Azmak nedir, Azmak ne demek
- Küçük su birikintisi, gölcük.
- Çamaşır artık ağartılamaz duruma gelmek.
- Hayvanlar iki ayrı ırktan doğmak.
- Yara, hastalık etkili, tehlikeli duruma gelmek.
- Cinsel duyguları artmak.
- Bitkiler, aşırı büyümek

- Bataklık.
- Deniz, ırmak vb. kabarmak, taşmak.
- Taşkınlıkta ileri gitmek.
"Azmak" ile ilgili cümleler
- "Katır, atla eşekten azmış bir hayvandır."
- "Çocuklar azdı."
- "Deniz azdı."
- "Bazılarının bronşiti, bazılarının romatizması azmış." - A. Haşim
Yerel Türkçe anlamı:
Aşırı derecede artmak
Bataklık, sazlık, büyük su birikintisi.
Yolunu kaybetmek, şaşırmak, kaybolmak.
Toprak tavını kaybetmek.
Ekşimek, tadı bozulmak: Bizim pekmez bu yıl güveçte azmış.
Akarsu kenarlarında yağmurdan sonra tarlalarda, yollarda görülen küçük su birikintisi, gölcük, su toplanan çukurcuk.
Kaynak, menba, göze.
Yoldan çıkmak, sapmak.
Oyun, eğlence amacıyla boğuşmak.
Akarsuyun denize döküldüğü yer.
Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:
Küçük su birikintisi, gölcük.
Bataklık.
Diğer sözlük anlamları:
Dalâlete düşmek.
Yolu kaybetmek, yolu şaşırmak.
Yapışkan çamurlu bataklık.
Bozulmak, fasit olmak, tegayyür etmek.
Ark, su cedveli, bir sudan ayrılan kol.
Azgınlaşmak.
İngilizce'de Azmak ne demek? Azmak ingilizcesi nedir?:
marsh
Azmak anlamı, tanımı:
Azan kurda kızan köpek : "belalı kişinin hakkından kötü kişi gelir" anlamında kullanılan bir söz.
Azmış kudurmuştan beterdir : "coşkun ve heyecana kapılmış kimseyi zapt etmek zordur" anlamında kullanılan bir söz.
Azma : Azmak işi. Melez.
Kırkından sonra azmak : Yaşlandıktan sonra yaşına uymayan davranışlarda bulunmak.
Küçük : Yaşı daha az olan. Değersiz, önemsiz. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Niceliği az olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Kısık, parlak olmayan (ses). Niteliği aşağı olan, bayağı. Geri aşamada. Küçük abdest.
Birikinti : Bir yerde kendi kendine birikmiş olan şey.
Gölcük : Kocaeli iline bağlı ilçelerden biri. Gölet.
Bataklık : Uygunsuz ve kötü, ahlak dışı durum. Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge, aynaz, azmak.
Taşkınlık : Taşkınca davranış. Taşkın olma durumu.
Deniz : Çokluk, yoğunluk. Geniş alan. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi. Bu su kütlesinin belirli bir parçası. Aydaki düzlükler.
Irmak : Çoğunlukla denize dökülen, özellikle genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir.
Su : Sutaş. Meyve, sebze vb.nin sıkılmasıyla elde edilen sıvı. Demir araçları ateşte kızdırdıktan sonra, suya daldırılarak sağlanılan sertlik. Kez. Yemeğin sıvı bölümü. Hidrojenle oksijenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde, ab. Bazı kokulu yaprak veya çiçeklerin imbikten çekilmesiyle elde edilen kokulu sıvı. Bu sıvıdan oluşan kitle, deniz, akarsu.
İleri : Temel duruşta ayak uçlarının gösterdiği yön. Benzerlerini geride bırakmış. Öne doğru, ileri doğru. Doğrusundan daha çok gösteren (saat). Herhangi bir şeye göre daha ötede olan yer, geri karşıtı. "Amaca doğru durmadan yürü" anlamında kullanılan bir seslenme sözü. Henüz gelmemiş zaman, gelecek, sonra. Bir şeyin ulaşılacak yönü. Önde bulunan.
