Kayı nedir, Kayı ne demek

Kayı; bir tarih terimidir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de özel olarak kullanılır.

Yerel Türkçe anlamı:

Tahıl ölçeği.

Fırtına.

Gayrı

Diğer sözlük anlamları:

[Bakınız: kayu]

[Bakınız: kay]

Kayı isminin anlamı, Kayı ne demek:

Erkek ismi olarak; Yağmur, sağanak, bora. Sağlam, güçlü, sert.

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Kütahya ilinde, Emet ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Konya ili, Cihanbeyli ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge. Eskişehir ili, Mihalıççık ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Karabük ilinde, merkez ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Niğde ili, Bor belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Çorum ili, Mecitözü ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Nevşehir ilinde, Hacıbektaş belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Eskişehir ilinde, Han ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Çankırı şehri, Belören bucağına bağlı bir bölge. Tekirdağ şehri, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Çorum kenti, Oğuzlar ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Kütahya kenti, Tavşanlı ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Burdur şehri, Kemer ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Kastamonu kenti, Kuzyaka bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Çorum kenti, merkez ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Kastamonu şehri, Daday ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Sivas kenti, Akıncılar belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge. Şırnak ilinde, Haberli nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Ankara ilinde, Güdül ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

 

Kayı hakkında bilgiler

Oğuzların Bozok kolundan bir boydur. Osmanlı Hanedanı bu boydan gelmiştir. Reşidüddin'nin listesinde sembolleri şahin, yani şahinlerin en büyüğü olan akdoğan'dır.

Kayı kelime anlamı olarak kuvvet ve kudret sahibi demektir. Kayı boyunun damgası, iki ok ve bir yaydan oluşur. Babası Gün Han ve dedesi Oğuz Han olan Kayı Han bu boyun ilk atasıdır.

Anadolu'ya gelen boylardan biri olmakla beraber önce Ahlat bölgesine yerleşmişlerdir. Anadolu Selçuklu sultanı I. Alâeddin Keykubad bu sırada göçebe hayatını yaşayan Kayıları; Viranşehir, Halep ve Karacadağ yöresine yerleştirmiştir. Ertuğrul ile Dündar beyler Söğüt ve Domaniç yörelerine yerleşmişlerdir. Söğüt'ü kışlak, Domaniç'i yaylak olarak kullanmışlardır.

Kayı Boyu, Osmanlının kuruluş dönemlerinde Evrenos Gazi ve Hacı İlbey gibi beyleri ile balkanların fethinde büyük yararlılık göstermiş, Vardar ovası ve Kaza-i Cuma yöresine yerleşmişlerdir. Evrenos Gazi ve Hacı İlbey'in aileleri bugün bile bilinmektedir.

Kayı ile ilgili Cümleler

  • Kayınpederim , bir mühendis.
  • Fırtınadan dolayı kayıp çocuğu arayamadık.
  • Saddam Hüseyin kayıplara karışmıştı.
  • Ali ne kadar süredir kayıp?
  • Kayınpederim oturuyor.
  • Kayınpederimi ikna etmek için ne yapmalıydım?
  • Japonya'da bir sürü insan siyasete kayıtsız.
  • Kayık gölün dibine battı.
  • Kayınpederimi daha iyi tanımak istiyorum.
  • Ben kayıp cüzdanımı buldum.
  • Kayığın küreğini çeken çocuk benim bir arkadaşımdır.
  • Kayık buzun içinde kitlendi.
  • Öğretmenimiz her zaman bayan öğrencileri kayırıyor.
  • Tom, kız kardeşinin kayıp olduğunu bildirdi.
 

Kayı tanımı, anlamı:

Oğuz : XI. yüzyılda Harezm bölgesinde toplu olarak yaşayan ve daha sonra batıya doğru göç ederek bugünkü Türkmen, Azeri, Gagavuz ve Türkiye Türklerinin aslını oluşturan büyük bir Türk boyu. İyi huylu (kimse).

