Foreigners türkçesi Foreigners nedir

Foreigners ile ilgili cümleler

English: Are there many foreigners here?
Turkish: Burada çok sayıda yabancı var mıdır?

English: A lot of foreigners visit Japan every year.
Turkish: Her yıl bir sürü yabancı Japonya'yı ziyaret eder.

English: Are there a lot of foreigners in Armenia?
Turkish: Ermenistan'da çok yabancı var mı?

English: Many foreigners come to Japan to learn Japanese.
Turkish: Birçok yabancı Japonya'ya Japonca öğrenmek için gelir.

English: It is difficult for foreigners to master Japanese.
Turkish: Japoncayı öğrenmek yabancılar için zordur.

Foreigners ingilizcede ne demek, Foreigners nerede nasıl kullanılır?

Foreigner : Yabancı kişi. Dışarlıklı. Ek veya kaçak iş. Yabancı. Ecnebi.

Foreign accent : Yabancı aksan. Bir başka dilin telaffuz özelliği stili. Yabancı aksanı.

Foreign access zone : Serbest üretim bölgesi. Üretim etkinlikleriyle sınırlı serbest bölge.

Foreign address : Yabancı adres.

Foreign affairs : Dışişleri (ingiliz ingilizcesi). Dışişleri. Harici işler. Dış işleri. Dış ilişkiler. Hariciye.

Foreign affairs and defence committee : Dış politik meselelerde faaliyet göstermeleri ve raporlar sunmaları için seçilen insanlar grubu. Dış ilişkiler ve savunma komitesi.

 

Foreign affiliate : Yabancı bağlı şirket.

Foreign aid budget : Diğer ülkeleri finansal olarak desteklerken harcanacak tahmini para miktarı. Dış yardım bütçesi.

Foreign aid : Dış yardım. Bir ulusun diğerine sağladığı ekonomik destek.

Foreign agent : Yabancı ülke lobicisi. Yabancı ajan. Denizaşırı ülkelerden yetkili resmi temsilci. Yabancı bir ülkeden ajan.

İngilizce Foreigners Türkçe anlamı, Foreigners eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Foreigners ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Foreigner : Dışarlıklı. Yabancı kişi. Ek veya kaçak iş.

Deportee : Sınırdışı edilen kimse. Sürgün. Sınır dışı edilen kimse. Sınır dışı edilmiş kimse.

Quality : Sayısal olarak deyimlenemeyen ya da ölçülemeyen, ancak renk, koku, tad gibi görünümleriyle bilinerek tanınan özellik. Sayısal olmadan belirtilen özellik. Soyluluk. Vasıf. Önermenin niteliği. Nevi. Bir ürünün bilinen en iyi özellikleri bünyesinde taşıması durumu. Nitelik. Yapı. Özdek ya da olayların özünü, durumunu ve başkalarından ayrımını belirleyen özelliklerin tümü.

Au pair : Yaptığı ev işlerine karşılık bir kodak yanında kala. Çocuk bakımı yaparak. Yaptığı ev işlerine karşılık bir aile yanında kalan kız. Çocuk bakımı. Ev işleri yaparak. Ev işlerine ve çocuk bakımına yardımcı kız. Çocuk bakıcısı.

Exotism : Tuhaf. Yerli olmayan. Başka ülkelere ait olanları benimseme eğilimi. Bir tiyatro yapıtında, seyirciye yabancı gelen özelliklerin tümü. Alışılmamış. Harici. Bir tiyatro yapıtında, kendi ulusuna göre, yabancı ülkelerden alınmış ve orayı yansıtan şey (olay, tip, renk, vb.). Dikkati çeken. Yabansılık.

 

Strangeness : Acayiplik. Gariplik. Tuhaflık. Yabancılık. Garabet.

Outlander : Başka ülkeden olan kimse.

Exotica : Başka ülkelere ait olanları benimseme eğilimi. Yerli olmayan. Ekzotik. Garip şey. Harici. Alışılmamış şey. Tuhaf şey. Dışarıdan gelme. Dikkati çeken şey.

Traveler : Transbordör. Pazarlamacı (ingiliz ingilizcesi). Gezgin. Satış temsilcisi (gezici). Pazarlamacı. Seyyah. Seyyar iskele. Yolcu. Gezmen. Seyahat eden.

Allochthonous : Alokton olan. Allokton olan. Bulunduğu yere başka bir yerden getirilmiş, taşınmış kayaç ya da maden. Allokton.

Foreigners synonyms : metic, exoticness, importee, extrinsical, barbarians, exoticism, exotisms, exile, external, alien, exotics, extrinsic, noncitizen, extraneous, barbarous, remote, foreign, strangers, barbarian, gringo, peregrines, foreign resident, exotic, curiousness, peregrine, alienism, import, traveller, aliens, stranger, alienage, aliening, auslander.

Foreigners zıt anlamlı kelimeler, Foreigners kelime anlamı

Citizen : İkamet eden kimse. Hemşeri. Tebaa. Sivil kimse. Hemşehri. Uyruklu. Yurttaş. Uyruk. Sakin.

Nativeness : Yerli olma. Yerli olma durumu. Doğuştan olma niteliği.

Native : Yerli. Bilgisayar, biyoloji, veterinerlik alanlarında kullanılır. Kendi doğal alanında bulunma. Natif. Bir maddenin normal yapısını muhafaza etmesi. bir proteinin ya da nükleik asidin normal yapısında olması. Kültürel evrimin alt basamaklarında bulunan, doğaya büyük ölçüde bağlı olan, geleneklerle göreneklerin oluşturduğu bir düzen içinde yaşamını sürdüren ve tarihöncesi insanınkine benzer kültürel ve toplumsal bir yapıda varlığını yönlendiren birey. bk. ilkel toplum. Doğal, doğuştan, basit, yerli. Katısız, saf ve kendine özgü özelliklerini kaybetmemiş olan. Doğal. İlkel.