Köprü nedir, Köprü ne demek

  • Herhangi bir engelle ayrılmış iki yakayı birbirine bağlayan veya trafik akımının, başka bir trafik akımını kesmeden üstten geçmesini sağlayan ahşap, kâgir, beton veya demir yapı
  • İki şey arasında bağ veya ilişkiyi sağlayan şey.
  • Olmayan dişlerin yerini tutmak veya takma dişleri ağızdaki dişlere sağlam tutturmak amacıyla yapılmış olan diş protezi.
  • Güreşte omuzları yere değdirmemek için ayakları ve alnı yere dayayıp beli yukarı kaldırarak alınan durum, güreşçi köprüsü.
  • Vücudun, sırt yere dönük olarak el, baş veya diz yere dayanarak yay biçimi aldığı durumu.
  • Geminin önünü iyice görecek bir yükseklikte, sancaktan iskeleye kadar kurulan kumanda yeri.

"Köprü" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bu camiler, bu çeşmeler, bu köprüler rastgele yapılmadı." - O. S. Orhon
  • "Annesinin yalnız onunla değil hiç kimseyle bir köprüsü yoktu." - M. Mungan

Yerel Türkçe anlamı:

Ağaçtan ağaca geçmekte kullanılan merdiven.

Dokuma aygıtında çözgü ipliklerinin geçtiği tahta ya da demir araç.

Güreş terimi olarak anlamı:

Omuzları yere değdirmemek için ayakları ve alnı yere dayayıp beli yukarı kaldırarak alınan durum.

Gitar terimi olarak anlamı:

Tellerin gövde üzerinde durmasını sağlayan metal parça.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

 

Alıcı dalgalıklarda iki dalgalığı ortak bir iniş kablosuna bağlayan aygıt.

Verici bir yayaçla ortak bir besleme kablosu ve dalgalıktan yararlanan resim ve ses vericilerinin çıkışlarının bağlandığı aygıt.

Ortak dalgalıklarda bu dalgalığın çıkışını değişik almaçların girişlerine dağıtan aygıt.

Tiyatro'daki terim anlamı:

Sahne üstünde geçit, köprü.

Bilimsel terim anlamı:

Vücudun, sırt yere dönük olarak el-taban, baş-taban ya da el-diz, baş-diz dayanak yüzeyleri arasında yay biçimi dayalı bulunduğu durum.

İngilizce'de Köprü ne demek? Köprü ingilizcesi nedir?:

bridge, archstanding (back-bend), diplexer, pont

Fransızca'da Köprü ne demek?:

pont

Osmanlıca Köprü ne demek? Köprü Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

kantare

Köprü hakkında bilgiler

Köprü, nehir ve vadi gibi geçilmesi güç bir engelin iki kıyısını bağlayan veya herhangi bir engelle ayrılmış iki yakayı birbirine bağlayan veya trafik akımının, başka bir trafik akımını kesmeden üstten geçmesini sağlayan yapı.

Genellikle ormanlı bölgelerde ilk köprüler bir veya daha fazla ahşap kütüğün uzatılmasıyla meydana getirilmiştir. Tropikal bölgelerde ise lifli bitkiler bir araya getirilerek asma köprüler inşa edilmiştir. Genellikle lifli asma ağaçları bu maksatla dünyanın çeşitli yerlerinde kullanılmıştır. Taşlı bölgelerde ise, ara ara taşlar yığılarak köprü ayakları yapılmıştır. Daha sonra bu ayaklar birleştirilmiştir.

