Güren nedir, Güren ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Hindi.

Kızılcık.

Kızılcık suyu ile yapılan tarhana.

Sürü.

Kalabalık.

Teknik terim anlamı:

Rengi sarı ile doru arasında olan (at), al(at).

Kızılcık.

Güren kısaca anlamı, tanımı

Güre : Çiftleşmek isteyen kısrak veya dişi eşek. Kuvvetli, dinç. Çekingen, korkak, ürkek. Bir yaşından üç yaşına kadar olan tay

Gürenci : Hassa kuşbazlarının iki sınıfından, görevleri üleş zamanı İstanbul'a gelerek padişahın kuşhanesindeki av kuşlarını eğitmek olan biri; öteki sınıf için bk. götürücü.

Gürenç : Doğan, şahin ve atmaca gibi av kuşlarının bakımı ve eğitimi işine verilen ad.

Kalabalık : Çok sayıda insanın bir araya gelmesiyle oluşan insan topluluğu. Sayıca çok. Gereksiz, karışık şeyler topluluğu.

Kızılcık : Kızılcıkgillerden, yaprak açmadan çiçeklenen iri gövdeli bir ağaç (Cornus mas). Bu ağacın güzün olgunlaşan, kırmızı, tek çekirdekli, reçeli ve şerbeti yapılan, buruk bir tadı olan yemişi.

Tarhana : İçine domates, biber, soğan, kokulu otlar, süt veya yoğurt katılan, bulgur, mayalanmış ve kurutularak ufalanmış hamur vb.nden yapılmış olan çorba malzemesi. Tarhana çorbası.

Tarhan : İş yapmamaktan, hareketsizlikten şişmanlamış (hayvan ya da insan.). Balta. İş yapmayan kimse. [Bakınız: Tarkan]. Bingöl şehrinde, Yenibaşak bucağına bağlı bir yer. Çorum ili, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Malatya şehri, Arapgir belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

 

Kalaba : Kalabalık.

Hindi : Tavukgillerden, XV. yüzyılda evcilleştirilerek Amerika'dan bütün dünyaya yayılan, boyun ve başı çıplak, parlak, yeşil ve esmer tüylü, kümes hayvanlarının en büyüğü, mısırtavuğu (Meleagris gallopavo). Aptal, şaşkın.

Kızıl : Parlak kırmızı renk. Genellikle küçük yaşlarda görülen, bulaşıcı, yüksek ateşli, kırmızı renkte geniş lekeler döktüren, kuluçka dönemi üç dört gün süren tehlikeli hastalık. Altın. Bu renkte olan. Komünist. Aşırı derecede olan.

Tarha : Bağ budamaya ya da ağaç kesmeye yarayan, eğri bir çeşit bıçak.

Alat : Acele, ivedi, çabuk. İpek böceklerinin koza yapmalarından bir hafta, on gün önce, çok yaprak yeme devresi. Bez dokuma tezgâhı. Sarıya veya kırmızıya boyanmış yün iplik. Elbise. Azgın, tehlikeli köpek. [Bakınız: aladı]. Bir çeşit çam ağacı. Karanfil, zencefil, tarçın gibi baharların karışımı. Düğünlerde pilâvın üzerine konulan söğüş et. Bulaşık. Uykudan uyanan ipek böceğinin yaprağa saldırması, evecen yemesi. Acele, çabuk. Bir tür çam ağacı.

Olan : Oğlan. Oğlan, erkek çocuk. Vakia, olan. Oğul, evlat.

Yapı : Barınmak veya başka amaçlarla kullanılmak için yapılmış her türlü mimarlık eseri, bina. Yapma, oluşturma, ortaya konulma, meydana getirme. Bütünün bir araya getirilişinde uyulan dizge, strüktür. Ögeleriyle somut bağımlılığı olan bütün. Parçaları ve ögeleri arasında yasaya uygunluk, durağan bağlar ve karşılıklı ilişkiler bulunan dizge veya bütün, strüktür. Yapılmakta olan konut, yol, köprü vb. inşaat, konstrüksiyon. Canlı bir varlığın ruh veya beden özelliklerinin tümü, bünye, strüktür. Bir hücrede, bir dokuda, karmaşık oluşumlu bir organizmada elemanların düzeni.

 

Suyu : İnanışa göre ölüp gömüleceği yere bilmeden gitmek.

Reng : Renk.

Sarı : Yeşil ile turuncu arasında bir renk, limon kabuğu rengi. Soluk, solgun. Bu renkte olan.

Kala : Kaldığında.

Doru : Gövdesi kızıl, ayakları ve yelesi koyu renkli olan, yağız (at). Kızıl (at donu).

Tarh : Bahçelerde çiçek dikmeye ayrılmış yer. Çıkarma. Vergi koyma.

Diğer dillerde Gür açınık anlamı nedir?

Fransızca'da Gür açınık nedir ? : voyelle éclatante