Yoklamak nedir, Yoklamak ne demek

  • Dokunarak incelemek.
  • Durum, bilgi, niyet vb.ni belirlemeye veya anlamaya çalışmak.
  • Ziyaret veya sağlığını sormak amacıyla birine gitmek.
  • Aramak, araştırmak.
  • Bakmak, gözden geçirmek, kontrol etmek
  • Ara sıra etkisini göstermek.

"Yoklamak" ile ilgili cümleler

  • "İlaç aldığım hâlde ağrılarım yine beni yokluyor."
  • "Ara sıra da birimizden biri yukarı çıkarak Sevim'i yokluyordu." - R. N. Güntekin
  • "Hem kendimi hem etrafımda gördüğüm eşyayı elimle yokladım." - R. H. Karay
  • "Odaların köşe bucağını yoklamaya başladılar." - M. Ş. Esendal
  • "Kalbimi ne zaman yokladımsa ona dair bir iz bulamadım." - S. M. Alus

Yerel Türkçe anlamı:

Nişanlılar ve aileleri birbirlerine armağan vermek

Hasta, lohusa görmek, armağan vermek.

Kontrol etmek

Hastalık, ara ara belirmek: Sıtma sık sık yoklamaya başladı.

Araştırmak.

Yoklamak tanımı, anlamı:

Yoklama : Yeter sayı tespiti. Bir topluluğu oluşturan üyelerin belli bir zaman ve yerde bulunup bulunmadığını anlamak için yapılmış olan sayma işlemi. Okullarda öğrencilerin bilgisini anlamak için yapılmış olan sınav. Yoklamak işi, kontrol.

Eski defterleri yoklamak : Bir yarar umarak veya başka bir amaçla eski olayları yeniden ele almak.

Hafızayı yoklamak : Hatırlamaya çalışmak.

Kendini yoklamak : Duygu, düşünce ve beden bakımından kontrol etmek.

 

Nabız yoklamak : Niyetini, düşüncesini, eğilimini anlamaya çalışmak. düşünce, niyet ve eğilimi anlamak için ön araştırma yapmak.

İncelemek : Bir işi veya bir şeyi ele alıp özelliklerini, ayrıntılarını inceden inceye, özenli bir biçimde anlamaya, öğrenmeye çalışmak, tetkik etmek.

Bakmak : Tedavi etmek için ilgilenmek. Aramak. Uğraşmak, meşgul olmak. Beslemek, geçindirmek. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak. Bakışı bir şey üzerine çevirmek. Hastayı muayene etmek. Gözetmek, korumak. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak. Bir iş birinden beklenmek. İlgilenmek. Renklerde benzemek, andırmak. Anlamak, farkına varmak. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak. Yoklamak, incelemek, denemek.

Geçirmek : Vurmak. Tespit etmek, yazmak, kaydetmek. Hastalık bulaştırmak. Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak. Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek. Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak. Giymek, giyinmek. Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek. Zaman harcamak. Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak. Herhangi bir durumu yaşamış olmak. Etmek, yapmak. Bir gereksinimi eldeki imkânla karşılamak. Alışverişte aldatmak, kötü mal satmak, kazıklamak. Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek. Bir işi birden çok kişi üzerinde uygulamak. Birine kötü söz söylemek.

Kontrol : Yoklama, arama. Bir şeyin gerçeğe ve aslına uygunluğuna bakma. Denetçi, kontrolör. Denetleme.

 

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

Bilgi : Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler. Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf. Kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam. Bilim. İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat. İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf.

Niyet : Fal gibi kullanılmak amacıyla içine mâni yazılıp katlanmış veya şekerlere sarılmış kâğıt parçası. Bir şeyi yapmayı önceden isteyip düşünme, maksat. Namaz kılmaya, oruç tutmaya ve abdest almaya karar verip başlama.

Etmek : Küçük veya büyük abdestini yapmak. Bulmak, erişmek. Demek, söylemek. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Eşit değer kazanmak. Bir işi yapmak. Kötülükte bulunmak. Herhangi bir değerde olmak.

Ara : Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre, antrakt. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla. İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, aralık, boşluk, mesafe. Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları. Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre. İç. Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi.

Sıra : Bu biçimdeki topluluğun durumu. Düzen. Ardı, arkası, önü ve yanı kelimelerinden sonra gelerek tamlamalar kuran ve "ardından, arkasından, önünden, yanından, beraberinde" anlamlarında kullanılan bir söz. Bir şeye ayrılan, uygun görülen veya rastlayan zaman. Tahtadan oturak. Nöbet. Belirli bir düzene ve niteliğe göre dizilme durumu. Dershane, meclis vb. yerlerde kullanılan ve oturup yazı yazacak biçimde yapılmış olan mobilya. Yan yana, art arda olan şey veya kimselerin tümü, dizi.

Göstermek : Öğretmek, açıklamak. Görünmek, benzemek. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. Belirtmek, anlatmak. Yapmasını söylemek, görevlendirmek. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. Etmek. Kanıtla inandırmak. Sert bir biçimde karşılık vermek. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek.

Aramak : Araştırmak, yoklamak. Bir kişiyle görüşmek üzere telefon etmek. Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak. Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek, özlemek. Şart koşmak. Ziyarete, hatır sormaya gitmek. Önem verip istemek.

Araştırmak : Birini veya bir şeyi bulmak için bir yeri gözden geçirmek. Bir gerçeği ortaya çıkarmak için aramalarda bulunmak, sormak, soruşturmak. Bilimde ve sanatta yöntemli çalışmalar yapmak.

Diğer dillerde Yoklamak anlamı nedir?

İngilizce'de Yoklamak ne demek? : v. examine, feel, grabble, grope, inspect, look into, search, survey, test

Fransızca'da Yoklamak : tâter, examiner, inspecter, interroger, visiter, sonder

Almanca'da Yoklamak : v. abtasten, antasten, befühlen, besichtigen, nachsehen, überprüfen, visitieren, vorfühlen

Rusça'da Yoklamak : v. осматривать, контролировать, обыскивать, опрашивать, поверять, щупать, прощупывать, нащупывать, осязать, вглядываться, вынюхивать, заходить, наведываться, проведывать, тарировать, осмотреть, обыскать, опросить, поверить, пощупать, прощупать, нащупать, вглядеться, ходить, зайти, наведат