Boğmak nedir, Boğmak ne demek

"Boğmak" ile ilgili cümle

  • "Zavallıyı az kalsın gırtlağından yakalayıp boğacaktı." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Ampulün kör ışığı, dükkânı alaca bir loşluğa boğmuştu." - M. Yesari
  • "Daha sıcak basmamıştı; güneş henüz yakmıyor, hava daha boğmuyordu." - R. H. Karay
  • "Koyu yeşil renk odayı boğdu. Bu renk seni boğmuş."
  • "Zaten durumun vahametini sezen müdürle hoca, işi gürültüye boğmak için Atatürk'e müfredat programına dair bir şeyler anlatmaya başladılar." - H. Taner
  • "Güllü'nün boynuna sarılan Cemile, kadının hafif çilli, tombul yanaklarını öpücüklere boğdu." - O. Kemal
  • "Galiba bunları dinlememek, duymamak için konuşuyorum; seslerini boğmak, bastırmak için durmamacasına gevezelik ediyorum." - R. H. Karay

Yerel Türkçe anlamı:

Gerdanlık.

Boğum

Parmak boğumu.

Düğüm, boğum.

 

Boğmak, boğarak öldürmek

Sağnak, şiddetli yağmur.

Torba, kese, çuval gibi şeylerin ağzını bağlamak.

Ağaç kütüklerini enine parçalamak.

Hayvanların boyunlarına takılan halka.

Boğum, kas, iki tarafı boğulmuş küçük bir parça.

Diğer sözlük anlamları:

Gerdanlık, kolye.

Boğmak kısaca anlamı, tanımı:

Ayıboğan : İri yarı, kaba ve anlayışsız (kimse).

Bağboğan : Küsküt.

Çakalboğan : Kırlarda rastlanan bir bitki.

Gelinboğan : Bir tür ahlat.

İtboğan : Kaplanboğan.

Kadıboğan : Ceviz büyüklüğünde hamur yuvarlaklarının fırında pişirilmesinden sonra üzerine şerbet dökülerek hazırlanan bir tatlı türü.

Kaplanboğan : Boğan otunun bir türü, itboğan (Aconitum napellus).

Kurtboğan : Boğan otu.

Boğma : Boğmak işi.

Boğmaklı : Boğmakları olan.

Boğmaklı kuş : Bir tür toygar kuşu.

Bir kaşık suda boğmak : Bir kimseye çok kızmak veya çok öfkelenmek.

Dara boğmak : Birinin güç durumundan yararlanmak.

Dumana boğmak : Duman içinde bırakmak. bunaltmak, şüphe içinde bırakmak.

Kan boğmak : Beynine kan hücumuyla ölmek.

Lafa boğmak : Bir konu üzerinde konuşulurken ilgisiz, gereksiz ve anlamsız bir biçimde söz edip asıl konuyu değiştirmek, unutturmak, karıştırmak.

Lakırtıya boğmak : Gereksiz ve boş sözlerle konuşmayı uzatmak.

Söze boğmak : Lafa boğmak.

Boğum : Parmak, kamış, saz vb. bitkilerin şişkince bölümü. İnce damarların veya sinirlerin yumak gibi toplandığı yer. Boğulmuş, sıkılmış yer.

Canlı : Dikkat çekici, göz alıcı, parlak (renk), ateş parçası. Hareketli, hayat dolu, dinamik. Yaşayıp yer değiştirebilen yaratık, hayvan. Canlı yayın. Canı olan, diri, yaşayan. Güçlü, etkili. Hareketli, hayat dolu, dinamik bir biçimde.

 

Soluk : Tarz. Akciğerlere çekilen, akciğerlerden atılan hava, nefes. Ciğerlere hava alıp verme. Rengi atmış olan, solmuş, uçuk. Rengi kaybolmuş, matlaşmış (nesne). Parlaklığını, gücünü yitirmiş (ışık).

Engel : Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap. Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken tahta düzenek, bariyer. Herhangi bir yolu kapamak için konulan nesne, bariyer. Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğini sağlamak için kullanılan açılır kapanır düzenek, bariyer. Kara yollarının kenarlarına yapılmış olan korkuluk, bariyer.

Öldürmek : Sağlığını bozmak, rahatsızlık vermek. Aşırı yormak. Bir canlının hayatına son vermek. Yok olmasına, ortadan kalkmasına, azalmasına yol açmak. Etkisini ve gücünü azaltmak. Çok üzmek. Bazı şeylerin diriliğini, tazeliğini veya sertliğini gidermek. Ölmesine yol açmak. Boşuna geçmek. Bitkinin solarak kurumasına sebep olmak.

Sıkmak : Çevresine sarılarak veya bir şey sararak çepeçevre basınç altına almak. Silahla ateş etmek. Bir şeyin suyunu, yağını, sıvı kısmını basınçla çıkarıp akıtmak. Yalan söylemek. Sıkıntı vermek. Basınçlı bir araçla fışkırtmak, püskürtmek. Dar gelmek. Baskı altına almak, üzmek, bunaltmak, zorlamak.

Motorlu : Motorla çalışan.

Uygun : Orantılı, oranlı. Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Elverişli, yarar, müsait, muvafık.

