Rast nedir, Rast ne demek

Rast; bir müzik terimidir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni farsça dilinden gelmektedir.

Rast tanımı, anlamı:

Rast gele : "işiniz rast gitsin" anlamında kullanılan bir söz.

Rast gelmek : Düşünmediği, ummadığı hâlde karşılaşmak, rastlamak, tesadüf etmek. tesadüf etmek, denk gelmek. atılan şey hedefi bulmak. düşünmediği veya düşülmediği hâlde payına düşmek.

Rast getirmek : Tanrı, uygun getirmek, başarılı kılmak. rast gelmesini sağlamak. aranmakta olan bir şeyi veya kimseyi umulmadık bir yer ve zamanda bulmak. kollamak, seçmek.

Rast gitmek : Uygun düşmek, istenilen biçimde gelişmek.

Rastgele : Gelişigüzel. (ra'stgele) Seçmeden, iyisini kötüsünü ayırmadan, gelişigüzel, lalettayin.

Rastık : Kadınların kaşlarını veya saçlarını boyamak için sürdükleri siyah boya. Sürme.

Rastık çekmek : Rastık sürmek.

Rastıklı : Rastık sürülmüş olan (kaş veya saç).

Rastlama : Rastlamak işi.

Rastlamak : Bir kimse ile karşı karşıya gelmek, karşılaşmak, rast gelmek, tesadüf etmek. Atılan şey hedefi bulmak, rast gelmek. Herhangi bir şeyle karşı karşıya gelmek.

Rastlanma : Rastlanmak işi.

Rastlanmak : Karşılaşılmak, rast gelinmek, tesadüf edilmek.

 

Rastlantı : Bilgiye, isteğe, kurala veya belli bir sebebe dayanmaksızın oluveren karşılaşma, tesadüf.

Rastlantısal : Rastlantı ile ilgili, tesadüfi.

Rastlaşma : Rastlaşmak işi.

Rastlaşmak : Birbiriyle karşılaşmak, birbirine rastlamak, tesadüf etmek. Aynı zamanda olmak, üst üste gelmek.

Rastlayış : Rastlama işi.

İşi rast gitmek : Şans yardımıyla işi iyi, istediği gibi olmak.

Düzgü : Norm.

Tesadüf : Rastlantı, rast geliş. Yalnız ihtimallere bağlı olduğu düşünülen olayların kesin olmayan, değişebilen sebebi.

Atıl : İşsiz, aylak. Tembel. Süreduran. Etkisiz, işe yaramaz.

Hedef : Yapılması tasarlanan iş, amaç. Nişan alınacak yer, nişangâh. Varılacak yer, ulaşılacak son nokta.

Vurma : Vurmak işi.

Klasik : Sanatta kuralcı. Üzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen eser. Eski Yunan, Roma ve XVII. yüzyıl Fransız sanatıyla ilgili sanatçı veya eser. Eski Yunan ve Roma çağı dili ve sanatı ile ilgili olan. XVII. yüzyıl Fransız dili, sanatı ve yazarları ile ilgili olan. Alışılmış. Kökleşik.

Türk : Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse.

Doğru : İki nokta arasındaki en kısa çizgi. Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı. Yakın, yakınlarında. Gerçek, hakikat. Gerçek, yalan olmayan. Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun. Karşı yönünce. Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca. Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde. Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu.

 

Düzgün : Doğru ve pürüzsüz, muntazam. Kurala uygun olarak, kusursuz bir biçimde. Düzenli, kusursuz, insicamlı, rabıtalı, muntazam. İyi. Fondöten. Kenar veya ayrıtları ile açıları birbirine eşit olan (biçim).

Şey : Nesne, madde. Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz.

Bir : Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayı kadar olan. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Sayıların ilki. Ancak, yalnız. Sadece. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bir kez. Beraber. Tek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Eş, aynı, bir boyda. Aynı, benzer.

Makam : Klasik Türk müziğinde bir müzik parçası veya şarkının işleniş biçimi. Mevki, kat, yer.

Rastgele işe gelmeme : İşçilerin iş yerine zaman zaman gelmemeleri.

Rastgele olayların birleşimi : A1, A2, ..., An rastgele olaylarının en az birinin gerçekleşmesinden oluşturulmuş olaya onların birleşimi denir ve A1+A2+...+An biçiminde gösterilir.

Rastgele örnekleme : Örneği oluşturan birimlerin ana kitleden her seferinde eşit olasılıkla seçilmesi.

Rastgeleleştirme : İstatistiksel teorinin tesadüfi örneklemeyi temel almış olması nedeniyle örneklemedeki taraflılığı önlemek ve hatayı azaltmak için yapılan bir işlem.

Rastlanabilme : Rastlanabilmek işi.

Rastlanabilmek : Rastlanma imkânı veya olasılığı bulunmak. İlgili cümle: "“Sonuçta, zorbalığa en karşı olduklarını söyleyenler arasında bile bu eğilime rastlanabildiğini üzülerek gördüm.”" A. Ağaoğlu.

Rastlanı : Denemelerin yansız olması koşuluyla, salt olasılık ya da rastlantı ilkesine göre gerçekleşeceği varsayılan durum ya da sonuç.

Rastlantı : Belli bir yönde etkide bulunabilecek yanlılık öğelerinin elenmesi koşuluyla bir çok kez yinelenen bir işlemin vereceği sonuç ya da bir olayın salt kazanıya bağlı olarak uzun dönemde alacağı biçimi belirleyen sayılgılı etmen (etmene ilişkin).

Rastlantılama : Bir ölçümde, belirebilecek kazanı etkenlerinin, belli bir yönde işlemekten alıkonarak, birbirlerini götürecek biçimde dağılımını sağlama.

Rastlantılı düzen : Dizgeli örnek seçme işleminde, yanlı seçmelere yol açmamak üzere, seçme yapılacak evren dizelgesine verilen düzen.

Rast ile ilgili Cümleler

  • Tamamen rastlantısaldı.
  • Rastgele roman okurdum.
  • Tam mağazadan ayrılırken öğretmenime rastladım.
  • Ali şimdiye kadar rastladığım en zeki adamlarından biridir.
  • Ali parkta eski bir arkadaşına rastladı.
  • Rastgele cümlelerde niçin insanlar her zaman "Tom" olarak çağrılıyor?
  • Dün Tom'a rastladığımda o oldukça bitkin görünüyordu.
  • Rastgele bir şey söyleyemem.
  • Rastgele sorular sordu.
  • Rastgele cümlelerde niye insanlar her zaman "Tom" olarak çağrılıyor?
  • O bir akrebe rastladı.
  • Rastgele cümlelerde neden insanlar her zaman "Tom" olarak çağrılıyor?
  • Ben partide Tom'a rastladım.
  • Raster ve vektör grafikleri arasındaki fark nedir?

Diğer dillerde Rast anlamı nedir?

İngilizce'de Rast ne demek? : [Rast] n. rest, repose, relaxation, absence of movement, temporary delay, cessation

v. bucket, careen, fly, travel at a reckless speed, pass quickly

v. halt, stop, pause

Almanca'da Rast : Zufall; Treffen

Rusça'da Rast : adj. правильный