Hane nedir, Hane ne demek
Hane; kökeni farsça dilinden gelmektedir.
- Ev, konut.
- Basamak.
- Klasik Türk müziğinde, peşrev vb. saz parçalarının bölümlerinden her biri

- Birleşik kelimelerde "bina, yapı, yer, makam" anlamlarıyla ikinci kelime olarak yer alan bir söz.
- Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri, bölük, göz.
- Ev halkı.
"Hane" ile ilgili cümle
- "Balıkhane, yazıhane."
- "Oğlan iyiydi; becerikli, yumuşak huyluydu ama hanesi kalabalıktı." - N. Cumalı
- "Dama tahtasında altmış dört hane vardır."
Yerel Türkçe anlamı:
Kına, bk. hânne
Hani
Ev, aile
Edebi terim anlamı:
(Halk edebiyatı terimi) Halk edebiyatında beyit.
Hane hakkında bilgiler
[Bakınız: ev]
Hane ile ilgili Cümleler
- Yarın akşam 7.00'de Haneda Havaalanına geleceğim.
- Safevi hanedanı 1501 yılında İran'ı yeniden birleştirdi.
- Kubilay Han Yuan Hanedanı'nı 1271 yılında kurmuştur.
Hane anlamı, kısaca tanımı:
Abdesthane : Tuvalet.
Ameliyathane : Hastanelerde hastaların ameliyat edildiği özel bölüm.
Aşhane : Aşevi. Mutfak.
Balhane : Bal süzme ve paketleme işlemlerinin yapıldığı yer.
Balıkhane : Balıkların toptan satışa çıkarıldığı, soğuk hava deposu olan yer.
Baruthane : Barut yapılmış olan veya saklanan yer.
Basmahane : Basma yapılmış olan iş yeri.
Batakhane : İşlerin zamanında ve gereğince yapılmadığı yer. Gidenlerin dolandırıldığı veya kötü bir durumda bırakıldığı yer.
Bekarhane : Bekârların yaşadığı müstakil ev. Bekârların kalması için ayrılmış veya düzenlenmiş oda.
Bendehane : Bendenin, kölenin evi.
Berhane : Yıkık dökük, kullanışsız ve büyük (ev).
Besihane : Besi yapılmış olan yer.
Bıçkıhane : Bıçkıevi.
Birahane : Genellikle bira içilen, aynı zamanda çabuk hazırlanan bazı sıcak veya soğuk yemeklerin de yenildiği yer.
Boyahane : Boya işleri yapılmış olan yer.
Bozahane : Boza yapılmış olan yer.
Böcekhane : Böceklik.
Bulaşıkhane : Kışla, okul, otel vb. yerlerde bulaşık yıkamaya ayrılan özel bölüm.
Buzhane : Buz yapılmış olan yer. Soğuk hava deposu.
Cambazhane : Cambazların oyunlarını gösterdikleri yer.
Cephane : Ateşli silahlarla atılmak için hazırlanan her türlü patlayıcı madde, mühimmat.
Çalgıhane : Müzik evi, çalgılı lokanta veya eğlence yeri.
Çamaşırhane : Çamaşırlık.
Çayhane : Çayevi.
Çekiçhane : Demir fabrikalarında makine ile çalışan çok ağır çekiçlerin bulunduğu yer.
Çelikhane : Çelik elde edilen fabrika.
Çiftehane : Kuş üretmeye yarar kafesli yer.
Çilehane : Dervişlerin çile doldurdukları yer.
Darphane : Madenî para basılan yer.
Defterhane : Osmanlı Devleti sınırlarındaki bütün toprak kayıtlarını içine alan ana defterlerin bulunduğu ve bunlara özgü işlerin görüldüğü daire.
Dershane : Öğrencilere okul dışında para ile ders veren özel kuruluş. Derslik.
Devlethane : Nezaket gereği olarak "ev" anlamında kullanılan bir söz.
Dikimhane : Dikimevi.
Divanhane : Kubbealtı. Geniş sofa.
Doğumhane : Doğumevi.
Dokumahane : Dokuma tezgâhlarının bulunduğu ve çalıştığı yer.
Dökümhane : Dökümevi.
