Tınas atmak nedir, Tınas atmak ne demek

Teknik terim anlamı:

Rüzgarlı havada, yaba yardımı ile ekin savurmak. (Yenikent Aksaray Niğde).

Tınas atmak tanımı, anlamı

Tınas : Harman dövüldükten sonra savrulmak için yapılan yığın. Savrulacak duruma getirilmiş dövülmüş ekin yığını. Saman yığını. Harman yığını. [Bakınız: tınaz]. Dövüldükten sonra savrulmak üzere biriktirilmiş mahsul yığını. Muğla şehri, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge

Atma : Atmak işi.

Atmak : Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Örtmek. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Söylemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Yırtılmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yalan ya da abartmalı söz söylemek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Koymak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Geri bırakmak, ertelemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Değerini eksiltmek. Götürmek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. İçki içmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Rastgele bir kenara koymak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Göndermek, yollamak. Çatlamak. Sille, tokat vurmak.

 

Savurmak : Havaya atıp dağıtmak, saçmak. Sallamak, uçurmak, dalgalandırmak. Boşuna ve çok miktarda harcamak, israf etmek. Rüzgâr, şiddetle eserek bir yeri, bir şeyi altüst etmek, havaya kaldırmak, dağıtmak. Şiddetle döndürerek sallamak, kaldırarak vurmak. Yalan, küfür vb. söylemek. Kaldırıp atmak, fırlatmak. Bir sıvının havalanmasını veya kaynayan sıvının taşmasını önlemek, soğutmak amacıyla alıp yine kendi kabına dökmek.

Rüzgarlı : Rüzgâr alan, rüzgâra açık. Batman şehri, Gercüş ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge. Rize şehrinde, İkizdere ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Yenikent : Az çok kendine yeterli bir çevrede, yerleştirilmesi öngörülen nüfusa, konut, iş olanağı, işyeri ve ve bunlara ilişkin kolaylıkları sağlamak amacıyla düzenlenen yeni ve büyük çapta tasarlı yerleşim yeri. Ağrı şehri, Tutak ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Aksaray şehri, Yeşilova bucağına bağlı bir yer. Ankara ili, Yenikent bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Eskişehir kenti, Seyitgazi ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. İzmir ili, Zeytindağ bucağına bağlı bir yer. Konya ili, Obruk bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Kütahya şehrinde, Gediz belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Ordu şehri, Fatsa ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer. Ordu şehrinde, Tekkiraz bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Sinop şehri, Gerze ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Sivas ilinde, İmranlı ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

 

Aksaray : Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Savurma : Savurmak işi. Kol, bacak vb. vücut bölümlerinin ağırlıklarından yararlanarak omuz ve uyluk eklemleri çevresinde türlü yönlere doğru hızla çevirme.

Yardım : Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, muavenet. Etki. Bir ülkeye bağış veya ödünç olarak verilen para ve ihtiyaç maddeleri. İşlerin daha etkin ve verimli olabilmesi için sağlanan katkı, destek. Bağış, iane.

Rüzgar : Havanın yer değiştirmesiyle oluşan esinti, yel, bad. Rüzgâr çizelgesinde hızı 17-21 deniz mili olan ve kuvveti 5 ile gösterilen esinti. Yemeniye benzer bir çeşit ayakkabı. Havayuvarında ayrımlı basınç altındaki yöreler arasında oluşan, yatay yönde, esiş yönü, süresi ve biçimleriyle ayrımlı hava devinimi. Zaman, devir. Dünya. Yel.

Yenik : Yenmiş, aşınmış. Savaş ya da yarışmada yenilmiş, mağlup. Bir hayvanın veya böceğin bir şeyi yiyerek o şeyde bıraktığı iz.

Savur : Mardin iline bağlı ilçelerden biri.

Niğde : Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Yardı : Ceza.

Savu : Yas, sağu. def’, defi (bk. kaçını).

Yaba : Harman savurmakta kullanılan, çatal biçiminde, tahtadan tarım aracı.

Hava : Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Keyif, âlem. Müzik parçalarında tür. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Esinti. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Gökyüzü. Çekicilik. Tarz, üslup. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Çevreyi kuşatan boşluk.

Yeni : Kullanılmamış veya az kullanılmış olan, eski karşıtı. Tanınmayan, bilinmeyen. O güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan. Biraz önce, çok zaman geçmeden. Daha öncekilerden farklı olan. Eskisinin yerine gelen. En son edinilen. İşe henüz başlamış. Oluş veya çıkışından beri çok zaman geçmemiş olan.

Ekin : Tahılın tarlaya atıldığı andan harman oluncaya kadar aldığı durum. Kültür, hars.

İle : Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz. Bazı soyut adlara getirildiğinde ". olarak, . bir biçimde" anlamında durum zarfları oluşturan bir söz. Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz.

Diğer dillerde Tımarlı avcılar anlamı nedir?

Osmanlıca Tımarlı avcılar : bazdaran