Zehir nedir, Zehir ne demek

Zehir; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

"Zehir" ile ilgili cümleler

  • "Evvela bir yumruk vurdu sersemledim, sonra ağzıma bilmediğim bir zehir tıktı, işte bu zehirle bayıldım." - F. R. Atay
  • "Dünya ile küsmüş, içi zehir dolu olarak yaşamıştı bütün gençliğini." - N. Cumalı

Kimya'daki anlamı:

1.Bir organizmayı öldüren madde. 2.Bir katalizör etkinliğini azaltan ya da yok eden madde. 3.Bir metal veya alaşımın kalitesini bozan madde.

İngilizce'de Zehir ne demek? Zehir ingilizcesi nedir?:

poison

Zehir hakkında bilgiler

Zehir, hücrelere ve yaşayan dokulara kimyasal, biyokimyasal ya da radyoaktif nitelikte zararlar veren her türlü maddeye verilen isimdir. Zehrin en tipik özelliği bu zararlı etkisini en küçük dozlarda bile göstermesidir.

Ağız yoluyla alınma ya da bir şekilde emilmeyle biyolojik sistemlerde hasar veya ölüm oluşturan maddeler zehir ya da toksin, bu maddeleri inceleyen bilim dalına ise toksikoloji denir. Radioaktif zehirler ise (Örneğin: Polonyum 220 izotopu)canlı organizmanın yapısındaki kimyasal elementlere yaydığı radyoaktif parçacıklar ile elementlerin çekirdek yapısının değişmesine neden olmaktadır. Bu değişimin sonucu olarak elementler bir başka elemente dönüşmektedir (Örneğin: insan vücudunda kırmızı kan hücrelerinde bolca bulunan Demir (Fe) elementi Alfa ışımasına maruz kalınca atom numarası 2 değerlik artarak Nikel (Ni) elementine dönüşmektedir.) ve kimyasal özellikleri de değiştiği için hücre yapısı bozulmaktadır.

 

Zehirler; düşük dozda kullanıldığında tedavi edici madde olsalar da, yüksek dozda kullanıldıkları zaman öldürücü etki yaparlar. Paraselsus (1493 – 1541) "Tüm maddeler zehirdir, ilacı zehirden ayıran dozudur" diyerek zehire doz kavramını getirmiştir.

Eski çağlarda zehir genel olarak avcılıkta, savaşta ve idam cezalarının infazında kullanılıyordu. Romalılar ve Yunanlar zehirleri; hızlı etki eden ve yavaş etki eden ya da bitkisel, kimyasal ve mineral zehirleri olarak sınıflandırmışlardı. Lekeli baldıran (conium maculatum), Su baldıranı, Kurtboğan, Güzelavratotu, Şeytan elması (tatula) gibi bitkiler ve mantarlardan, bunların dışında Akrep, Yılan ve Karakurbağası zehirleri ve antik çağlarda bu amaçla Civa, zincifre, Arsenik de cadı kazanlarında yer almıştı.

Zehir ile ilgili Cümleler

  • Zehir alarak intihar etti.
  • Zehirli bir şey yediği için, onlar Tom'u midesini pompalatmak için hastaneye götürdüler.
  • Zehir sizi öldürebilir.
  • Zehir bütün vücuduna yayıldı.
  • Zehir alarak kendini öldürdü.
  • Zehir ve iksir kelimeleri kökteştir.
  • Ali zehirli bir yılan tarafından ısırıldı.
  • Tung ağacı zehirlidir.
  • O ölümcül bir zehirdir.
  • Polis Tom'un Mary'yi zehirlenen kişi olduğunu düşünüyor.
  • Onların bana zehir enjekte ettiklerini düşünüyorum.
  • Zehirlenmekten şüphe ediyoruz.
  • Hekzan zehirli midir?
  • Bazı böcek zehirleri arılar için son derece zehirlidir.
 

Zehir kısaca anlamı, tanımı:

Organizma : Canlı bir varlığı oluşturan organların bütünü, uzviyet. Herhangi bir canlı varlık.

Kimyasal : Kimyaya ait, kimya ile ilgili, kimyevi.

Etki : Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir. Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim. Bir etken veya bir sebebin sonucu, yardım.

Madde : Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Para, mal vb. ile ilgili şey. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri. Molekül. Bir cismi oluşturan öge, öz. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Duyularla algılanabilen nesne.

Zehir gibi : Çok soğuk (hava). çok üstün. çok iyi. çok becerikli, usta. çok acı.

Zehir kesilmek : Ortalık ümit, sıkıntılı bir durum olmak. çok acı ve yakıcı olmak.

Zehir saçmak : Çevreye kötü propaganda yapmak veya insanları olumsuz davranışlara yönlendirmek, tahrik etmek, ortalığı karıştırmak.

Zehir hafiye : Kimseye göz açtırmayan, sert yaradılışlı kimse. Olayları en ince veya gizli noktalarına kadar bilen veya araştıran kimse.

Zehir zemberek : Son derece sert, hakaret dolu. Son derece acı. Son derece ağır, sert bir biçimde.

Zehir zıkkım : Son derece acı.

Zehretmek : Tatsızlık çıkarıp üzüntüye yol açmak, bunaltmak, acı vermek, sıkmak, üzmek.

Zehrolmak : Zevk almak umulurken üzüntü ile karşılaşmak.

Beyaz zehir : Eroin, kokain vb. sıvı olmayan uyuşturucu madde, beyaz.