Fakirhane : Düşkünler yurdu. Alçak gönüllülük göstermek için kendi evinden bahsederken kullanılan bir söz.
Ferhane : Birden çok mağazası bulunan eski hanların tipinde, avlulu geniş bina, büyük han veya kervansaray.
Fetvahane : Müftünün makamı.
Fişekhane : Fişek yapılmış olan yer.
Fotoğrafhane : Fotoğrafçının çalıştığı, fotoğraf çekilen veya fotoğraf makinesi satılan yer, fotoğrafçı.
Gasilhane : Ölü yıkama yeri.
Gazhane : Hava gazı üretilen veya depolanan yer.
Gusülhane : Eski evlerde, içinde yıkanılabilir biçimde yapılmış küçük bölme.
Güderihane : Güderinin yapıldığı yer.
Haddehane : Büyük yassı levhaların eritildiği, merdanelerden geçirildiği yer.
Hahamhane : Hahamların çalıştığı yer.
Halvethane : Tekkelerde dervişlerin yalnızca ibadet etmek ve çile doldurmak için kapandıkları oda. Saraylarda girilmesi yasak olan oda.
Hapishane : Cezaevi.
Haşhaşhane : Haşhaşın işlendiği yer.
Hayalhane : Hayal dünyası. Karagöz oynatılan yer.
Helvahane : Sarayda mutfak içinde tatlıların yapıldığı özel bölüm veya oda. Genellikle helva pişirmekte kullanılan geniş ve az derin tencere.
Humbarahane : Humbara yapılmış olan fabrika, kumbarahane. Humbaracı yetiştirmek amacıyla 1739'da açılan ilk Türk askerî okullarından biri.
Islahhane : Islahevi.
İbadethane : Tapınak.
İdarehane : Bir işi veya kuruluşu yönetenlerin bulundukları yer, büro. Gazete, dergi vb. yayım kurumlarında yazı işlerine bakılan yer, yönetim yeri.
İmalathane : Ham maddeleri işleyerek piyasaya çıkacak duruma getiren iş yeri, yapımevi.
İmarethane : Yoksullara ve öğrencilere yiyecek dağıtmak için kurulmuş hayır kurumu, imaret.
İnekhane : İneklerin barındığı yer.
İpekhane : Kozaların, ipek çilesi durumuna getirilmesi için işlendiği yer.
İplikhane : Ham bitki liflerinin iplik yapıldığı yer.
Kademhane : Tuvalet.
Kahvehane : Kahve.
Kalavrahane : Kundura atölyesi.
Kalayhane : Kalay işlerinin yapıldığı yer. Kalaycının çalıştığı yer.
Kalhane : Kal (I) işi yapılmış olan yer.
Kasaphane : Kesimevi, mezbaha, kanara.
Kayıkhane : Kayıkların çekildiği, korunduğu üstü örtülü yer.
Kaynakhane : Kaynak işleri yapılmış olan yer.
Kerhane : Genelev.
Kesimhane : Kesimevi.
Keşişhane : Manastır.
Kılıçhane : Kılıç yapılmış olan yer.
Kıraathane : Müşterilerinin okumaları için gazete, dergi ve kitap bulunduran geniş, temiz ve iyi döşenmiş kahvehane. Kahve, kahvehane.
Kiremithane : Kiremit yapılmış olan yer.
Kirişhane : Kiriş yapılmış olan yer.
Klişehane : Klişe yapılmış olan yer.
Konsoloshane : Konsolosluk.
Kuluçkahane : Kuluçkalık.
Kumarhane : Kumar oynanan yer, bitirim yeri, bitirimhane.
Kumbarahane : Humbarahane.
Kuşhane : İçinde süs kuşları beslenilen ve üretilen küçük oda veya büyük kafes.
Kütüphane : Kitaplık. Kitap satılan dükkân, kitabevi.
Mahpushane : Cezaevi.
Mantarhane : Mantarların işlendiği yer.
Mapushane : Cezaevi.
Marangozhane : Marangozun çalıştığı iş yeri.
Mehterhane : Hapishane. Bu takımın görev yaptığı yer. Mehter takımı.
Memişhane : Tuvalet.
Mevlevihane : Mevlevi tekkesi.
Meyhane : Kabare. İçki satılan ve içilen yer, içki yeri.
