Alakabak nedir, Alakabak ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Boşboğaz, sözünde durmaz.

Serseri, işsiz güçsüz, boş gezen.

Palamut yiyen, sesleri yansıtan karga büyüklüğünde bir çeşit kuş.

Alakabak anlamı, tanımı

Alak : Bataklık yer. Köşk. Bağ, bahçe kulübesi. Sığır konulan, üstü açık kenarı çitle çevrili yer. İniş yerlerde kızağın hızım kesmek için önüne bağlanan ağaç. At eğeri. Oyunlarda aynı taraftaki eş, bir guruba katılan kimse: Bizim alak nereye gitti. Şaşkın, sersem, alık (bakış): Alak alak, ne bakıyorsun?. Kızana gelmiş köpek. Karışık tüylü. Çiftleşmek isteyen dişi köpek

Alaka : İlgi. Gönül bağı.

İşsiz güçsüz : Yapacak hiçbir işi olmayan veya iş tutmayan.

Boşboğaz : Saklanması gereken şeyleri söyleyiveren, sır saklayamayan, geveze, ayran ağızlı. Yerli yersiz konuşan.

Palamut : Uskumrugillerden, ortalama 1-2 kilogram gelen, eti esmer, büyüklüğüne göre "Çingene palamudu, torik, sivri, altıparmak, piçuta" adlarını alan, pulsuz bir balık, sivri (Pelamys sarda). Rulo biçiminde hazırlanmış kopya. Yurdumuzda yetişen meşe türlerinin uzunca, fındığa benzeyen, sert ve pürüzlü, bir yüksük içinde bulunan, tanen bakımından zengin meyvesi, pelit.

Serseri : Belli bir işi ve yeri olmayan, başıboş (kimse), hayta. Amaçsız. Tutarsız, beğenilmeyen davranışları olan (kimse). Belli bir hedefi olmayan, belli bir hedefe atılmamış olan, rastlantıyla gelen (kurşun, mayın vb.).

 

Güçsüz : Gücü olmayan, âciz.

Serser : Çivi.

Gezen : Bir yaşında keçi, oğlak. İki yaşında ki dişi keçi. [Bakınız: gez]. [Bakınız: gezem]. Sonbaharda ağaç yaprakları üzerinde meydana gelen tatlı madde. Su bölümü çizgisinin iki tarafındaki deve boynu iniş çıkışlar.

İşsiz : İşi olmayan. Cari ücret düzeyinde çalışma istek ve yeteneğine sahip olmasına rağmen iş bulamayan kişi.

Yansı : Bilgisayar veya tepegözle hazırlanan saydamın yansıtılmasıyla perdede ortaya çıkan görüntü. Akis. Işığın parlak bir yere çarpıp geriye doğru yön değiştirerek kaynağını göstermesi, inikâs. Tepke.

Karga : Kargagillerden, kanatları geniş, tüyleri kara renkte, tarla ve bahçelere çok zarar veren kuş (Corvus). Yelkenleri toplama. Bir şeyin asıl durumunu yitirerek baş aşağı olması.

Büyük : Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Büyük abdest. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Önemli. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Üstün niteliği olan. Niceliği çok olan.

Çeşit : Aynı türden olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri, tür, nev. Türlü. Canlıların bölümlenmesinde, bireylerden oluşan, türden daha küçük birlik.

Durma : Durmak işi.

Yiyen : Arkadaş. Yeğen, karşılığı yeen. Yeğen.

Büyü : Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, efsun, sihir, füsun, bağı. Karşı durulamaz güçlü etki.

 

Pala : Kavisli, kısa, uç bölümü geniş, kabzasına doğru daralan bir kılıç kılıç. Eski, kullanılmış eşya ya da giysi. Kürek vb. araçların, enli ve yassı bölümü. Bez parçalarından dokunan basit kilim, yaygı. Bir yere çaprazlama konulan yassı kiriş veya kereste.

Geze : Gelinin çeyiz kaldırma töreni. Düğünden sonra oğlan ve kız tarafının verdikleri karşılıklı ziyafet. Öküz arabasının iki oku arasına, açıklığı koruması için gerilen ağaç. Gezinti yeri.

Yiye : Zarar verici, obur (hayvan). Sahip. Eğe.

Diğer dillerde Alaiye beyliği anlamı nedir?

İngilizce'de Alaiye beyliği ne demek ? : alaiye principality

Fransızca'da Alaiye beyliği nedir ? : principauté d'alaiye