Silik : Kendini gösteremeyen, dikkati çekmeyen veya önemli ve belirli olmayan. Üstündeki yazı veya çizgiler silinmiş, bozulmuş, aşınmış olan. Kendini gösteremeden.

Bir : Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayı kadar olan. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bir kez. Sayıların ilki. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Aynı, benzer. Tek. Ancak, yalnız. Beraber. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Sadece.

Getirmek : Sebep olmak, ortaya çıkarmak. İletmek, bildirmek. Bir şeyi yanında veya üstünde bulundurmak. İleri sürmek. Sağlamak. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Gelmesini sağlamak. Erişmek veya eriştiğini sanmak. Bir makama atamak veya seçmek.

Bastırmak : Basma işini yaptırmak. Üstünlüğünü göstermek. Bir kumaşın kenarını kıvırıp dikmek. Ansızın birinin yanına gitmek. Baskı yapmak, üzerine iyice düşmek. Kümes hayvanlarını kuluçkaya yatırmak. Durdurmak. Hemen söylemek. Zararlı bir olayı önlemek. Birdenbire gerçekleşmek ve pek çok etki göstermek. Gidermek.

Tamamıyla : Tam olarak, büsbütün, baştan sona, külliyen.

Kaplamak : Bir madeni bir başka madenle kimyasal bir yöntemle örtmek. Doldurmak. Kaplama adı verilen ince ağaç levhaları, değişik yöntemlerle hazırlanmış yüzeylere yapıştırmak. Bir yüzeyi döşemek, başka bir nesne ile örtmek. Çepeçevre sarmak, kuşatmak. Her yanını örtmek, istila etmek. Doldurmak. Bir kimsenin veya bir şeyin nitelikleri herkesçe bilinir olmak. Yayılıp doldurmak, etkisinde bırakmak. Bir kabın, bir kılıfın, bir örtünün içine almak.

Sarmak : Sarılıp tırmanmak. Yumak yapmak. Kuşatmak, çevirmek, ihata etmek. Hoşuna gitmek, zevkini okşamak. Çevresini çevirmek, çepeçevre dolanmak, çevrelemek. Dolayında yer almak. Kâğıt veya bir bitki yaprağıyla dürmek. Şerit, ip vb. şeyler dolaşmak. Bir şeyi başka bir şeyin içine koyup onunla kaplamak. Bir görev veya işin yerine getirilmesini başkasına yüklemek. Taşıt tırmanmak, yükseğe doğru çıkmak. Yayılıp etkisi altına almak, kaplamak. Örtmek. Sözle saldırmak, tedirgin etmek. Kucaklamak. Saldırmak, hücum etmek.

Olmak : Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Geçmek, tamamlanmak. Yol açmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Sarhoş olmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Sürdürmek, yürütmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Uymak, tam gelmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Bulunmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak.

Bunaltmak : Bunalmasına yol açmak.

Boğmak boğmak : Fazla boğumlu.

Boğmaklamak : Bir ağacın kuruması için toprağa yakın yerinden kabuğunu kesmek. Bir değneğin çabuk kırılması için değişik yerlerinden bıçakla iz açmak.

Boğmaklı ardıç : Kuşlar (Aves) sınıfının, ötücü kuşlar (Passeriformes) takımının, ardıç kuşugiller (Turdidae) familyasından, uzunluğu 27 cm kadar, erkeği kara, dişisi kahverengi olan, Avrupa ve Ön Asya'da dağlarda yaşayan, Türkiye'de Trakya, Batı, Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kışlayan ve böceklerle beslenen göçmen bir tür. Kolyeli ardıç.

Boğmaklı toygar : Kuşlar (Aves) sınıfının, ötücü kuşlar (Passeriformes) takımının, tarla kuşugiller (Alaudidae) familyasından, sırtı kül kahverengi, karnı beyaz renkli, Akdeniz memleketlerinde kuluçkaya yatan, böcekler, böcek larvaları ve sebze taneleri ile beslenen, göçmen bir tür.

Boğmaklı-kuş : (Melanocorypha calandra): Ötücü-kuşlar (Passeriformes) takımının tarlakuşugiller (Alaudidae) familyasından bir kuş türü. Sırtı kül-kahverengi, karnı akımsı olur. Akdeniz memleketlerinde tarla ve steplerde yaşar.

Boğmaklıkuşu : (zooloji)

Boğmak ile ilgili Cümleler

  • Onu boğmak istiyorum.
  • Tom'u boğmak istiyorum.

Diğer dillerde Boğmak anlamı nedir?

İngilizce'de Boğmak ne demek? : v. choke, strangle, strangulate, asphyxiate, burke, smother, smother with, stifle, jugulate, inundate, suffocate, throttle, whelm, glut, drown, overwhelm

Fransızca'da Boğmak : noyer; étrangler, asphyxier, étouffer

Almanca'da Boğmak : v. abwürgen, drosseln, ersticken, überschreien

Rusça'da Boğmak : v. давить, подавлять, удавить, глушить, топить, удушить, зажимать, душить, осып`ать, задавить, подавить, утопить, потопить, истопить, зажать, задушить, надушить, ос`ыпать