Öldürmek nedir, Öldürmek ne demek

"Öldürmek" ile ilgili cümle

  • "Ölüm bir eve girince sağ kalanları da biraz öldürüyor." - P. Safa
  • "Sırf kendi için okuyan, gezen, eğlenen bir aydın, kendini yaşarken öldürmüyor mu?" - H. Taner
  • "Bütün bir günü öldürdük."
  • "Bu hava bizi öldürüyor."
  • "Soğanı tuzla ezip öldürmek."
  • "Susuzluk çiçekleri öldürdü."
  • "Bu adamı içki öldürdü."
  • "Beni öldürmek için birisi fazla bile / Ancak onun elinden çıkar böyle haile" - F. N. Çamlıbel
  • "Savaş birtakım sanayi kollarını öldürdü."

Yerel Türkçe anlamı:

Öldürmek (bk. üldürmek)

Sebze ve yiyecekleri ovarak ya da az pişirerek yumuşatmak, sertliğini gidermek.

Öldürmek anlamı, tanımı:

Öldürme : Öldürmek işi.

Vakit öldürmek : Zamanı yararsız, gereksiz işlerle veya iş yapmadan geçirmek.

Zaman öldürmek : Boş şeylerle vakit geçirmek.

Canlı : Güçlü, etkili. Hareketli, hayat dolu, dinamik. Canlı yayın. Hareketli, hayat dolu, dinamik bir biçimde. Canı olan, diri, yaşayan. Yaşayıp yer değiştirebilen yaratık, hayvan. Dikkat çekici, göz alıcı, parlak (renk), ateş parçası.

 

Hayat : Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi. Canlı, sağ olma durumu. Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma. Meslek. Yaşamayı sağlayan şartların bütünü. Yazgı. Sundurma. Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı. Yaşam. Avlu. Balkon. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa. Geçim şartlarının bütünü.

Vermek : Bırakmak veya bağışlamak. Dayamak. Ödemek. Ayırmak, harcamak. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Herhangi bir duruma yol açmak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Sahip olmasını sağlamak. Tespit etmek. Satmak. Kazandırmak, katmak. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Yaymak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Doğurmak. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Ondan bilmek, atfetmek. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek.

Bitkin : Gücü tükenmiş olan, çok yorgun, argın, aygın, dermansız.

Kuruma : Boyanın çözücüsünün buharlaşması veya bağlayıcısının kimyasal tepkime gibi çeşitli yollarla sert bir film oluşması. Kurumak işi.

Sebep : Bir şeyin olmasına veya belli bir hâlde bulunmasına yol açan şey.

Üzmek : Bir şeyi gerip çekerek gevşetmek, sürterek aşındırmak. Üzüntü vermek.

 

Bir : Ancak, yalnız. Sayıların ilki. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Eş, aynı, bir boyda. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Tek. Bu sayı kadar olan. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bir kez. Sadece. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Aynı, benzer. Beraber.

Son : Artık ondan ötesi veya başkası olmayan. Döl eşi. Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı. En arkada bulunan. Uç, sınır. Olanca. Bir şeyin en arkadan gelen bölümü, bitimi, nihayet, akıbet. Ölüm.

Olmak : Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bulunmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Yitirmek, elinden kaçırmak. Geçmek, tamamlanmak. Sarhoş olmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Yol açmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Uymak, tam gelmek. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Sürdürmek, yürütmek. Gerçekleşmek veya yapılmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Aşırı : Ötede, ötesinde. Gereğinden fazla, çok. Gereğinden fazla olarak, çokça. Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla, taşkın. Bir şeye gereğinden çok fazla bağlanan, önem veren, müfrit, ekstrem.

Yormak : Bir anlam vermek, yorumlamak. Bir sebebe bağlamak, bir duruma işaret saymak. Sıkıntıya sokmak, üzmek. Yorgun duruma getirmek.

Boşuna : Boş yere, yararsız yere, sebepsiz yere, gereksiz, boşu boşuna, beyhude, beyhude yere, nafile, tevekkeli. Boş, yararsız, gereksiz, beyhude, nafile.