İlk köprülerin Çin'de yapıldığı, oradan Hindistan'a yayıldığı tahmin edilmektedir. Arada ayaklar yaparak birden fazla açıklıklı köprüler inşa edilmiştir. MÖ 4000'de Mezopotamya'da ve MÖ 3000 yıllarında Mısır'da ilk kemere benzer köprülere rastlanmaktadır. Kemer köprü sisteminde yükler kemerler tarafından alınır ve yönü değiştirilerek basınç kuvveti olarak kemer boyunca nakledilir ve köprü ayaklarında zemine verilir. O zamandan beri kemer köprü şekli klasik köprü tipi olarak kalmıştır. Kemer tipi eski Mısırlılar tarafından bilinmekteyse de yapı sistemi olarak kullanılmamıştır. Kemer sistemi, anahtar taşı olmaksızın kendi kendini taşıyan bir yapı türü değildir. Eski Yunanlar kemer şeklini bilmelerine rağmen bunu yapılarda kullanmamışlar mimaride ilerlemelerine rağmen ancak birkaç köprü inşa etmişlerdir. Sebebi ise ticarette daha çok deniz yolunu kullanmalarıdır. Gerçek taş örme köprü, ekonomik ve dayanıklıdır. Küçük nehirleri orta ayaklar kullanarak geçmek mümkündür. Bu tür şekil, yaygın olarak Çinliler ve Romalılar tarafından kullanılmıştır. Romalıların yaptıkları köprülerin ilki ahşap olup, tarihi MÖ 621'e kadar uzanır. MÖ 200 civarında taş köprülerin inşası başladıysa da, ahşap olanlara da devam edilmiştir. Taş olanlardan günümüze kadar gelenler de mevcuttur. Genellikle yarı dairevi kemerler kullanmışlardır. Sayıları yedi-sekize varan taş blokların kullanıldığı olmuştur. Taşlar birbirlerine harçsız oturtulmuş olup, ayaklar çok rijit olarak yapılmıştır. Bu sebepten herhangi bir açıklığın çökmesinin komşu açıklıklara zararı olmaz. Özellikle nehir ortasında yapılmış olan köprü ayaklarına itina göstermişlerdir. Orta ayakların inşası sırasında bitişik kazıklar çakarak, su ve zemini, sağlam zemin buluncaya kadar boşaltmışlar, ayağı daha sonra inşa etmişlerdir. Romalılar ayrıca vadileri aşmak için inşa ettikleri köprüleriyle de meşhurlardır.

 

Roma İmparatorluğunun çöküşü ile köprü inşaatında bir duraklama görülür. Ancak 13. asırda taş kemer köprü inşası Avrupa yanında Orta Doğu'da ve Çin'de yaygınlaşmıştır. Kemerler, Romalılara nisbetle daha basık inşa edilmiştir. Ancak inşa tarzı daha az itinalı yapılmıştı. Rönesans ile köprü mühendisliğinde sınırlı bir gelişme kaydedilmiş fakat daha çok süsleme tarafı ağır basmıştır. Ancak teorik bir gelişme Andrea Palladio tarafından Leonardo da Vinci'nin gerilme prensibini pratik hale getirmesiyle elde edilmiştir. Bu teknik, kısa ahşap elemanların kafes sistem meydana getirecek şekilde kullanılarak büyük açıklıkların geçilmesini mümkün kılmıştır.

Köprü ile ilgili Cümleler

  • Köprü ansızın yıkıldı.
  • Köprü çöktü.
  • Eğer arkadaşın köpründen atlarsa,sende atlar mısın?
  • Köprü bize bir sürü zaman kazandırdı.
  • Gökkuşağı Köprüsü ne kadar uzun?
  • Köprü çok uzun ve çok yüksek.
  • Biz bir köprü inşa ediyoruz.
  • Köprü altı ay içinde inşa edilmeli.
  • O köprünün kaç yaşında olduğunu bilmiyorum.
  • Bu köprünün kullanıma hazır hale gelmesi yıllar sürebilir.
  • Köprü askerler tarafından yapılmıştı.
  • Bu köprü aslında geçiş ücreti alınan bir köprüydü.
  • Köprü ahşaptan yapılmıştır.
  • Bu köprü ne zaman inşa edildi?

Köprü kısaca anlamı, tanımı:

Engel : Herhangi bir yolu kapamak için konulan nesne, bariyer. Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken tahta düzenek, bariyer. Kara yollarının kenarlarına yapılmış olan korkuluk, bariyer. Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap. Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğini sağlamak için kullanılan açılır kapanır düzenek, bariyer.

Trafik : Ulaşım yollarının yayalar ve her türlü taşıt tarafından kullanılması, gidiş geliş, seyrüsefer. Önemli görevlerde bulunan kişilerin bir yere gidiş gelişi. Ulaşım yollarında bulunan taşıt ve yayaların tümü. Yoğunluk.

Akım : Debi. Hava, su vb. akışkan maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akışı, yer değiştirmesi, cereyan. Sanatta, siyasette, düşünce hayatında ortaya çıkan yeni bir görüş, yöntem, hareket, cereyan, tarz. Akma işi.

