Kula nedir, Kula ne demek
Kula; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de özel olarak kullanılır.
- Gövdesi sarı veya kirli sarı renkte, yele, kuyruk ve bacağın alt kısmındaki kılların koyu renkte olduğu at donu.
- Bu renkte olan (at)

- Manisa iline bağlı ilçelerden biri.
"Kula" ile ilgili cümle örnekleri
- "Yanında dizgini boynuna bırakılmış bir kula at vardı." - R. N. Güntekin
Yerel Türkçe anlamı:
Kumral.
Sarışın, mavi gözlü.
Siyaha yakın bir renk.
Yüzme aleti olarak kullanılan bir çift su kabağı
Vücudu koyu sarı, kuyruğu ve yelesi siyah olan at.
Ayakyolu, hela.
Bilimsel terim anlamı:
Özellikle Trobriand, Dobu, Woodlork adalarında yaşayan yerliler arasında uygulanan ve değiştirilen nesnenin ekonomik değerinden çok, kişiye ve topluluğa kazandırdığı saygınlığı önemsenen değiş-tokuş düzeni.
Osmanlıca Kula ne demek? Kula Osmanlıca'da ne anlama gelir?:
kula (renk)
Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:
Kırklareli şehrinde, Kofçaz belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Iğdır şehri, Gaziler bucağına bağlı bir bölge. Niğde şehri, Çiftlik ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Çorum kenti, Sungurlu belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.
Kula anlamı, kısaca tanımı:
Kula kul olmak : Bir kimsenin buyruğu altında bulunmak.
Kulaç : Gerilerek açılmış iki kolun parmak uçları arasındaki uzaklık.
Kulaç atmak : Yüzerken kolları, sırayla üstten ileriye doğru atıp suyu arkaya doğru çekmek.
Kulaçlama : Kulaçlamak işi.
Kulaçlamak : Kulaç atarak yüzmek. Kaç kulaç olduğunu ölçmek.
Kulaçlayış : Kulaçlama işi.
Kulağakaçan : Düz kanatlılardan, karnında çatal biçiminde iki uzantı bulunan, meyve ve sebzelere zarar veren otçul bir böcek (Forficula auricularia).
Kulağı ağır işitmek : Kulağı iyi işitmemek.
Kulağı çınlasın : Konuşulan yerde bulunmayan, sevilen biri anıldığında söylenen bir söz.
Kulağı delik : Olup bitenleri çabuk haber alan (kimse).
Kulağı dikilmek : Konuşulanları dinlemek için dikkat kesilmek.
Kulağı duvar olmak : Sağır olmak.
Kulağı kesik : Görmüş geçirmiş, deneyimi fazla olan, uyanık.
Kulağı kesiklik : Kulağı kesik olma durumu.
Kulağı kirişte : Söylenecek sözü, gelecek haberi sabırsızlıkla bekleyen (kimse), kulağı tetikte. Söylenecek sözü, gelecek haberi sabırsızlıkla bekler bir biçimde.
Kulağı kirişte olmak : Söylenecek sözü, gelecek haberi sabırsızlıkla beklemek.
Kulağı okşamak : Kulağa hoş gelmek.
Kulağı olmak : Dikkatini bir şeye vermek.
Kulağı olmamak : Ses titreşimlerinin yükselip alçalmasını ayırt edememek.
Kulağı ters taraftan göstermek : Kolay yolu varken bir işi daha zor ve uzun yollar kullanarak yapmak.
Kulağı tetikte : Kulağı kirişte.
Kulağı tıkalı : Sağır, ağır işiten. Dinlemek istemeyen.
Kulağına çalınmak : Başkasına söylenirken kendisi de duymuş olmak.
Kulağına çarpmak : Duyulmak.
Kulağına fısıldamak : Çok alçak ve hafif bir ses tonuyla kulağına eğilip bir şeyler söylemek.
Kulağına gelmek : Kulağına çalınmak. duymak.
Kulağına girmemek : Söylenilen sözlere önem vermemek, söylenenleri anlamamak, benimsememek.
Kulağına gitmek : Duymak.
Kulağına inanmamak : Duyduklarının doğruluğundan şüphe etmek.
Kulağına kar suyu kaçırmak : Dolaylı olarak duyurmak.
Kulağına kar suyu kaçmak : Bir duyum almak.
Kulağına koymak : Bir duruma veya söze hazırlamak için önceden kısaca anlatmak, düşünce aşılamak, telkin etmek.
Kulağına küpe olmak : Başa gelen bir durumdan alınan dersi unutmamak.
