Yansımak nedir, Yansımak ne demek
- Işık dalgaları yansıtıcı bir yüzeye çarparak yön değiştirmek, aksetmek.
- Anlaşılmak, belli olmak.
- Ulaşmak, duyulmak, yayılmak, aksetmek.
- Yer almak

"Yansımak" ile ilgili cümle
- "Düz ve parlak yüzeylere çarpan ışık yansır."
- "Gazeteye yansıyan haber ağızdan ağıza geçerken açıklığını hemen hemen tamamen kaybetmiştir." - Halikarnas Balıkçısı
Osmanlıca Yansımak ne demek? Yansımak Osmanlıca'da ne anlama gelir?:
in'ikâs etmek
Yansımak kısaca anlamı, tanımı:
Yansıma : Yansımak işi. Doğa seslerine benzer seslerle yapılmış olan kelime, taklidî kelime, onomatope: Gürültü, şırıltı, bıngıldak, güm güm, vızıldamak vb. Işık dalgaları yansıtıcı bir yüzeye çarparak yön değiştirme, inikâs.
Yansı : Tepke. Işığın parlak bir yere çarpıp geriye doğru yön değiştirerek kaynağını göstermesi, inikâs. Akis. Bilgisayar veya tepegözle hazırlanan saydamın yansıtılmasıyla perdede ortaya çıkan görüntü.
Işık : Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç. Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb. Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk. Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı. Aydınlanmak için kullanılan elektrik. Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma.
Dalga : Gizli iş, dalavere. Geçici aşk ilişkisi. Geçici sevgili. Dalgınlık. Titreşimin bir ortam içinde yayılma hareketi. Deniz veya göl gibi geniş su yüzeylerinde genellikle rüzgâr, deprem vb.nin etkisiyle oluşan kıvrımlı hareket. Bir yüzeydeki kıvrım. Sıcak, soğuk, moda için belli bir süre etkili olan dönem. Saçların kıvrım genişliği. Arka arkaya gelen kriz vb. olayların her biri. Esrar, eroin vb. uyuşturucu maddelerin verdiği keyif durumu.
Yansıtıcı : Işık, ses, görüntü vb.ni geri göndermek, yansımasını sağlamak amacıyla kullanılan araç, yansıtaç, reflektör. Yansıtma işini yapan.
Yüzey : Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz.
Değiştirmek : Bir şeyi veya bir kimseyi bulunduğu yerden başka bir yere götürmek. Anlatıma yeni bir içerik vermek. Başka bir duruma, başka bir görünüme getirmek. Bir şey verip yerine başka bir şey almak. Başka bir biçime sokmak, değişikliğe uğratmak. Birini bırakıp başkasını kullanmak.
Aksetmek : Ses bir yere çarpıp geri dönmek, yankılanmak, yankı vermek. Ulaşmak, yayılmak, duyulmak. Evirmek, tersine çevirmek. Bir ışık veya bir şekil düz ve parlak bir yüzeye çarpıp orada aynen görünmek, yansımak.
Anlaşılmak : Anlama işine konu olmak. Belli olmak, ortaya çıkmak.
Yer almak : Ayrılan yerde durmak, bulunmak. bir işi hazırlayanlar arasında bulunmak.
Yer : Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Önem. Durum, konum. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Yerküre. Durum, konum, vaziyet. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Ülke. İz. Görev, makam. Gezinilen, ayakla basılan taban.
Almak : Kabul etmek. Soldurmak. Örtmek, koymak. Temizlemek. Yolmak, koparmak. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Kısaltmak, eksiltmek. Bürümek, sarmak, kaplamak. Çalmak. İçecek veya sigara içmek. Satın almak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Yer değiştirmek. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Tat veya koku duymak. Göreve, işe başlatmak. Yol gitmek, mesafe katetmek. Erkek, kadınla evlenmek. Kazanç sağlamak. Kazanmak, elde etmek. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Birlikte götürmek. İçine sığmak. Gidermek, yok etmek. Görevden, işten çekmek. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. İçeri girmesini sağlamak. Sürükleyip götürmek. Ele geçirmek, fethetmek. Başlamak. Yutmak, kullanmak.
Belli : Gizli olmayan, ortada olan, anlaşılan, bedihi, zahir, aşikâr. Beli olan. Bilinmedik bir yanı olmayan, malum. Belirli, muayyen.
Olmak : Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Sarhoş olmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bulunmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Herhangi bir durumda bulunmak. Uymak, tam gelmek. Sürdürmek, yürütmek. Yitirmek, elinden kaçırmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Yol açmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Geçmek, tamamlanmak.
Ulaşmak : Birbirine katılmak, dökülmek. Elde etmek, erişmek. Yetişmek. Varmak, gelmek.
Duyulmak : Duyma işine konu olmak.
Yayılmak : Genelleşmek. Yayma işine konu olmak veya yayma işi yapılmak. Koyun, inek vb. otlamak. Serilmek, döşenmek. Ayrıntıya girmek, açılmak. Herkes tarafından duyulmak. Genişlemek, büyümek. Rahat bir biçimde, sere serpe oturmak. Kaynağından çıkan ışık, doğru çizgiler hâlinde türlü yönlere dağılmak. Hastalık, pek çok kimseye geçmek veya bulaşmak.
Diğer dillerde Yansımak anlamı nedir?
İngilizce'de Yansımak ne demek? : v. rebound, reverberate
Fransızca'da Yansımak : se refléter, se réfléchir, se répercuter
Almanca'da Yansımak : v. erschallen, spiegeln, widerscheinen
Rusça'da Yansımak : v. отражаться, отразиться

Bu kısımda Yansımak nedir? Yansımak ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Yansımak tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Yansımak hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.