Konak salmak nedir, Konak salmak ne demek

Teknik terim anlamı:

Köy odasında misafir edilen kimse için bir eve, yemek gönderme ödevi yüklemek.

Konak salmak anlamı, tanımı

Kona : Hamur tahtası, sofra: Konayı getir de yufka açalım. İki elle kavranabilecek kadar olan ot ya da çalı çırpı bağlamı. Yemek tahtası olarak kullanılan hamur tahtası. (Saraycık Bozüyük Bilecik.)

Konak : Büyük ve gösterişli ev. Kundak çocuklarının başlarında görülen kepek tabakası. Araba veya hayvanla bir günde alınan yol. İzmir iline bağlı ilçelerden biri. Gözde oluşan ince tabaka. Vali, kaymakam gibi yüksek dereceli devlet görevlilerinin resmî konutu. Yolculukta geceyi geçirmek için inilen, konaklanılan yer. Konakçı.

Salma : Salmak işi. Kuşların üretilmesine ayrılan oda. Pirinçle pişirilen bir yemek türü. Başıboş gezen (hayvan). Bazı yerel giysilerde kolun yeninden sarkan kumaş parçası. Sürekli akan (su). Osmanlı Devleti'nde kol gezen kolluk eri. Genellikle köylerde işlerin görülmesi için ihtiyar heyetinin kararıyla her evden toplanması gereken para.

Salmak : Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak, bırakmak, koyuvermek. Saldırmak. Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek. Sürmek. Uğratmak. Gemi demir üzerinde dört yana dönmek. Üzerine yürütmek. Koymak, katmak. Sarkıtmak. Yollamak, göndermek. Vergi yüklemek.

 

Köy odası : Köylülerin çeşitli toplantılar yaptıkları veya konukların köyde kalması için hazırladıkları yer.

Yüklemek : Bir yere, taşınması için belli ağırlıkta eşya veya araç gereç koymak. Bir yükümlülük altına sokmak, sorumlu tutmak. Belli bir hizmeti kullanabilmek için özel bir karta gerekli verileri aktarmak. Bir suçu birinin üstüne atmak. Bir bilgisayar, disket vb.ne gerekli bilgileri aktarmak.

Gönderme : Göndermek işi, irsal. Sözlükçülükte bir madde başını işlerken, ilgisi dolayısıyla başka bir madde başına yollama.

Misafir : Konuk. Gözün saydam tabakasında herhangi bir sebeple oluşan beyaz leke.

Yükleme : Yüklemek işi, tahmil. Bir yere, bir nesneye elektrik yükü biriktirme, doldurma, şarj.

Yüklem : Cümlede oluş, iş ve hareket bildiren kelime veya kelime grubu, haber, mahmul. Bir konu için olumlanan veya inkâr edilen şey, mahmul.

Gönder : Bayrak direği. Üvendire. Kayık ve yelkenli gemilere yön vermeye yarayan, ucunda metal olan ağaç sopa.

Yemek : Yemek yeme, karın doyurma işi. Kandırmak. Isırmak. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Birine alacağını vermemek, ödememek. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Yasal yoldan cezalandırılmak. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Başkasının parasını harcamak. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Sürekli üzmek, tedirgin etmek.

 

Gönde : Göndermek.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Edil : Roma tiyatrosunda oyunları parasal ve yönetsel açıdan koruyanlara verilen ad. Oyunları denetleyip gösteri günlerini ve daha başka kayıtları saptayanlara verilen ad. Roma tiyatrosunda maddi manevi oyunları destekleyip koruyanlar. Oyunları denetleyip temsil tarihlerini ve daha başka kayıtları saptayanlar (bk. diadaskalia). Sinop ili, Boyabat ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Yeme : Yemek işi. Yiyecek.

İçin : Amacıyla, maksadıyla. Düşüncesince, kendince, göre. Özgü, ayrılmış. Ant deyimleri yapan bir söz. Karşılığında, karşılık olarak. Oranla, göz önünde tutulursa. Uğruna, yoluna. -den dolayı, -den ötürü. Neden ve sonuç belirten bir söz. Hakkında. Süre belirten bir söz.

Ödev : Yapılması, yerine getirilmesi, insanlık duygusu, töre ve yasa bakımından gerekli olan iş veya davranış, vazife, vecibe. Öğretmenin öğrencilere okul dışında yapmaları için verdiği çalışma.

Köy : Yönetim durumu, toplumsal ve ekonomik özellikleri veya nüfus yoğunluğu yönünden şehirden ayırt edilen, genellikle tarımsal alanda çalışılan, konutları ve öteki yapıları bu hayata uygun yerleşim birimi, köylük yer, köy yeri. Köy halkı. Köy (bk. kü, küv, küy). Belli bir adı, okul, cami, muhtarlık ve benzerleri toplumsal ve dinsel kuruluşları, komşu köyden ayrıldığı sınırları, tarla, otlak ve korusu bulunan, halkının yaşamı aşağı yukarı tümüyle toprağa bağlı olan yerleşim biçimi. Birbirleriyle akraba olan ya da olmayan birden çok ailenin bir araya gelerek tarım yapmaya ya da hayvan yetiştirmeye elverişli yerey parçasının bir köşesinde kurdukları, alan ve sokaklar çevresinde toplanan küçük ya da büyük, dağınık ya da toplu yapılarla, bunların eklentilerinden oluşan evrensel ve geleneksel yerleşme yeri. bk. köylü, köy topluluğu, akraba. Yönetim durumu, toplumsal ve ekonomik özellikleri ya da nüfus yoğunluğu yönünden kentten ayırt edilen, genellikle tarımsal uğraşıda bulunmak gibi işlevlerle ayrımlaşan ve belirlenen, konutları ve öteki yapıları bu yaşamı yansıtan yerleşme birimi. Köz, kor; yanık, yanma; azap, ıztırap.

Eve : Oyunda ebe: Gelin saklambaç oynayalım, men ebe olacağım. Acele, çabuk. Evvel.

Diğer dillerde Konak kapsamı anlamı nedir?

İngilizce'de Konak kapsamı ne demek ? : host range