Kesme : Nazımda veya nesirde, bir cümleyi sonu anlaşılacak biçimde yarım bırakma sanatı, kat. Kesin, değişmez, maktu. İki çekimin birbirine doğrudan doğruya bağlanmasından, iki ayrı çekimin birbirini izlemesinden doğan durum. Kıyılarımızda yaygın olarak bulunan, yuvarlak tepeli, 5 metre kadar boylu, her dem yeşil, yaprakları küçük ve kenarları testere dişli, çiçekleri yeşilimsi beyaz renkli olan bir süs ağacı, akçakesme (Phillyrea latifolia). Kesmek işi. Teneke, sac vb.ni kesmek için kullanılan makas. Çizgisel iki doğru parçası ve bir eğri yayı ile sınırlanan düzlem yüzeyi. Kesme işareti. Lokum. Küp biçiminde veya köşeli olarak kesilmiş olan.

Geçme : Geçmek işi, mürur. Birbirinin içine geçirilerek tutturulan iki şeyden birinde bulunan çıkıntılı parça. Çakılmış, yapıştırılmış veya lehimlenmiş olmayıp gereğinde sökülebilecek biçimde parçaları birbirine takılıp kenetlenmiş olan.

Ahşap : Ağaçtan, tahtadan yapılmış nesne. Ağaçtan, tahtadan yapılmış.

Ayak : Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Göl ayağı. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Halk edebiyatında uyak. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Bacak. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Basamak. Vücudun belden aşağı bölümü. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut.

Köprü kurmak : Elleri arkadan yere dayayıp ayak uçlarına basarak vücudu yay gibi germek. akarsu veya göl vb. üzerinde köprü inşa etmek.

Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı derler : "kişi işini gördürünceye kadar yardım beklediği kimseyle iyi geçinir" anlamında kullanılan bir söz.

Köprüleri atmak : Bir işten vazgeçme veya geri dönme imkânı kalmayacak biçimde kesin bir davranışta bulunmak.

Köprünün altından çok su aktı : "zamanla şartlar çok değişti, eski durum kalmadı" anlamında kullanılan bir söz.

Köprüaltı çocuğu : Kimsesiz ve gideceği yeri olmayan kişi.

Köprübaşı : Önemli mevki. Manisa iline bağlı ilçelerden biri. İlerlemek için çıkılan elverişli kıyı veya tutulan önemli nokta. Trabzon iline bağlı ilçelerden biri.

Köprü üstü : Kaptan köşkü.

Köprü yol : Vadi veya ırmak üstünden demir yolu veya kara yolunun geçişini sağlayan, ayaklar üzerine oturtulmuş, yüksek ve uzun köprü, viyadük.

Asma köprü : İki başındaki ayaklardan başka dayanağı olmayan, tahta veya kalın iplerle yapılan, çoğunlukla uzun, esnekliğe sahip köprü.

Küçük köprü : Vücudun, sırt yere dönük olarak avuçlar ve dizler üstünde dayalı ve gergin bulunduğu durum, el diz köprüsü.

Panel köprü : Aşılacak bir engelin bir yanında oluşturularak öbür yana ulaşımı sağlayan, taşıyıcı küçük elemanlardan oluşan köprü.

Güreşçi köprüsü : Köprü.

Hava köprüsü : Zorunlu durumlarda iki şehir veya ülke arasında hava yoluyla sağlanan sürekli ulaşım.

Kaptan köprüsü : Kaptan köşkü.

Sırat köprüsü : İslam inancına göre mahşer günü üstünden geçilecek olan köprü.

Yaya köprüsü : Caddelerde yayaların geçmesi için yapılmış köprü.

Köprübaşını tutmak : Çok önemli bir mevkiyi ele geçirmek.

Köprücü : Tombazlarla köprü kuran istihkâm kıtası. Osmanlı ülkelerinde, özellikle ordunun geçeceği yollar üzerindeki köprüleri onarmak ve korumakla görevli takım. Köprü yapan kimse.

Köprücük : Küçük köprü.

Köprücük kemiği : Omuz başıyla göğüs kemiğinin üst ucu arasında bulunan ve derinin altında belli olan uzunca kemik.

Köprücülük : Köprücünün yaptığı iş.

Köprüköy : Erzurum iline bağlı ilçelerden biri.

Köprüleme ameliyatı : Kalpte tıkanmış bir damarın beslediği bölgeye kan akışını sağlamak üzere yapılmış olan damar ekleme ameliyatı, baypas ameliyatı.

Köprüleniş : Köprülenme işi.

Köprülenme : Köprülenmek işi.

Köprülenmek : Köprülü duruma gelmek, köprüsü olmak.

