Yavuzluk etmek nedir, Yavuzluk etmek ne demek

Teknik terim anlamı:

Fenalık yapmak, kötü muamele etmek.

Çatışmak, maraza etmek.

Azgınlık, haşarılık etmek.

Yavuzluk etmek tanımı, anlamı

Etme : Etmek işi

Yavu : Yitik. Akılsız, sersem. Yabanıl, insana sokulmayan (insan, hayvan). Tembel, ağır davranışh. [Bakınız: yavı]. Çirkin. Yersiz, biçimsiz söz. Anlamsız konuşan, geveze. Yahu. [Bakınız: yava]. Antalya şehrinde, Kale belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Çorum şehrinde, İskilip ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Kütahya şehri, Simav ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge. Sivas kenti, Karayün bucağına bağlı bir bölge. Sivas şehrinde, Yavu nahiyesine bağlı bir yer.

Yavuzlu : Erzurum şehri, Pasinler belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Kilis şehri, merkez ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Etmek : Bir işi yapmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Demek, söylemek. Eşit değer kazanmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Küçük ya da büyük abdestini yapmak. Bulmak, erişmek. Herhangi bir değerde olmak. Kötülükte bulunmak.

Yavuz : Güçlü, çetin. İyi, gürbüz, güzel. Kötü, fena.

Yavuzluk : Yavuz olma durumu. Yavuzca davranış.

Haşarılık : Haşarı olma durumu. Haşarıca davranış.

Çatışmak : Birbirine çatmak ya da çatılmak. Kavga etmek. Karşılıklı vuruşmak. Deve ve köpek çiftleşmek. Söz, iddia veya davranış birbirini tutmamak, birbirini çelmek, mütenakız olmak.

 

Azgınlık : Azgın olma durumu.

Muamele : Davranma, davranış. Yol, yöntem. İşlem. Alışveriş.

Çatışma : Çatışmak işi. Savaş maksadıyla düşmana karşı ilerleyen bir birliğin karşı tarafın keşif ve güvenlik kollarıyla arasındaki ilk silahlı vuruşma. Türlü yönlerden uzanan kıvrımlı dağ sıralarının, bir yerde dar bir açı ile birbirine yaklaşıp kaynaşması veya düğümlenmesi. Silahlı büyük kavga, arbede.

Fenalık : Kötülük, şer.

Maraza : Hastalık. Anlaşmazlık, çekişme, kavga.

Haşarı : Çok yaramaz, ele avuca sığmayan (çocuk). Huysuz, azgın (hayvan).

Yapmak : Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Yol almak. Davranmak, hareket etmek. Üretmek. Bir durum yaratmak. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Salgılamak, çıkarmak. Edinmek, sahip olmak. Olmasına yol açmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Olmak. Gerçekleştirmek. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Onarmak, tamir etmek. Evlendirmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Düzenli bir duruma getirmek. Dışkı çıkarmak.

Yapma : Yapmak işi. Yapay. Yapmacık. Tezek. Bulgurla yapılmış, yuvarlak ve yassı köfte. Sır, gizem. Elle biçim verilen tezek. Tezek, kerme (Çayağzı).

Haşar : Çalı fasulyelerinin sarılması için yere dikilen çubuk. Yaramaz.

 

Maraz : Hastalık. Huysuzluğu ve titizliği ile can sıkan. Dayanılması güç durum.

Azgın : Azmış olan, azılı. Çok yaramaz (çocuk). Çabuk iltihaplanan, yarası hemen kapanmayan (ten). Coşmuş, taşmış. Cinsel istekleri aşırı olan. Gözü hiçbir şeyden yılmayan.

Diğer dillerde Yavruya bağlı güç doğum anlamı nedir?

İngilizce'de Yavruya bağlı güç doğum ne demek ? : fetal dystocia