Kazık nedir, Kazık ne demek

  • Toprağa çakılmak için hazırlanmış, ucu sivri demir veya ağaç.
  • İnsanı üzerine oturtarak öldürdükleri, yere dik çakılmış sivri uçlu odun veya şiş.
  • Yapıların temelinde kullanılan, toprağa çakılan veya toprak içine giren tahta, maden veya betonarmeden silindir, prizma vb. biçimindeki uzun parça.
  • Direk, sopa.
  • Kazığa oturtarak uygulanan öldürme cezası
  • Genellikle yağlı güreşte, güreşçinin, elini hasmının kispeti içine sokarak yaptığı oyun.
  • Çok zor (soru, sınav vb.).
  • Aldatma.

"Kazık" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Çadır kazığı.""Hayvanı kazığa bağlamak."

Yerel Türkçe anlamı:

İnatçı.

İnce uzun sopaları yere, çamura çakarak oynanılan bir çocuk oyunu

Küçük kazan, bakraç

Havuç : Kazık yiyeceğim.

Sandalye.

Tohumların köklenip topraktan çıkmamış durumu.

Güreş terimi olarak anlamı:

Yağlı güreşte, yerde güreşirken, üstteki güreşçinin bir elini alttaki güreşçinin güreş donunun içine sokup yumruk yaparak, o güreşçinin hareket etmesine engel olma.

Fransızca'da Kazık ne demek?:

piquet

Kazık kısaca anlamı, tanımı:

Kazık atmak : Aldatmak, kazıklamak.

Kazık dikmek : Devamlı kalmak, ebediyen yaşamak.

Kazık gibi : Dimdik. sert mizaçlı, kaba saba, inceliği olmayan.

Kazık kadar : Kocaman (kimse).

 

Kazık yemek : Aldatılmak, kazıklanmak.

Kazık yutmuş gibi : Baston yutmuş gibi.

Kazığa vurmak : Bir kimseyi yere dikilmiş ucu sivri bir kazığa oturtarak öldürmek.

Kazık fren : Ani ve sert yapılmış olan fren.

Kazık kök : Toprağın içinde derinlere doğru dik bir biçimde gelişen, üzerinden çıkan ikincil yan kökleri çoğunlukla az olan kök. Havuçta olduğu gibi toprağa dikine giren koni biçiminde kök.

Kazık marka : Çok pahalı.

Çatal kazık : Sonuçta ne olacağı belirsiz, karışık, karanlık ve şüpheli durum. Tutumu farklı olduğu için işin yürümesine engel olan yetkili kimse.

Demirkazık : Kutup Yıldızı.

Dost kazığı : Dost bilinen kimseden gelen zarar veya kötülük.

Kaşınma kazığı : Çeşitli böcek, sinek ve arılar tarafından rahatsız edilen hayvanların kaşınarak rahatlamaları için meranın elverişli yerlerine dikilen ve üzerlerine antiseptik maddeli gres yağı sürülen kazık.

Kazı : Hak. Yer altındaki tarihsel değeri olan şeyleri, yapıları ortaya çıkarmak amacıyla arkeologlarca toprağın belli kurallara ve yöntemlere göre kazılması, araştırılması. Bir yeri kazma işi, hafriyat.

Kazıkazan : Kart kazındığında aynı tutardan üçünü bir arada bulma esasına dayalı bir tür talih oyunu. Kart kazındığında üzerinde yazılı olan ödülü kazanmaya dayalı bir tür talih oyunu.

Kazıkçı : Alışverişte aldatan, pahalı mal satan kimse.

Kazıkçılık : Kazıkçı olma durumu.

Kazıklama : Kazıklamak işi.

Kazıklamak : Bir tarla veya arsanın sınırını belirtmek için kazık çakmak. Kazık cezasına çarptırmak. Bir malı, bir kimseye değerinden çok pahalıya satmak, alışverişte aldatmak.

 

Kazıklanmak : Kazığa oturtulmak. Bir malı değerinden çok pahalıya almak, alışverişte aldatılmak.

Kazıklı : Kazığı olan, kazıkla desteklenmiş olan.

Kazıklı humma : Tetanos.

Arının yuvasına kazık dürtmek : Tehlikeli kişiyi kışkırtmak.

