • "Bütün kafaların donmuş, taşlaşmış olmasını istiyorlar." - Ç. Altan
  • "Arabacım neredeyse donmak üzereydi." - K. Hulûsi

Yerel Türkçe anlamı:

Avdet etmek, geri gelmek.

Benzemek // donmak tolaşmak: öteye beriye baş vurmak Artvin Yusufeli Uşhum köyü

Donmak, buz donmak

Dönmek.

Üşümek, katılaşmak.

İngilizce'de Donmak ne demek? Donmak ingilizcesi nedir?:

freeze

Osmanlıca Donmak ne demek? Donmak Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

incimat etmek, donmak

Donmak kısaca anlamı, tanımı:

Donup kalmak : Donakalmak.

Donma : Donmak işi.

Kanı donmak : Donakalmak, çok şaşırmak.

Sıvı : Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim, mayi, likit.

Etki : Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim. Bir etken veya bir sebebin sonucu, yardım. Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir.

 

Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon.

Gelme : Yetişme. Gelmiş olan. Gelmek işi. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

Tutmak : Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. İzlemek. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Beklenen sonucu vermek. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Ulaşmak, varmak. Benimsemek, beğenmek. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Yaklaştırmak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Hedef olarak almak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Bağlamak. Bir şey düşünmek. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Bir kimsenin yerini almak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Kapatmak, sarmak. Sürmek, zaman almak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Herhangi bir durumda bulundurmak. Varsaymak, farz etmek. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Elde bulundurmak, ele almak. Başlamak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Bırakmamak. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Bir yerde kalmasını sağlamak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Avlamak. Kullanmak. Sarmak, bürümek. Uğramak. Sunmak. Uygun gelmek, çelişmez olmak. İşgal etmek. Kaplamak. Ele geçirmek, yakalamak. İş görebilmek. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Hizmetine almak veya kiralamak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Alacağa veya vereceğe saymak.

 

Yaşam : Doğumla ölüm arasında yaşanan süre, ömür, hayat.

Yitirmek : Ne olduğunu, nerede bulunduğunu bilememek, kaybetmek. Yakın birini ölüm sonucu kaybetmek. Bazı nitelik veya özelliklerin yok olması durumuna uğramak, kaybetmek. Yanlış yola girmek, kaybolmak.

Ölmek : Bazı sebeplerle çok sıkıntı veya acı çekmek. Değerini, geçerliğini, gücünü yitirmek, kullanılmamak. Yaşamaz olmak, hayatı sona ermek, can vermek. Bitki, solmak.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Üşümek : Isı yokluğundan, azlığından veya ısı kaybından etkilenmek, soğuğun etkisini duymak.

Kimyasal : Kimyaya ait, kimya ile ilgili, kimyevi.

Bir : Aynı, benzer. Sadece. Ancak, yalnız. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Tek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bir kez. Sayıların ilki. Beraber. Bu sayı kadar olan. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

İle : Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz. Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz. Bazı soyut adlara getirildiğinde "... olarak, ... bir biçimde" anlamında durum zarfları oluşturan bir söz.

Katılaşmak : Katı duruma gelmek. İz bırakmak, belirgin duruma gelmek.

Açık : Kolay anlaşılır, vazıh. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Engelsiz, serbest. Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Çalışır durumda olan. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen. Aralığı çok. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Belli bir yerin biraz uzağı. Boş. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal.

Diğer dillerde Donmak anlamı nedir?

İngilizce'de Donmak ne demek? : v. freeze, congeal, chill, perish

Fransızca'da Donmak : geler, se congeler, prendre, se figer, se scléroser, transir

Almanca'da Donmak : v. erstarren, gefrieren, gerinnen, vereisen

Rusça'da Donmak : v. замерзать, застывать, коченеть, мерзнуть, промерзать, леденеть, твердеть, костенеть, окостеневать, коснеть, стынуть, стыть, затвердевать, замерзнуть, застыть, окоченеть, промерзнуть, заледенеть, окостенеть, закоснеть, затвердеть