Köprülü : Köprüsü olan. İki bölümü bir köprü ile birbirine bağlanmış (yapı).

Akıllı köprü arayıncaya dek deli suyu geçer : "atak kişi tehlikeyi göze alarak işe girişir ve çabuk sonuç alır" anlamında kullanılan bir söz.

Geçme namert köprüsünden ko aparsın su seni : "namerde karşı minnet altında kalmaktansa sıkıntıya katlan" anlamında kullanılan bir söz.

Herkesin geçtiği köprüden sen de geç : "herkesin tuttuğu yoldan sen de git" anlamında kullanılan bir söz.

Kimi köprü bulamaz geçmeye kimi su bulamaz içmeye : İnsanların nasipleri arasındaki tutarsızlıkları belirten bir söz.

Sırat köprüsünden geçmek : Bir iş yaparken sıkıntılı, eziyetli durumlar içinde kalmak.

Beton : Bu malzemeden yapılmış. Çimentonun su yardımıyla kum, çakıl vb. maddelerle karışması sonucu oluşan sert, dayanıklı, bağlayıcı yapı malzemesi.

Demir : Atom numarası 26, atom ağırlığı 55,847, yoğunluğu 7,8 olan, 1510 °C'de eriyen, mavimtırak esmer renkte, özellikle çelik, döküm ve alaşımlar durumunda sanayide kullanılmaya en elverişli element (simgesi Fe). Çıpa. Bu elementten yapılmış. Güçlü, kuvvetli, sert. Bu elementten yapılmış parça. Ayakkabı topuğuna veya ayakkabı burnuna aşınmayı önlemek için çakılan, özel olarak yapılmış madenden parça.

İlişki : Bağlantı, temas. İki şey arasında karşılıklı ilgi, bağ, münasebet, temas.

Gemi : Su üstünde yüzen, insan ve yük taşımaya yarayan büyük taşıt, sefine.

Görece : Bir şeye göre olan, varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı olan, kesin olmayıp kişiden kişiye, zamandan zamana, yerden yere değişebilen, bağıl.

Yükseklik : Yüksek olma durumu. Geometrik biçimlerde, tabandan tepeye olan uzaklık. Bir yıldızdan gelen ışın ile ufuk düzlemi arasındaki açı. Yükselti.

Sancak : Bayrak, liva. Gemilerin sağ yanı. Çoğunlukla askerî birliklere verilen yazı işlemeli, kenarları saçaklı ve gönderli bayrak. Osmanlı yönetim teşkilatında illerle ilçeler arasında yer alan yönetim bölümü, mutasarrıflık.

Nehir : Irmak.

Köprü bağlamak : Köprü meydana gelmek

Köprü bloğu : Hareketli köprüye sahip gitarlarda köprüye altından eklenerek köprü yayı ile köprü arasındaki bağlantıyı sağlayan kalın ve geniş demir parça.

Köprü çivisi : Akustik gitarlarda teli köprü içinde sıkıştırıp tutan parça.

Köprü gitmek : Çocuklar el ve ayakları üzerinde yürümek.

Köprü kapağı : Hareketli köprüye sahip gitar gövdesinin arkasındaki köprü yuvasını kapatan kapak.

Köprü kredi : Bir kaynaktan sağladığı kredi eline geçmeden önce satın alma işlemi gerçekleştirebilmesi için ödünç alacak olana açılan kısa vadeli kredi.

Köprü kuyruğu : Vidalı gitar köprülerinde telin gövde üzerine tutturulduğu parça.

Köprü oda : İki evin arasında yapılan ve altından yol geçen oda.

Köprü sanatçıları : (Resim) 1906’da Almanya'da Dresden'de ortaya çıkan dışavurumcu sanat akımının Kirchner, Nolde, Otto Müller, Karl Schmiedt Rottluff gibi temsilcileri.

Köprü yayı : Hareketli köprüye sahip gitarlarda, esnekliğiyle köprünün iki yönlü hareket ettirilmesini sağlamak amacıyla köprü yuvası içerisine yerleştirilen ve sayısı köprü sertliği ile doğru orantılı, bir ucu pençeye diğeri bloğa tutturulmuş metal nesne.

Diğer dillerde Köprü anlamı nedir?

İngilizce'de Köprü ne demek? : n. bridge, raised passage or road; backbend, exercise movement

Fransızca'da Köprü : pont [le]; (di

Almanca'da Köprü : n. Brücke, Riegel

Rusça'da Köprü : n. мост (M), мостик (M)