Eyyaf nedir, Eyyaf ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Saban kayışı ucuna yaş emeşe ağacından örülerek yapılan eğri halka.

Eyyaf anlamı, tanımı

Eyya : İlla

Ağacı : Ağabey, büyük erkek kardeş. Zakkum.

Saban : Çift süren hayvanların koşulduğu demir uçlu tarım aracı.

Kayış : Bağlamak, tutmak veya sıkmak amacıyla kullanılan, dar ve uzun kösele dilimi. Kol saatinin bileğe bağlanmasını sağlayan, deriden yapılmış gereç. Ustura bilenen cilalı kösele. Kayma işi.

Emeşe : Çanakkale kenti, Çan ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Ucuna : Köpeği sürü başına çağırma ünlemi.

Halka : Çeşitli metallerden veya tahtadan yapılmış çember. Değerli metallerden yapılmış olan çember biçimindeki süs eşyası. Çember biçiminde olan. Çember biçiminde çeşitli nesnelerden yapılmış tutturma aracı. Yerden yüksekliği ayarlanabilen aralıklara asılı iki halatın uçlarına takılan 18 santimetre çapında, 28 milimetre kalınlığında tahta veya deri kaplı iki demir halkadan oluşan asılma araçlarından her biri. Bir tür ufak, yağlı ve tuzlu simit. Su gibi sıvıların içine katı bir nesnenin düşmesiyle oluşan, gittikçe büyüyerek açılan çembere benzeyen biçim. Uykusuzluk, yorgunluk, üzüntü vb. sebeplerle göz altında beliren koyuluk. Çember biçiminde dizilmiş topluluk.

 

Yapı : Barınmak veya başka amaçlarla kullanılmak için yapılmış her türlü mimarlık eseri, bina. Yapma, oluşturma, ortaya konulma, meydana getirme. Bütünün bir araya getirilişinde uyulan dizge, strüktür. Ögeleriyle somut bağımlılığı olan bütün. Parçaları ve ögeleri arasında yasaya uygunluk, durağan bağlar ve karşılıklı ilişkiler bulunan dizge veya bütün, strüktür. Yapılmakta olan konut, yol, köprü vb. inşaat, konstrüksiyon. Canlı bir varlığın ruh veya beden özelliklerinin tümü, bünye, strüktür. Bir hücrede, bir dokuda, karmaşık oluşumlu bir organizmada elemanların düzeni.

Saba : Sabah yeli. Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam.

Halk : Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk. Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu. Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü, ahali. Bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu. Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri. Yaratma.

Kayı : Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri.

Eğri : Doğru veya düz olmayan, bir noktasında yön değiştiren, çarpık, münhani, doğru karşıtı. Bir olayın şiddetindeki azalış ve çoğalışları gösteren çizgi. Yatay veya düşey olmayan, bütünüyle bir yana eğilmiş bulunan, eğik, mail. Yay gibi kavislenmiş, eğmeçli, mukavves. Doğru veya düz olmayan çizgi, yüzey. Yanlış bir biçimde.

Yaş : Doğuştan beri geçen ve yıl birimi ile ölçülen zaman, sin (II). Hayatın çeşitli evrelerinden her biri, çağ. Bir kurum, bir kuruluş, düzen vb.nin kurulduğundan bu yana geçen zaman. Bir gök cisminin oluşmaya başladığı günden bugüne kadar geçirdiği zaman süresi. Nemli, ıslak, kuru karşıtı. Kendi suyunu, canlılığını yitirmemiş, kurumamış, kurutulmamış, taze. Gözyaşı. Kötü. Zor. Akşamla yatsı arası. Çok çevik, sağlam. Çürük, güvenilmez. Göz yaşı. Yaş, ıslak. Yaş, ömür. Yıl. Islak - goz yaşi: göz yaşı. Yağış. Bir varlığın doğumundan başlayarak ömrü boyunca tekrarlanan belirli zaman aralıklarının toplamı. Kişinin doğumundan beri geçen tam yıl süre. Bir gökcisminin oluşmaya başladığı günden bugüne dek geçirdiği zaman süresi. Taze. Deniz.

 

Diğer dillerde Eytişme anlamı nedir?

Fransızca'da Eytişme nedir ? : débat

Osmanlıca Eytişme : münazara