Cılık nedir, Cılık ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Oyunbozan, mızıkçı.

Terbiyesiz.

Küçük balık yumurtaları.

İncir.

Bozuk, çürük, kokmuş.

Kuluçkadaki bozuk yumurta.

Cılık kısaca anlamı, tanımı

Cılı : Sıcak. Ilık

Cılıkla : Yünden örülmüş yelek.

Terbiyesiz : Terbiyesi olmayan. Topluluk kurallarına aykırı davranan.

Oyunbozan : Birlikte yapılmasına karar verilen bir işten tek taraflı cayan (kimse), mızıkçı. Çeşitli sebeplerle oyunu bozan, yenilgiyi kabul etmeyen, kolayca darılan (kimse), ordubozan, mızıkçı.

Mızıkçı : Oyunbozan.

Kuluçka : Civciv çıkarmak amacıyla yumurtaya yatmış veya yatmak üzere olan dişi kuş veya kümes hayvanı, gurk. Bilim ve teknolojide araştırma, geliştirme ve uygulama için hazırlık dönemi.

Terbiye : Eğitim. Görgü. Hayvanı alıştırma. Araba hayvanlarının dizginleri. Eti, pişirmeden önce çeşitli baharatlar, yağ, salça vb. şeyler içinde bir süre bekletme. Bazı yemeklerin suyunu türlü yollarla koyulaştırma.

Yumurta : Bir dişinin vücudunda oluşan, yumurtlama ve döllenmeden sonra aynı türden bir canlı oluşturan hücre. Er bezi. Çorap onarmakta kullanılan, yumurta biçiminde, genellikle tahta veya mermerden kalıp. Tavuk yumurtası. Kanatlı hayvanların çoğalmasını sağlayan kabuklu bir besin maddesi.

 

Kokmuş : Çürüyüp bozularak kötü kokan, kokuşuk. Çok bilinen, değersiz, önemsiz. Yerinden kımıldamaya üşenen, tembel, miskin.

Kuluç : Gaga. Eğitilmiş atmaca.

Balık : Omurgalılardan, suda yaşayan, solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanların genel adı. Zodyak üzerinde Kova ile Koç arasında yer alan takımyıldızın adı.

Terbi : Dördün. Dörtleme.

Küçük : Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Geri aşamada. Değersiz, önemsiz. Niceliği az olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Yaşı daha az olan. Niteliği aşağı olan, bayağı. Kısık, parlak olmayan (ses). Küçük abdest.

Bozuk : Bozulmuş olan. Kızgın, sıkıntılı. Madenî para, bozuk para. Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ). Türk halk müziğinde, bağlamadan biraz büyük ve meydan sazından küçük dokuz telli bir saz. Kötümser, gergin, huzursuz, karışık.

Çürük : Çürümüş olan. Sakat. Vurma veya sıkıştırma yüzünden vücutta oluşan mor leke. İş göremez, hastalıklı. Sağlam bir temele veya kanıtlara dayanmayan. Sağlam ve dayanıklı olmayan.

Yumur : Verimsiz toprağı kiraya verenin, karşılığında aldığı tohum kadar ürün. Hayvanlarda, midenin bir parçası.

Mızık : Sözünde durmayan, cayan. Ufak kalmış, büyüyememiş meyve. Cılız kalmış tahıl. Dölü iri ve iyi olmayan erkek hayvan. Zayıf hayvan. Arıların en son olan cansız yavruları. Cıvık. İyi pişmemiş ekmeğin hamur kalmış yeri. Çinkodan yapılmış su kabı. Gönül, can. Oyunbozan.

İncir : Dutgillerden, asıl yurdu Akdeniz kıyıları olan, yaprakları geniş dilimli bir ağaç (Ficus carica). Bu ağacın yaş veya kuru olarak yenilen etli, tatlı yemişi, ballıdarı.

Küçü : Dokuma tezgâhlarında arış ipliklerini açıp kapayan tarak. Gücü (dokuma aygıtında). Dokumacılıkta arış ipliklerini aralayan iplik tarak.

Mızı : Pişmeyen et ve benzerleri şeyler. Çıra.

Diğer dillerde Cıf anlamı nedir?

İngilizce'de Cıf ne demek ? : cost, insurance and freight, cif