Misafirhane : Yolcuların konakladıkları han, kervansaray vb. Konukevi.
Miskinhane : Cüzzamlıların yerleştirildikleri yer.
Muayenehane : Hekimlerin hastalarını muayene ettikleri yer.
Mumhane : Mum üretim yeri.
Muvakkithane : Muvakkitin görev yaptığı yer.
Mücellithane : Ciltevi.
Mühendishane : Osmanlı Devleti'nde mühendis yetiştiren yüksekokul.
Mürettiphane : Bir basımevinde dizgicilerin çalıştığı bölüm.
Nakkarhane : Mehter takımı. Bu takımın bulunduğu yer.
Nekahethane : Şifa yurdu, dinlenme yurdu.
Nezarethane : Gözaltına alınan kimselerin karakolda konulduğu yer, nezaret.
Patrikhane : Patriğin görev yaptığı bina.
Peynirhane : Peynir yapılmış olan yer.
Piskoposhane : Piskoposluk.
Rasathane : Gözlemevi.
Saadethane : Mutlu ve huzur içinde yaşanılan yer. Yüksek rütbeli kimselerin evi.
Sabunhane : Sabun yapılmış olan yer.
Salhane : Kesimevi.
Saraçhane : At takımları, araba koşumları, meşinden eşya yapılmış olan ve satılan yer.
Sebilhane : Sebil.
Sefarethane : Elçilik.
Semahane : Mevlevi tekkelerinde dervişlerin sema yaptıkları özel bölüm.
Sırmakeşhane : Sırma yapılmış olan yer.
Silahhane : Silahların saklandığı, korunduğu yer.
Süthane : Süt ve süt ürünleri satılan yer.
Şaphane : Şap çıkarılan yer, şap ocağı. Kütahya iline bağlı ilçelerden biri.
Şaraphane : Şarap satılan veya içirilen yer. Şarap yapılmış olan yer.
Şifahane : Hastane.
Şişhane : Namlusu altı yivli tüfek veya top.
Tabakhane : Hayvan postunu kullanılacak duruma getirme işleminin yapıldığı yer, sepi yeri.
Tahaffuzhane : Sefer sırasında, yolcu ve çalışanların arasında bulaşıcı hastalık görülen gemilerin karantina sürelerini geçirmeleri, gerekli sağlık önlemlerinin alınması ve hastaların iyileştirilmeleri için büyük limanlara yakın kıyılara kurulmuş sağlık kuruluşu.
Talimhane : Eğitim alanı.
Tamirhane : Genellikle teknik araçların onarıldığı yer.
Tasfiyehane : Arıtımevi.
Tavhane : Yoksulların sığındığı sıcak yer. Limonluk.
Telgrafhane : Telgraf aracılığıyla haberleşmeyi sağlayan resmî kuruluş.
Tembelhane : İçinde bulunanların çalışmaya karşı isteksiz davrandıkları yer.
Teneffüshane : Genellikle okullarda, ders aralarında dinlenmek için öğrencilerin çıktığı salon veya bahçe.
Tephirhane : Buğuevi.
Terkiphane : Terkibibentte vasıta beytinden önceki beyitlerin oluşturduğu bent.
Terzihane : Giysi biçilip dikilen yer, terzi dükkânı.
Teşrihhane : Tıp fakültelerinde anatomi dersi yapılmış olan yer. Otopsi yapılmış olan yer.
Tevkifhane : Tutukevi.
Tımarhane : Akıl hastanesi.
Ticarethane : Ticaret işlerinin yürütüldüğü yer.
Tophane : Top yapılan, top dökülen yer. Topçu askerinin eğitildiği yer.
Tüfekhane : Tüfek yapılmış olan yer.
Umumhane : Genelev.
Vaftizhane : Vaftiz yapılmış olan yer.
Yağhane : Bitkisel ve hayvansal yağ elde edilen yer.
Yatakhane : Yatılı okullarda, yurtlarda ve kışlada yatılan yer. Okul, fabrika vb. yerlerde yatakların konulduğu yer.
Yazıhane : Yazı masası. Yazı ve danışma işlerinin yürütüldüğü iş yeri, büro.