Geçmek : Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek. Görev almak. Söylemeden veya bitirmeden atlamak. Çekiştirmek, yermek. Hastalık bulaşmak, sirayet etmek. Kullanımda olmak, tedavülde olmak. Bir yere gidip oturmak. Yerini bırakıp başka yer almak. Kalmak, devrolmak. Sürümü olmak, satılmak. Etki yapmak, işlemek. Bir yandan girip diğer yandan çıkmak. Bırakmak, vazgeçmek. Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek. Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek. Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek. Geride bırakmak, aşmak. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Birinden meşk etmek. Yaşamak. Okulda, sınavda başarı göstermek. Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak. Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak. Bir yerden başka bir yere gitmek. Yazılmak, girmek. Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek. Bir duruma uğramak, konu olmak. Üstünlük sağlamak. Kabul edilemez olmak. Sönmek. Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak. Tükenmek, bitmek, sona ermek. Harcamak. Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek. Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. Zamanı aşmak, geride bırakmak.

Yol : Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. Yolculuk. Kez, defa. Gidiş çabukluğu, hız. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer. Gaye, uğur, maksat. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Hile, tuzak. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. Kumaşta bulunan çizgi.

Açmak : Yakışmak, güzel göstermek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Engeli kaldırmak. Beğenmek. Yapmak, düzenlemek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Yarmak. Alanını genişletmek. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Geçit sağlamak. Görünür duruma getirmek. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Ferahlık vermek. Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Birbirinden uzaklaştırmak. Savaşla almak, fethetmek. Ayırmak, tahsis etmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Alışverişi başlatmak.

Bozmak : Altını paraya çevirmek, bozdurmak. Bırakmak, dağıtmak. Kötü duruma getirmek. Dokunmak, zarar vermek. Bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek. Aklını yitirecek derecede bir şeye düşkün olmak. Bozguna uğratmak, yenmek, mağlup etmek. Büyük parayı küçük birimlere ayırmak. Yabancı ülke parasını Türk parasına çevirmek. Biçimini ve kullanılışını değiştirmek. Kızlığına zarar vermek. Bağ veya bostanın son ürününü toplamak. Bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek. Bir yerin, bir şeyin düzenini karıştırmak. Geçersiz bir duruma getirmek.

Rahatsızlık : Hastalık. Rahatsız olma durumu, tedirginlik.

Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.

Azaltmak : Etkisini yitirmesine sebep olmak, hafifletmek. Eskisinden az bir duruma getirmek. Az denecek bir miktara indirmek.

Öldürmek ile ilgili Cümleler

  • Öldürmek için ateş etmemiz söylendi.
  • Şimdi seni öldürmek zorunda kalacağım.
  • Onu öldürmek istemedim.
  • Neden bizi öldürmek istiyorsunuz?
  • Tom, babasını öldürmekten bahsetti.
  • Neden birinin Tom'u öldürmek istediği konusunda herhangi bir fikrin var mı?
  • Vakit öldürmek için kitap okurum.
  • Kocasını öldürmek için bir plan yaptı.

Diğer dillerde Öldürmek anlamı nedir?

İngilizce'de Öldürmek ne demek? : v. kill, murder, put to death, exterminate, get rid of, shoot dead, assassinate, do away with, bump off, carry off, croak, cut down, destroy, dispatch, do in, drop, erase, get, ice, kill off, knock off, knock out, take smb.'s life, make away with

Fransızca'da Öldürmek : tuer, mise à mort, assassiner, abattre, donner la mort, égorger, immoler, tordre le cou

Almanca'da Öldürmek : v. abmurksen, abtöten, abtun, beseitigen, erlegen, ermorden, ertöten, kaltmachen, killen, morden, töten, umbringen

Rusça'da Öldürmek : v. убивать, умерщвлять, устранять, уничтожать, губить, зарубать, пристреливать, приканчивать, перебивать, кокнуть {разг.}, драть, мучить, терзать, изводить, доканывать, строгать, убить, умертвить, устранить, уничтожить, загубить, зарубить, пристрелить, прикончить, перебить, выдрать