Gitmek : Değerlendirmek, saymak, karşılamak. Bir yerden veya bir işten ayrılmak. Satılmak. Geçmek. Yakışmak, yaraşmak. Yürümek, yol almak. Ölmek. Bir yere doğru yönelmek. Sürmek, devam etmek. Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak. Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak. Başvurmak, yapmak. Yok olmak, elden çıkmak. Çıkmak, ulaşmak. Herhangi bir durumda olmak. Bir şey zarar görmüş olmak. Makine, işlemek, çalışmak. Tüketilmek, harcanmak. Dayanmak. Yeter olmak, yetmek, yetişmek. Yapmak. Götürülmek, gönderilmek.
Kabarmak : Şişmek, genişlemek. Islanıp veya ısınıp yerinden kurtulmak. Bulanmak. Kumaş üzerinde tüyler oluşmak, havlanmak. Deniz dalgalanmak, büyük dalgalar oluşmak. Yağışlardan veya kaynamaktan taşmaya yüz tutmak. Ağırlığı artmadan hacmi büyümek. Kafa tutmak, öfkelenip üstüne yürüyecek gibi davranmak. Hayvanların tüyleri dikilmek. Öfke, sevgi vb. duygular gittikçe güçlenmek. Böbürlenmek, gururlanmak. Niceliği artmak, büyümek.
Taşmak : Sıvı maddeler, içinde bulundukları kaba sığmayacak kadar çoğalma ve kabarma yüzünden kenarları aşmak. Akarsu, yatağından çıkarak çevresini kaplamak. İnsan, nesne vb. çokça bulunmak, sayısı artmak. Öfke, sabırsızlık veya heyecan yüzünden kendini tutamamak. Bir yere veya şeye sığmamak.
Cinsel : Cinsiyetle ilgili, cinsî, eşeysel, seksüel.
Artmak : Değeri yükselmek, fazlalaşmak. Harcandıktan sonra bir miktar geri kalmak. Çoğalmak. Büyük heybe.
Çamaşır : Kirli eşyaları yıkama işi. İç giysisi.
Artık : İçildikten, yenildikten veya kullanıldıktan sonra geriye kalan. Büyük ve tam aralıkların yarım ses artmış hâli. (a'rtık) Bundan böyle, bundan sonra. Daha çok, daha fazla. Bir şeyin harcandıktan veya kullanıldıktan sonra artan bölümü.
Gelmek : Ortaya çıkmak, doğmak. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Herhangi bir sırada bulunmak. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. İsabet etmek. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Mal olmak. Çıkmak, yönelmek. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Belli bir zamana ulaşmak. Düşmek, rast gelmek. Getirmek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Belli bir süre dolmak. Akmak. Ulaşmak, varmak. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Başlamak, ortaya çıkmak. Türemek. Katılmak, eklenmek. Kazanılmak, sağlanılmak. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Kadar olmak. Oturmaya, ziyarete gitmek. Sonuç çıkmak. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Görünmek, sanılmak. İzlemek, takip etmek. Olmak, -e uğramak. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Biriyle birlikte gitmek. Uymak. Uygun düşmek. Dayanmak, tahammül etmek.
İki : Birden sonra gelen sayının adı. Bu sayıyı gösteren 2 ve II rakamlarının adı. Birden bir artık.
Ayrı : Aynı yerde kalan. Yalnız, tek başına. Başka, başka türlü.
Doğmak : Ortaya çıkmak, sonucu olmak. Dünyaya gelmek. Düşünce, hayal vb. zihinde birdenbire oluşmak. Güneş, ay, yıldız ufuktan yükselerek görünmek.
Aşırı : Ötede, ötesinde. Gereğinden fazla, çok. Bir şeye gereğinden çok fazla bağlanan, önem veren, müfrit, ekstrem. Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla, taşkın. Gereğinden fazla olarak, çokça.
Büyümek : Yetişmek. Önem ve değer kazanmak. Artmak, güçlenmek, şiddeti artmak. Sayıca artmak. Genişlemek. Yaşı artmak, yaşlanmak. Organizmanın bütününde veya bu bütünün bir bölümünde, boyutlar artmak, irileşmek, eskisinden büyük duruma gelmek.
Diğer dillerde Azmak anlamı nedir?
İngilizce'de Azmak ne demek? : v. run wild, become unmanageable, go astray; overflow; rut
Fransızca'da Azmak : s'exciter, s'emporter; s'égarer; devenir violent
Almanca'da Azmak : v. toben
Rusça'da Azmak : v. выходить из себя, буйствовать, бушевать, рассвирепеть, бесить, расходиться, забушевать, взбесить, разойтись

Bu kısımda Azmak nedir? Azmak ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Azmak tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Azmak hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.