Abraş nedir, Abraş ne demek
Abraş; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.
- Alaca benekli.
- Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan (bitki yaprağı).
- Cildin rengini bozup beyaz benekler ve lekeler yapan hastalık.
- Ters, kaba, görgüsüz (kimse).
- Deseni ve atkısı bozuk halı.
- Atın tüysüz yerlerinde görülen uyuza benzer bir hastalık

- Çarpık, eğri, düzgün olmayan.
- Çilli, çopur yüzlü, gözleri açık renk olan (kimse).
"Abraş" ile ilgili cümle örnekleri
- "Abraş at."
Yerel Türkçe anlamı:
Sarışın, çilli yüzlü kimse.
Şaşı: Şu çocuk abraş bakıyor. 1
Halıdaki alacalık, renk bozukluğu.
Önüne gelen taş veya toprak sebebiyle yana doğru eğilen filiz.
Doru at.
Pinti, hasis. 1
Biçimsiz, çirkin. 1
Patavatsız, sözü hoşa gitmeyen. 1
Çilli ve çopur yüzlü, sarı saçlı, açık renk gözlü adam.
İki tarafı denk gelmemiş halı.
Çarpık, eğri. 1
Alaca bulaca, karışık renkli: Aldığın yün abraş çıktı.
Çopur yüzlü.
Yarı olmuş, iyice kararmamış üzüm. 2
Sert huylu, ters, kaba, muaşeret bilmez. 1
Benekli, iyi kurumamış tütün yaprağı. 2
Tedirgin edici, obur. 1
Tembel, uyuşuk, ağır canlı. 1
Alnındaki beyazlık alt dudağına kadar inen, at, inek, manda, köpek ve benzeri hayvan.
Hayvanların kıç taraflarındaki leke.
Çirkin, biçimsiz.
Bağdaş.
Çil. 1
Yüzü, vücudu alaca benekli, lekeli hayvan veya adam.
El ve yüzde, beyaz lekeler halinde olan bir çeşit deri hastalığı. 1
Düzgün olmıyan, pütürlü, pürüzlü deri.
Veterinerlik alanındaki anlamları:
Atlarda burun ucunda görülen beyazlık.
Abraş isminin anlamı, Abraş ne demek:
Erkek ismi olarak; Çilli, çopur yüzlü, sarı saçlı, açık renkli gözlü adam. Doru at. Alaca bulaca, karışık renkli. Tedirgin edici, obur. Çarpık, eğri.
İngilizce'de Abraş ne demek? Abraş ingilizcesi nedir?:
snip
Abraş tanımı, anlamı:
Abra : Denge. Angarya, yük. Bir değiş tokuşta üste verilen şey. Dara.
Alaca : Keklik, bıldırcın vb. kuşları avlamak için kullanılan iki renkli bez. İki veya daha çok renkli. Birkaç rengin karışımından oluşan renk, ala. Ağaçta ilk olgunlaşan meyve. Birkaç renkli iplikten yapılmış dokuma. Meyvelere, genellikle üzüme düşen ben. Çorum iline bağlı ilçelerden biri.
Benekli : Ufak lekeleri bulunan.
Klorofil : Güneş ışığını soğurarak bitkilerde karbon özümlemesini sağlayan ve bitkilere yeşil renklerini veren madde.
Dolay : Bir yeri saran başka yerlerin bütünü, civar.
Renk : Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum. Çeşitlilik. Nitelik.
Çarpı : Kaba sıva, çarpma sıva. Birbiriyle çarpılan iki sayı arasına konulan işaret: "a x b" veya "a . b", "a çarpı b" diye okunur.
Düzgü : Norm.
Çarpık : Aksi, ters, huysuz bir biçimde. Düzgünlüğünü yitirerek eğrilmiş, doğru karşıtı. Kötü. Gerektiği gibi olmayan, düzgün olmayan.
Eğri : Yatay veya düşey olmayan, bütünüyle bir yana eğilmiş bulunan, eğik, mail. Doğru veya düz olmayan, bir noktasında yön değiştiren, çarpık, münhani, doğru karşıtı. Yay gibi kavislenmiş, eğmeçli, mukavves. Yanlış bir biçimde. Bir olayın şiddetindeki azalış ve çoğalışları gösteren çizgi. Doğru veya düz olmayan çizgi, yüzey.
Düzgün : Kenar veya ayrıtları ile açıları birbirine eşit olan (biçim). Kurala uygun olarak, kusursuz bir biçimde. Düzenli, kusursuz, insicamlı, rabıtalı, muntazam. İyi. Fondöten. Doğru ve pürüzsüz, muntazam.
Ters : Kesici bir aletin kesmeyen yanı. Bir şeyin aksi, karşıtı. Hayvan pisliği. Uygun olmayan, elverişsiz, münasebetsiz. Gönül ve cesaret kırıcı, huysuz, sert. Gerekli olan duruma karşıt, zıt. Bir şeyin içe gelen yanı, arkası.
Kaba : Taneleri iri. Terbiyesiz, görgüsü kıt, nezaketsiz (kimse). Terbiyeye, inceliğe aykırı, çirkin, kötü. Kuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer. Hafif olduğu hâlde kalın veya hacimli. Özensiz, gelişigüzel yapılmış, zevksiz, sakil, ince karşıtı.
Görgüsüz : Görgüsü olmayan.
Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.
Bozuk : Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ). Kızgın, sıkıntılı. Madenî para, bozuk para. Türk halk müziğinde, bağlamadan biraz büyük ve meydan sazından küçük dokuz telli bir saz. Kötümser, gergin, huzursuz, karışık. Bozulmuş olan.
Halı : Yere veya mobilya üstüne serilmek, duvara gerilmek için, genellikle yünden dokunan, kısa ve sık tüylü, nakışlı, kalın yaygı.
Abraş kilit : Uğursuz sayılan bir at donu.
Abraş kurmak : Bağdaş kurmak.
Abraş oturmak : Yan oturmak: Misafirler çok, sofraya abraş oturunuz.
Abraşan : Sacayağı: İki abraşanımız var.
Abraşlık : Halının benzer renk fakat değişik ipliklerle dokunan kısmı (Beyköy *Şarkikaraağaç -Isparta) [abreş] : (Afşar *Gelendost, Küçükkabaca *Uluborlu -Isparta)
Abraşmak : Olduğu yerde kalmak, kalakalmak (av tabirlerinden): Tavşan abraştı. Bacakları açmak.
Abraştırmak : Paylaştırmak, üleştirmek: Şu meyveleri çocuklara abraştır.
Diğer dillerde Abraş anlamı nedir?
İngilizce'de Abraş ne demek? : adj. speckled, marked with small spots, spotted, marked with blotches of various colors, variegated
Rusça'da Abraş : adj. пятнистый, пегий, поблекший, прокаженный

Bu kısımda Abraş nedir? Abraş ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Abraş tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Abraş hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.