Kulağına söylemek : Fısıldamak.
Kulağını açmak : Dikkatle dinlemek.
Kulağını bükmek : Bir sorun karşısında dikkatli davranması için uyarıda bulunmak.
Kulağını çekmek : Uyarmak için hafif bir ceza vermek. ceza olarak kulağını tutup bükerek çekmek.
Kulağını çınlatmak : Birini anmak.
Kulağını doldurmak : Bir kimseye başkasından bilgi almadan önce konu üzerinde bilgi verirken kendi düşüncesini aşılamak.
Kulağını sağır etmek : Sağırlaşmasına sebep olmak, işitemez duruma getirmek.
Kulağının üzerine yatmak : Görmezlikten, duymazlıktan gelmek, dikkate almamak.
Kulağının zarı patlamak : Gürültü yüzünden rahatsız olmak.
Kulak : Bu organın, sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dış bölümü. Duvar, baca, şömine vb. yerlerde kulağa benzer çıkıntı. Seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği. Telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu. Saban kulağı. Balıklarda başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri. Akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri. Varlıklı Rus köylüsü. Başın her iki yanında bulunan işitme organı.
Kulak altı bezi : Kulağın yakınında bulunan tükürük bezlerinin en büyüğü.
Kulak arkası etmek : Dikkate almamak, göz önünde tutmamak.
Kulak asmak : Önem vermek, dinlemek.
Kulak çivisi : Kağnıda tekerleğin çıkmaması için mazının ucuna takılan çivi.
Kulak demiri : Pullukta, uç demirinin kaldırdığı toprağı ters çeviren demir.
Kulak dolgunluğu : İşiterek elde edilen (bilgi).
Kulak erimi : Sesin işitilebileceği uzaklık.
Kulak kabartmak : Belli etmemeye çalışarak dinlemek.
Kulak kepçesi : Kulağın sesi toplayarak orta kulağa göndermeye yarayan, yarım daire biçimindeki bölümü, sayvan.
Kulak kesilmek : Büyük bir dikkatle dinlemek.
Kulak kıvırmak : Domatesin olgunlaşmasını sağlamak için işlem yapmak.
Kulak kulağa : Gizlice, başkası duymaksızın.
Kulak memesi : Kulağın yumuşak ve kıkırdaksız olan alt ucu.
Kulak misafiri : Yanında konuşulanları konuşmaya katılmadan dinleyen kimse.
Kulak misafiri olmak : Yanında konuşulanları konuşmaya katılmadan dinlemek.
Kulak sadakası : Duyulan ve öğrenilen bilgilerin bir bölümünün başkalarına aktarılması.
Kulak tıkacı : Sesleri, gürültüleri hafifletmek veya su kaçmasını engellemek için kulağın içine veya üzerine konulan araç.
Kulak tıkamak : Bir şeyi duymazlıktan gelmek.
Kulak tırmalamak : Kulağı rahatsız etmek.
Kulak tırmalayıcı : Kulağı rahatsız eden.
Kulak tutmak : Dinlemek, işitmek istemek.
Kulak vermek : Merak edip dinlemek, işitmeye çalışmak.
Kulak zarı : Dış kulakla orta kulağı birbirine bağlayan zar, kulakdavulu kulakdavulu.
Kulakçı : Kulak, burun, boğaz hekimi.
Kulakçık : Kalbin üst bölümünde bulunan, sağdaki ana toplardamarlardan ve soldaki akciğer toplardamarlarından kanı alıp karıncıklara veren iki boşluğun adı.
Kulakdavulu : Kulak zarı.
Kulakları dolmak : Aynı şeyi dinlemekten usanmak.
Kulakları paslanmak : Çoktan beri müzik dinlememiş olmak.
Kulakları patlatmak : Gürültüyle rahatsız etmek.
Kulakları uğuldamak : Kulakta uğultu olmak.
Kulaklarına kadar kızarmak : Çok utanmak.
Kulaklarını dikmek : Hayvan dikkat kesilmek.
Kulaklarının pasını gidermek : Hoşa giden ses veya güzel bir müzik dinlemek.
Kulaklı : Sapının ucunda kulak biçiminde iki geniş çatalı bulunan bir tür yatağan. İki tarafında tutulacak yeri olan yayvan tava, tencere, kazan vb. Kulağa benzer çıkıntısı olan. Kulağı herhangi bir biçimde olan.
Kulaklı somun : Yanlarında kanat gibi çıkıntıları olan bir somun türü.