Boyun : Testi, şişe, güğüm gibi kaplarda dar olan üst kısım. Gövdenin başla omuz arasında kalan bölgesi. Dağ sırtlarında geçmeye elverişli alçak yer.

Kayık : Kürek veya yelkenle yürütülen ufak tekne. Bir yana kaymış.

Kayık salıncak : Bayram yerlerinde kurulan kayık biçiminde salıncak.

Kayık tabak : Kayık biçiminde uzun ve düz tabak.

Kayık yaka : Açıklığı omuzlara doğru olan, oval yaka.

Kayık yanaştırmak : Bir konuya veya soruna yavaş yavaş girmek.

Kayıkçı : Kayıkla insan veya yük taşıyan kimse.

Kayıkçı kavgası : Sonucu olmayan, bıktırıcı münakaşa.

Kayıkhane : Kayıkların çekildiği, korunduğu üstü örtülü yer.

Kayın : Kadın veya kocaya göre birbirlerinin erkek kardeşi, kayınbirader, ini. Bu ağaçtan yapılmış. Kayıngillerin örnek bitkisi olan, 30-40 metre boyunda, 2 metre çapında, kışın yapraklarını döken, kerestesi beyaz ve değerli olan bir orman ağacı (Fagus orientalis).

Kayınbaba : Kaynata.

Kayınbabalık : Kayınbaba olma durumu.

Kayınbirader : Kayın.

Kayınbiraderlik : Kayınbirader olma durumu.

Kayınço : Kayınbiraderlere sevgi yollu söylenen söz.

Kayıngiller : İki çeneklilerden, palamut diye adlandırılan, meyveleri yüksüksü bir kadehçik içinde duran, kayın, meşe, kestane vb. kerestelik orman ağaçlarını içine alan bir familya, palamutlular.

Kayınlık : Kayın (II) olma durumu. Kayın ağaçları çok olan yer.

Kayınpeder : Kaynata.

Kayınpederlik : Kayınpeder olma durumu.

Kayıntı : Açlık bastırmaya, atıştırılmaya yarar yiyecek.

Kayınvalide : Kaynana.

Kayınvalidelik : Kayınvalide olma durumu.

Kayıp : Kaybedilen şey. Kaybolmuş olan, yitik, zayi. Kaybolma, yitme, yitim.

Kayıp vermek : Ulus, toplum, kuruluş vb. değerli bireylerini yitirmek.

Kayıplara karışmak : Bulunduğu yerden ayrılıp gitmek, gittiği yeri bildirmemek, görünmez olmak.

Kayır : Kalın kum. İnce kum.

Kayırıcı : Bir kimseyi kayıran, ona arka çıkan kimse, dayı, iltimasçı, piston, torpil.

Kayırıcılık : Kayırıcı olma durumu, iltimasçılık.

Kayırılma : Kayırılmak işi.

Kayırış : Kayırma işi.

Kayırma : Kayırmak işi, iltimas.

Kayırmak : Birini, başkalarının veya işin zararı pahasına tutmak. Koruyarak başarısını sağlamak, elinden tutmak, himmet etmek. Birine haksız yere kolaylıklar sağlamak, iltimas etmek.

Kayırtma : Kayırtmak işi.

Kayırtmak : Kayırma işini yaptırmak.

Kayış : Kol saatinin bileğe bağlanmasını sağlayan, deriden yapılmış gereç. Ustura bilenen cilalı kösele. Kayma işi. Bağlamak, tutmak veya sıkmak amacıyla kullanılan, dar ve uzun kösele dilimi.

Kayış balığı : Kâğıt balığıgillerden, Kuzey Avrupa denizleriyle Akdeniz'in derinliklerinde yaşayan kemikli bir balık (Regalecus glesne).

Kayış dili : Kaba ve çirkin sözler kullanılarak konuşulan dil.

Kayış gibi : Sert, koparılmayan. çok kirli.

Kayışa çekmek : Aldatmak, kandırmak.

Kayışçı : Kayış yapan veya satan kimse. Aldatan, hileci.