Yemekhane : Okul, fabrika vb. kuruluşlarda yemek yenilen büyük salon.
Yetimhane : Yetim çocukların barındırıldığı, bakıldığı yer.
Yoğurthane : Yoğurt yapılmış olan yer.
Mülahazat hanesi : Bir şey hakkındaki düşüncelerin yazıldığı yer.
Hanedan : Hükümdar, devlet büyüğü vb. bir kişiye dayanan soy, büyük aile. Konuksever. Belli ve köklü bir soydan gelen, soylu.
Hanedanlık : Hanedandan olma durumu.
Hanefi : Bu mezhepten olan kimse. İslamiyette dört Sünni mezhepten biri.
Hanefilik : Hanefi olma durumu.
Hanek : Söz, konuşma.
Haneli : Herhangi bir sayıda hanesi olan. Herhangi bir sayıda evi olan.
Hanelik : Herhangi bir sayıda evi olan, evlik.
Hanende : Şarkıcı.
Mülahazat hanesini açık bırakmak : Bir kimse hakkında kesin bir kanıya varamayarak zamanla ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek.
Konut : Ön doğru: Eukleides'in "Bir noktadan bir doğruya ancak bir paralel çizilebilir." yolundaki konutu gibi. İnsanların içinde yaşadıkları ev, apartman vb. yer, mesken, ikametgâh.
Halk : Bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu. Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri. Yaratma. Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk. Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü, ahali. Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu.
Bölüm : Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Çağ, devir. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon.
Bölük : Bir bütünden ayrılmış olan parça, kısım. Saç örgüsü. Hizip. On kuralına göre yazılan bir tam sayının, sağdan sola doğru üçer üçer ayrılan basamaklarından her bir üçlü takımı. Takımlardan oluşan, üçü veya dördü bir tabur oluşturan ve öbür birliklerin temeli sayılan birlik.
Basamak : Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti. Bir yere çıkarken veya bir yerden inerken basılan ve art arda gelen, birbirine belirli aralıkları olan düz yüzeylerden her biri. Ondalık sayı sisteminde bir sayının sağdan sola doğru rakamlarının derecelerine göre her birinin bulunduğu yer, hane. Derece, aşama, kerte, evre. Bir amaca ulaşmak için yararlanılan kişi, durum veya yer.
Klasik : Eski Yunan ve Roma çağı dili ve sanatı ile ilgili olan. Alışılmış. Kökleşik. Üzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen eser. Eski Yunan, Roma ve XVII. yüzyıl Fransız sanatıyla ilgili sanatçı veya eser. XVII. yüzyıl Fransız dili, sanatı ve yazarları ile ilgili olan. Sanatta kuralcı.
Türk : Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse.
Ev : Bir kimsenin veya ailenin içinde yaşadığı yer, konut, hane. Soy, nesil. Yalnız bir ailenin oturabileceği biçimde yapılmış yapı. Aile.
Ev halkı : Bir evde yaşayanların hepsi.
Haneçi : Yağ çıkarmak için kullanılan tahta yayık.
Hanedar : Misafirperver, evine geleni gideni en iyi şekilde ağırlayan hane sahibi
Hanek etmek : Konuşmak, şakalaşmak.
Hanelmalı : Bitlis şehri, Küçüksu nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
Hanendelik : Hanende olma durumu, şarkıcılık, okuyuculuk.
Hanev : Büyük ev.
Hanevleri : Elâzığ kenti, Maden belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer.
Haney : İki ya da daha çok katlı büyük ev. Sofa, hol, koridor. Salon. bk.hanay- bk.hanay- 3.bk. hanay- Evin katları arasındaki bölümler: Bizim evin haneyi tahtadır. [hanay (I) -1, 2]
Haneyli : Dört katlı ev.
Diğer dillerde Hane anlamı nedir?
İngilizce'de Hane ne demek? : [HANE] n. house, dwelling, place, order, digit
Fransızca'da Hane : maison [la]; compartiment [le]; (satrançdama) case [la]
Almanca'da Hane : n. Hauswesen, Stelle
Rusça'da Hane : n. дом (M), двор (M), комната (F), шкафчик (M), рубрика (F), разряд (M)

Bu kısımda Hane nedir? Hane ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Hane tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Hane hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.