Kulaklık : Kulakları soğuk, rüzgâr vb. dış etkilerden korumak için kulak kepçesini örtecek biçimde yapılmış kılıf. Ağır işitenlerin daha iyi işitebilmek için kulaklarına taktıkları pilli araç. Radyo, telefon, telsiz vb.nde kulak ile verici arasında ses bağlantısı kurmaya yarayan araç.
Kulaksız : Kulak kepçesi olmayan.
Kulaktan : Yalnızca duyarak, dinleyerek.
Kulaktan dolma : Başkalarından işitilerek edinilen (bilgi).
Kulaktan kulağa : Sözlü bir biçimde. Gizli bir biçimde.
Kulaktan kulağa yayılmak : Sözlü bir biçimde bir diğer kişiye aktarılmak.
Kulaktozu : Kulağın arkasındaki çukur bölüm, kulağın kökü.
Kulampara : Oğlancı.
Kulamparalık : Oğlancılık.
Ağzı kulaklarına varmak : Çok sevinmek.
Ağzı kulaklarında : Çok sevinçli, mutlu (kimse).
Ağzından çıkanı kulağı duymamak : Sözlerini tartmadan söylemek.
Anamın öleceğini bilseydim kulağı dolu darıya satardım : "insan en değerli malının karşılıksız olarak elinden gideceğini bilse onu yok denecek kadar az bir paraya satar" anlamında kullanılan bir söz.
Baca kulağı : Ocağın iki yanında taştan yapılmış ufak raf.
Bir kulağından girip öbür kulağından çıkmak : Söylenen söze önem vermemek.
Bostana dadanan eşeğin kuyruğu kulağı olmaz : "çalıp çırpmayı alışkanlık edinen kimse, yakalanıp ceza göre göre insanlıktan çıkar" anlamında kullanılan bir söz.
Boynuz isterken kulaktan olmak : Daha iyisini, mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek.
Boynuz kulağı geçmek : Bir konuda daha sonra yetişenler yetenek bakımından eskileri geçmek.
Boynuz kulaktan sonra çıkar ama kulağı geçer : "bir konu üzerinde sonradan yetiştikleri hâlde kendilerinden önce yetişmiş olanları geçenler vardır" anlamında kullanılan bir söz.
Deniz kulağı : Açık denizden bir kum setiyle ayrılan veya kıyı dilinin gelişmesiyle göl biçimini alan sığ koy veya körfez, lagün.
Deve boynuz ararken kulaktan olmuş : "elindekiyle yetinmeyip daha çoğunu arayan, elindekinden de olur" anlamında kullanılan bir söz.
Dış kulak : Kulağın, kulak kepçesi ve dış kulak yolundan oluşan bölümü.
Eli kulağında : Nerede ise olacak, çok yakında olması beklenilen.
Elini kulağına atmak : Ezan okumak, gazel veya türkü söylemek için elini kulak kepçesinin arkasına koymak.
Ense kulak yerinde olmak : İri yarı olmak. kelli felli olmak.
Eşek kulağı kesilmekle küheylan olmaz : "aslında niteliksiz olan bir şeye ne yapılsa değişmez" anlamında kullanılan bir söz.
Eski kulağı kesiklerden olmak : Görmüş geçirmiş, çok deneyimli olmak.
Göz kulak olmak : Görme, işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak. gözetmek, korumak, bakmak.
İç kulak : Kulağın işitme sinirlerinin bulunduğu bölümü, dolambaç.
İki kulak bir dil için : "çok dinleyip az söylemeli" anlamında kullanılan bir söz.
Kalem kulaklı : Kulakları dik ve düzgün (at, geyik vb.).
Kelle kulak yerinde : Gösterişli, itibarlı sayılan. kanlı canlı ve iri yapılı olan.
Kepçe kulak : Kocaman ve öne doğru kulakları olan (kimse).
Müzik kulağı : Müziğin seslerine olan duyarlılık ve yatkınlık durumu.
Namaza meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz : "kişi yapmak istemediği işin ayrıntılarıyla ilgilenmez" anlamında kullanılan bir söz.
Orta kulak : Kulak zarı, çekiç, örs, üzengi kemiklerinin bulunduğu, dış kulakla iç kulak arasındaki bölüm.
Orta kulak boşluğu : Dış kulakla iç kulak arasındaki boşluk.
Orta kulak iltihabı : Orta kulakta oluşan iltihaplı hastalık.
Saban kulağı : Sabanın toprağa giren kısmının iki yanında bulunan ve toprağı yollara dökmeye yarayan parça, kulak.
