Kayıkmak nedir, Kayıkmak ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Öfkelenmek.

Teknik terim anlamı:

Temayül göstermek, kaymak.

İnhiraf etmek, sapmak, yüz çevirmek.

Kayıkmak anlamı, tanımı

Kayı : Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri

Kayık : Kürek veya yelkenle yürütülen ufak tekne. Bir yana kaymış.

Öfkelenmek : Öfkeli duruma düşmek, kızmak, hiddetlenmek.

Öfkelenme : Öfkelenmek işi.

Göstermek : Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. Görünmek, benzemek. Belirtmek, anlatmak. Öğretmek, açıklamak. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. Kanıtla inandırmak. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek. Yapmasını söylemek, görevlendirmek. Etmek. Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. Sert bir biçimde karşılık vermek.

Çevirmek : Bir şeyin yönünü değiştirmek. İşlemek, yapmak. Geri göndermek. Çeviri yapmak. Yolundan alıkoymak, yoldan döndürmek. Kâğıt oyunu oynamak. Yönetmek, idare etmek. Bir giyeceği söküp iç yüzünü dışa getirmek. Öteki yüzünü görünür duruma getirmek. Döndürerek hareket ettirmek. Bir durumdan başka duruma geçmek. Bir durumdan başka duruma getirmek, dönüştürmek. Durdurmak. Çevrilemek, tevil etmek. Bir yerin çevresini bir şeyle sarmak, kuşatmak.

Gösterme : Göstermek işi. Teşhir, sergileme.

 

İnhiraf : Sapma, başka bir tarafa meyletme.

Temayül : Bir tarafa eğilme, meyletme. Bir kimseye veya bir şeye ilgi duyma. Eğilim. Yönseme.

Çevirme : Çevirmek işi, tedvir. Çevrilmiş, tercüme edilmiş. Uzaktan dolaşıp düşmanın yan gerilerine düşerek onu istemediği bir durumda dövüşmek zorunda bırakma, sarma, muhasara. Kuzu, oğlak vb. hayvanların şişte, kor üzerinde çevrilerek pişirilmişi. Dikenlerden, ağaç dallarından yapılmış duvar. Bir müzik parçasındaki aralığın veya bir cümle parçasının tiz sesini pese, pes sesini tize dönüştürmek işi.

Göster : Gösteriş eyleminin yapılması için kılıçoyunu öğretmenince verilen komut.

Sapmak : Yön değiştirmek. Önceden belirlenmiş, tespit edilmiş görüş, düşünüş, amaç veya davranıştan ayrılmak. Doğruluktan ayrılmak.

Kaymak : Sütün ya da yoğurdun yüzünde zar durumunda toplanan, açık sarı renkli, koyu yağlı katman, krema. Kaygan bir yüzey üzerinde birdenbire dengesini yitirmek. Yağmur ve selden sonra toprağın üzerinde kalan özlü tabaka. Anlamı değişmek. Bir şeyin en iyi ve seçkin bölümü. Durum değiştirmek. Düz, ıslak, donmuş veya kaygan bir yüzey üzerinde sürtünerek kolayca yer değiştirmek. Cinsel ilişkide bulunmak. Kurtulmak. Sütü yayvan kaplar içinde ve hafif ateşte tutarak elde edilen koyu, yağlı öz. Yağışların etkisiyle toprağın alt tabakasının gevşemesi sonucu üst tabaka oynamak. Görüş, düşünce veya tutumunu değiştirmek.

Kayma : Kaymak (II) işi. Herhangi bir nedenle filmin atlaması, görüntünün perdeye veya ekrana tam olarak gelmemesi.

Sapma : Sapmak işi. Bir ışının saydam bir biçmeden geçtikten sonra giriş doğrultusu arasında oluşturduğu açı. Bazı kelimelerin kurallara göre almaları gereken biçimlerden uzaklaşması durumu: Ben-ge bene yerine bana, sen-ge sene yerine sana olması gibi. Serbest bir mıknatıslı iğnenin denge konumundayken gösterdiği doğrultudan geçen düşey düzlemle, bulunulan noktanın meridyen düzlemi arasındaki açı.

 

Etmek : Bir işi yapmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Demek, söylemek. Eşit değer kazanmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Küçük ya da büyük abdestini yapmak. Bulmak, erişmek. Herhangi bir değerde olmak. Kötülükte bulunmak.

Etme : Etmek işi.

Öfke : Engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet, gazap.

Tema : Asıl konu, temel motif, ana konu. Bir besteyi oluşturan temel motif, ana konu. Öğretici veya edebî bir eserde işlenen konu, düşünce, görüş, tem, ana konu.

Yüz : Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı. Nedeniyle, sebebiyle. Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılmış olan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz. Kesici araçlarda ağız. Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş. Bu sayıyı gösteren 100 ve C rakamlarının adı. Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret. Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf. Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat. Yüzey. Utanma. Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü. On kere on, doksan dokuzdan bir artık. Yan, taraf. Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin her biri.

Diğer dillerde Kayık derneği anlamı nedir?

İngilizce'de Kayık derneği ne demek ? : canoe society