Panzehir : Zehrin etkisini ortadan kaldırabilme özelliği olan madde, antidot.

Kurbağazehri : Kurbağazehrigillerden, tatlı sularda yaşayan, beyaz çiçekli, yürek biçimi yapraklı bir süs bitkisi (Hydrocharis).

Zehir zıkkım olsun : Nankörler için kullanılan bir ilenme sözü.

Zehirleme : Zehirlemek işi, ağılama.

Zehirlemek : Birine zararlı düşünceler, zararlı duygular aşılamak. Öldürmek amacıyla yedirme, içirme vb. yollarla zehir vermek, ağılamak.

Zehirlenmek : Zararlı düşünceler edinmek. Zehirleme işi yapılmak veya zehirleme işine konu olmak, ağılanmak. Zehre maruz kalmak.

Zehirli : Zararlı (duygu, düşünce vb.). Zehri olan.

Zehirli gaz : Zehirleyici özelliği bulunan gaz.

Zehirlilik : Zehirli olma durumu.

Zehirsiz : Zehri olmayan.

Elden vefa zehirden şifa : "zehirden şifa beklenilmeyeceği gibi yabancılardan da yardım ve iyilik beklenmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kan zehirlenmesi : Kanda hastalık yapan bakteri, virüs vb.lerin bulunmasından ileri gelen her türlü hastalık, septisemi.

Fizyolojik : Normal, doğal olarak işleyen. Fizyoloji ile ilgili, vücutla ilgili.

Görev : Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş. Resmî iş, vazife. Bir değerin başka değerlerle olan ilişkisi. Bir cümlede bir dil biriminin öbür birimlerle ilişkisi aracılığıyla yerine getirdiği iş. Bir organ veya hücrenin yaptığı iş. İşlev. Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı iş, misyon.

Boza : Arpa, darı, mısır, buğday vb. tahılların hamurunun ekşitilmesiyle yapılmış olan koyuca, tatlı veya mayhoş içecek.

Miktar : Ölçü. Bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik.

Canlı : Güçlü, etkili. Hareketli, hayat dolu, dinamik. Yaşayıp yer değiştirebilen yaratık, hayvan. Canlı yayın. Hareketli, hayat dolu, dinamik bir biçimde. Canı olan, diri, yaşayan. Dikkat çekici, göz alıcı, parlak (renk), ateş parçası.

Büyük : Niceliği çok olan. Önemli. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Büyük abdest. Üstün niteliği olan. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı.

Üzüntü : Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği, teessür.

Hücre : Tutukluların veya hükümlülerin yalnız olarak kapatıldıkları küçük oda. İnce bir zar içindeki protoplazma ve çekirdekten oluşmuş, bir organizmanın yapı ve görev bakımlarından en küçük birimi, göze. Küçük oda. Siyasi bir inançla gizli olarak çalışan bir örgütün genellikle aynı yerde çalışanlarının oluşturduğu topluluk.

Acı : Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı. Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem. Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü. Tadı bu nitelikte olan. Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap. Keskin, şiddetli. Çarpıcı, göz alıcı (renk).

Keder : Acı, üzüntü, dert, sıkıntı, ızdırap, tasa.

Sıkıntı : Sorun, mesele, sendrom, problem. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı. İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet. Bulunmama durumu. Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet.

Zehir bilimi : Toksikoloji.

Zehir çengeli : (Yun. khele: çengel; keras: boynuz) Örümceklerde (Araneida) başlıgöğsün (sefalotoraks) ön bölgesinde bulunan ve bir zehir kesesine bağlı olan bir tip ekstremite. Keliser. (biyoloji) (karşılık: keliser), (Yun. khele = çengel, Yun.keras = boynuz) Örümceğimsilerde bir tip ekstremite olup başlı-göğüs'ün (sefalotoraks) ön bölgesinde bulunur ve bir zehir kesesine bağlıdır.

Zehir itmek : Tatsızlık çıkararak içe sindirmemek.

Zehir zakkum : Çok acı.

Zehir zembelek : bk. zehir zemberek (I)- Çok ekşi. Çok soğuk. Çok sert (kimse). Çok acı.

Zehirden şıfa ummak : Güç durumda kalınca en olmadık şeyden yarar beklemek.

Zehirini almak : Avutucu sözlerle birinin acılarını dindirmek.

Zehirini dökmek : Dertlerini anlatmak.

Zehirlenme : Zehirlenmek durumu. İlgili cümle: "“Gece saat dörde kadar eğlendik yahut zehirlenmenin adına eğlenti dedik.”" A. Gündüz. Yılan, arı vb. sokması sonucu görülen hastalık. Zehirli nesnelerin kana karışması yüzünden baş gösteren hastalıklı belirtiler. Toksik maddenin vücutta meydana getirdiği patolojik durum, intoksikasyon. İhmal veya dikkatsizlik sonucu, zehirli bitkiler, endüstriyel atık su, baca dumanı, uçucu toz, zirai mücadele ilaçlan vb. maddeleri ağızla almak veya temas etmek suretiyle, sentetik ilaçlarla ve dokusal kimyasal maddelerle zehirlenme olayı, hlk. ağulanma.

Zehirletme : Zehirletmek işi.

Diğer dillerde Zehir anlamı nedir?

İngilizce'de Zehir ne demek? : n. hemlock, poison, venom

Fransızca'da Zehir : poison [le], toxique [le]

Almanca'da Zehir : n. Gift, Toxikum

Rusça'da Zehir : n. яд (M), отрава (F)