Sağ eliyle sol kulağını göstermek : Kısa yoldan yapılacak bir işi dolambaçlı yollardan geçerek yapmaya çalışmak.
Sevincinden ağzı kulaklarına varmak : Çok sevinmek.
Şeytan kulağına kurşun : Aksama ihtimali bulunan durum veya işler düzenli gittiğinde "nazar değmesin" anlamında söylenen bir söz.
Uzun kulaklı : Eşek.
Uzun kulaktan haber almak : Uzaktan uzağa haber almak.
Yarım kulak dinlemek : Umursamadan, önem vermeden dinlemek.
Yelken kulak : Yelken kulaklı.
Yelken kulaklı : Dış kulağı iri ve geniş olan, yelken kulak.
Yerin kulağı var : Gizli konuşulan bir şeyin umulmadık bir yoldan başkalarınca duyulabileceğini anlatan bir söz.
Gövde : Ad ve fiil köklerinden yapım ekleriyle türetilmiş kelime. Bir şeyin asıl bölümü. Hayvanlarda baş, ayak ve kuyruktan geri kalan bölüm. Ağaç ve bitkilerin dallarının dışında kalan ana bölümü. Kesilmiş hayvanın, sakatatı alındıktan sonraki durumu. İnsan bedeninde baş, kol ve bacaklar dışında kalan bölüm.
Kirli : Aybaşı durumunda bulunan (kadın). Leke, toz vb. ile kaplı, pis, murdar, mülevves. Toplumun değer yargılarına aykırı olan.
Renk : Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum. Nitelik. Çeşitlilik.
Yele : Balıklarda sırt yüzgeci. At, aslan vb. hayvanların ensesinde veya boynunda bulunan uzun kıllar.
Kuyruk : Birisinin arkasına takılıp ondan ayrılmayan kimse. İnsanların sıra beklemek için art arda durarak oluşturduğu dizi. Başın arkasına toplanmış saç demeti. Koyunun bazı türlerinde eritilerek yağı alınan bir uzantısı. Hayvanların çoğunda, gövdenin sonunda bulunan, omurganın uzantısı olan uzun ve esnek organ. Kuşlarda gövdenin sonunda bulunan tüy demeti. Bir harfin bitiş çizgisine yakın yerde, birden bir dönüş yapan kısa çizgi. Bu organa benzeyen uzantı.
Baca : Su yolu, lağım, maden ocağı vb. yer altı yapılarının hava deliği. Dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan yol. Çatı penceresi.
Manisa : Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.
Bu : En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz. Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz.
Bağlı : Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste. Kapatılmış olan, kapalı. Sınırlanmış, sınırlı. Bir bağ ile tutturulmuş olan. Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, sadık, tutkun. Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek). Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan.
Biri : Bir tanesi. Bilinmeyen bir kimse.
Kula don : Atlarda bedeni örten kılların saman sarısı renginde, yele, kuyruk ve bacakların alt kısımlarının siyah renkte olması.
Kula kabağı : Yassı bir sürabi biçiminde, deriden yapılan ve bel kayışına takılan üstü işlemeli barutluk.
Kula tözü : Kulak arkası, kulak tozu
Kulaca : Bursa ilinde, İnegöl ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
Kulacadağ : Samsun ili, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.
Kulacık : (botanik) (biyoloji, zooloji) Kulakcık
Kulacıklı :
Kulaçka : Kuluçka
Kulaçlanmak : Vuracak gibi yapmak
Kulağa almamak : Dinlememek, semi itibara almamak
Kula ile ilgili Cümleler
- Kulağa çok kârlı gelmiyor.
- Kedilerin iki kulağı vardır.
- Kulağa nasıl geliyor?
- Bir an için bavuluma göz kulak olur musun?
- Kulağa hoş geliyor!
- Kulağa garip geliyor olabilir ama söylediği doğru.
- Kulağa garip gelebilir ama bu doğru.
- Ne kulağa hoş gelen bir kelime!
- Benim kulaklarım kanıyor!
- Burada kal ve onlara göz kulak ol.
- Kulağa hoş geliyor.
- Neden kulağına elliyorsun?
- Kulağa gerçek olamayacak kadar güzel geliyorsa, muhtemelen gerçek değildir.
- Burada kal ve ona göz kulak ol.
Diğer dillerde Kula anlamı nedir?
İngilizce'de Kula ne demek? : [Kula] n. creature, slave, servant, Helot, vassal
n. red roan
Fransızca'da Kula : isabelle
Rusça'da Kula : adj. бурый

Bu kısımda Kula nedir? Kula ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Kula tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Kula hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.