Bir fende kazık kakmak : Bir bilgi veya bilim dalında saplanmış kalmak.

Çatal kazık yere batmaz : Birden çok kimsenin söz sahibi olduğu iş yürümez.

Dünyaya kazık çakmak : Çok uzun ömürlü olmak, çok yaşamak.

İpten kazıktan kurtulmuş : Her türlü kötülüğü yapacak yaradılışta olan (kimse).

Çakılmak : Çakma işine konu olmak. Hızla düşüp saplanmak. Ortaya çıkmak, farkına varılmak, anlaşılmak.

Sivri : Ucu keskin ve batıcı olan. Palamut. Genel tutumun veya geleneklerin dışında kalan, göze batıcı özelliği olan, aşırı. Ucuna doğru gittikçe incelen.

Demir : Bu elementten yapılmış. Çıpa. Ayakkabı topuğuna veya ayakkabı burnuna aşınmayı önlemek için çakılan, özel olarak yapılmış madenden parça. Bu elementten yapılmış parça. Güçlü, kuvvetli, sert. Atom numarası 26, atom ağırlığı 55,847, yoğunluğu 7,8 olan, 1510 °C'de eriyen, mavimtırak esmer renkte, özellikle çelik, döküm ve alaşımlar durumunda sanayide kullanılmaya en elverişli element (simgesi Fe).

Ağaç : Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dallarından yapılan. Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki. Tahta, kereste.

Direk : Değerli, saygın, önde gelen kimse. Ağaçtan veya demirden yapılmış olan uzun ve kalın destek. Sütun.

Sopa : Kalın değnek. Dayak, kötek.

Temel : En önemli, belli başlı, ana, taban, esas, asıl, baz. Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü. Bir şeyin gelişimi için gereken ilk ögeler. Bu bölümleri yapmak için kazılan çukur.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Zor : Güçlükle. Sıkıntı veya güçlükle yapılan, kolay karşıtı. Sıkıntı, güçlük, rahatsızlık. Yüküm, mecburiyet. "Yapamazsın" anlamında kullanılan bir söz. Baskı.

Sınav : Direnme, dayanışma, güç gerektiren, sonuçta bir deneyim kazandıran zor durum. Öğrencilerin veya bir işe girmek isteyenlerin bilgi derecesini anlamak için yapılmış olan yoklama, imtihan, test.

Aldatma : Aldatmak işi, deside, al, hıyanet.

Öldürme : Öldürmek işi.

Kazık arabası : Buğday demetlerini taşımak için yapılan basit araba.

Kazık çıkarma : Minderdışı güreşlerde, daha önce yenildiği güreşçiyi yenme.

Kazık yemiş : Havuç

Kazıkayak : Çok dolaşan, yorulmak bilmeyen (kimse).

Kazıkçakan : genel uygulayım: Toprağa iri kazık çakmaya yarayan çok ağır bir çeşit balyoz.

Kazıkkaya : Kars ilinde, Karakurt nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Kazıkkök : (botanik)

Kazıklanma : Kazıklanmak işi.

Kazıklarım : Hoş geldiniz.

Kazıklayış : Kazıklama işi.

Kazık ile ilgili Cümleler

  • Ali kazık atmaya çalıştı.
  • Jale hepinizi daha kazıklamadı mı?
  • Arkadaşımdan kazık yedim. Taksi parasını ben ödedim.
  • Bir dahaki sefere kazık atmaya çalıştığınız adamları daha dikkatli seçersiniz canım, değil mi?
  • Kazıklanmamanız lazım.
  • Ali kazıklandığını düşünüyor.
  • Rostok'u bulursam kazık vercem ona oynasın.
  • Vezir, İsa ve çocuklarını kazıklamaya devam ediyor mu?
  • Kazıklar yüksekti.

Diğer dillerde Kazık anlamı nedir?

İngilizce'de Kazık ne demek? : [Kazik Staszewski] n. stake, pale, post, picket, ramp, deceit

Fransızca'da Kazık : pieu [le], pal (pals) [le], piquet [le]

Almanca'da Kazık : n. Bake, Nepp, Pfahl, Übervorteilung

Rusça'da Kazık : n. кол (M), колышек (M), свая (F), надувательство (N)