Kayısı : Gülgillerden, sıcak veya ılık iklimlerde yetişen, çiçekleri pembemsi beyaz bir ağaç (Prunus armeniaca). Beyazı pişmiş, sarısı az pişmiş yumurta. Bu ağacın açık turuncu renkte, eti sulu, güzel kokulu, tek ve sert çekirdekli tatlı meyvesi.

Kayısı hoşafı : Kurutulmuş kayısı, şeker ve suyun kaynatılması ile yapılmış olan hoşaf.

Kayısı kompostosu : Yaş kayısı, şeker ve suyun kaynatılması ile yapılmış olan komposto.

Kayısı kurusu : Kayısının kurutulması ile elde edilen kuru yemiş.

Kayısı reçeli : Taze kayısı, şeker ve suyun kaynatılarak koyu kıvama getirilmesi sonucu elde edilen reçel.

Kayışkıran : Baklagillerden, kökleri toprağa derince girdiği için tarlalar sürülürken sabanı tutan, çiçekleri kırmızı bir bitki, sabankıran (Onosis spinosa).

Kayıt : Bir yazının, bir hesabın tarih, numara vb.nin veya kopyasının bir yerde yazılı bulunması. Yiyecek. Resmî belge. Pencere çerçevesi. Araç, eşya. Bir yere mal ederek deftere geçirme. Sınırlama, davranışlarını çerçeveleme. Önem verme. Sesi veya görüntüyü manyetik bant üzerine geçirme işlemi. Şart.

Kayıt altına girmek : Bir şey yapmaya zorlanmak. davranışları sınırlandırılmak.

Kayıt defteri : Kayıt yapılmış olan defter.

Kayıt dışı : Herhangi bir biçimde yazılı belgesi olmayan, kayda geçmemiş.

Kayıt dışı ekonomi : Kayda geçirilmeyerek devletten gizlenen ve bu nedenle denetlenemeyen ticari işlem.

Kayıt kabul : Kayıt işleminin yapıldığı yer. Bir yere başvuranların kayıt işlemini yapma.

Kayıt koymak : Engellemek, sınırlamak, takyit etmek.

Kayıt kuyut : Kayıtlı bulunma durumu.

Kayıtım : Bir olayın kendi sebepleri üzerindeki tepkisi, rücu.

Kayıtımla uslamlama : Geriye dönerek sonuç çıkarma.

Kayıtlama : Kayıtlamak işi, takyit.

Kayıtlı : Şarta bağlı. Kaydı yapılmış, kayda geçirilmiş olan.

Kayıtlı sermaye : Anonim şirketlerin ticaret siciline kaydedilmiş sermayeleri.

Kayıtma : Kayıtmak işi.

Kayıtmak : Bir şeyi yapmaktan vazgeçmek, bir karardan dönmek, nükûl etmek, rücu etmek.

Kayıtsız : İlgisiz. Bir şarta bağlı olmayan. Kaydı yapılmamış, deftere veya yazıya geçirilmemiş olan.

Kayıtsız kalmak : Önem vermemek, umursamamak.

Kayıtsız olmak : İlgisiz, umursamaz, önem vermeyen durumda bulunmak. kaydedilmemiş veya yazıya geçirilmemiş olmak.

Kayıtsız şartsız : Hiçbir şart ve bağı olmaksızın.

Kayıtsızca : (kayıtsı'zca) İlgisiz, aldırmaz bir biçimde. İlgisiz, aldırmaz.

Kayıtsızlık : İlgisizlik.

Kayıttan düşmek : Bir yere mal olmaktan çıkararak defterde bu durumu belirtmek.

Ağ kayığı : Balık ağlarını taşıyan kayık.

Ağır kayıp : Büyük maddi zarar. Savaş, deprem, sel vb. doğal afetlerde can ve mal açısından uğranılan büyük kayıp.

Aşırma kayış : Bir çarkı döndürmek için kasnaktan kasnağa geçirilen kuşak biçimindeki kayış çember.

Ateş kayığı : Yangın söndürmede kullanılan tulumbayı taşımak için kullanılan büyük ve geniş kayık. Ateş balığı avlamak için kullanılan ve içinde ateş yakılan kayık.

Avrupa kayını : Avrupa'da yetişen bir tür kayın.

Buz kayığı : Donmuş deniz, göl veya akarsularda seyredebilen kızaklı ve yelkenli tekne.

Çember kayık : Arka tarafı yuvarlak kayık.

Doğu kayını : Doğu bölgelerinde yetişen bir tür kayın ağacı.

Eksantrik kayışı : Motor parçalarının bağlantılarını ve birlikte çalışmasını sağlayan kayış.

Foroz kayığı : Dalyandan balık çıkarmak için kullanılan kayık.

Iğrıp kayığı : Beş çifte kürekli balıkçı kayığı.

Kesin kayıt : Belli bir düzeyi, puanı tutturan ve belirlenen şartları yerine getiren adaylar için yapılmış olan kayıt.

Kış kayıtı : Kış için saklanan yiyecekler.

Kuru kayısı : Kayısının kurutulmuşu.

Ön kayıt : Kesin kabul ve kayıt işlemlerinden önce aday başvurularının kabulü.

Pazar kayığı : Eşya taşıyan büyük kayık.

Pazar kayığı gibi : Çok yüklenmiş (taşıt).

Usturayı kayışa çekmek : Usturanın kılağısını almak için berber kayışına sürtmek.

Üzengi kayışı : Eyerin sağına ve soluna takılan üzengi demirini özel toka ile eyere bağlayan kayış.

Vantilatör kayışı : Taşıtlarda motor gücünü vantilatöre aktararak dönmesini sağlayan kayış.

Varagele kayığı : İki nokta arasında ulaşımı ve haberleşmeyi sağlayan kayık.

Yarış kayığı : Kayık yarışları için özel olarak yapılmış olan kayık.

Türk : Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse.

Yirmi : İki kere on, on dokuzdan bir artık. Bu sayıyı gösteren 20 ve XX rakamlarının adı. On dokuzdan sonra gelen sayının adı.

Dört : Üçten bir artık. Dört sayısının adı. Bu sayıyı gösteren 4 ve IV rakamlarının adı.

Osmanlı : Düşündüğünü çekinmeden, açıkça söyleyen, bulunduğu toplulukta yetki sahibi olan. XIII. yüzyılda Osman Gazi tarafından Anadolu'da kurulan ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra dağılan büyük Türk imparatorluğunun uyrukları.

Hane : Birleşik kelimelerde "bina, yapı, yer, makam" anlamlarıyla ikinci kelime olarak yer alan bir söz. Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri, bölük, göz. Ev halkı. Basamak. Klasik Türk müziğinde, peşrev vb. saz parçalarının bölümlerinden her biri. Ev, konut.

Liste : Alt alta yazılmış şeylerin bütünü, dizelge.

Sembol : Simge.

Kayı baldır : Uzun siyah bacaklı insan ya da hayvan biçimine giren hayali bir yaratık, cin.

Kayı soğan : Yeşil soğan.

Kayıbay : 3. Bir erkek ismi olarak anlamı; Sağlam, güçlü, sert kimse.

Kayıcı dişli : Kamalı bir dingil üzerinde sürülerek, başka bir dişli ile bağlanıp ayrılabilen dişli.

Kayıcı dişli dingili : Çekme araçlarının hız kutuları üzerindeki dişlinin ilerigeri kaydırılarak başka dişlilerle bağlanıp çözülmesine ve böylece hız değişikliği sağlanmasına olanak veren dışı boyuna kamalı dingil.

Kayıcı eklem : Devinim dingili üzerinde bulunan ve arka köprünün ileri-geri, sağa-sola devinimine olanak veren eklem.

Kayıçı : Makas : Bu kayıçı iyi keser.

Kayıçivi : Çankırı şehrinde, Korgun belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kayıd : (İçmimari) Pencere ve kapılarda dış çerçeveleri iç taraftan enine ve boyuna bağlayan silmeli ya da düz lataların her biri. yazgı.

Kayıf : Pencere çerçevesi.