Kaymak nedir, Kaymak ne demek

  • Sütün ya da yoğurdun yüzünde zar durumunda toplanan, açık sarı renkli, koyu yağlı katman, krema.
  • Kaygan bir yüzey üzerinde birdenbire dengesini yitirmek.
  • Yağmur ve selden sonra toprağın üzerinde kalan özlü tabaka.
  • Anlamı değişmek
  • Bir şeyin en iyi ve seçkin bölümü.
  • Durum değiştirmek.
  • Düz, ıslak, donmuş veya kaygan bir yüzey üzerinde sürtünerek kolayca yer değiştirmek.
  • Cinsel ilişkide bulunmak.
  • Kurtulmak.
  • Sütü yayvan kaplar içinde ve hafif ateşte tutarak elde edilen koyu, yağlı öz.
  • Yağışların etkisiyle toprağın alt tabakasının gevşemesi sonucu üst tabaka oynamak.
  • Görüş, düşünce veya tutumunu değiştirmek.

"Kaymak" ile ilgili cümle

  • "Bazen kelimeler başka anlamlara kayar."
  • "Sol tekerlekler küçük bir hendeğin içine kaydı." - O. C. Kaygılı

Yerel Türkçe anlamı:

Sobaya ya da ocağa odun sıralamak.

İstif etmek, yığmak.

İğfal etmek, ırzına geçmek.

Yakmak: Ataş kaydım.

Ağzına kadar doldurmak, yığmak (kabı, odayı).

Üst üste yığmak, istif etmek: Altını kayyım eyi kötü tezeğinen

Deve gebe kalmak, döl tutmak.

Diğer sözlük anlamları:

Geri dönmek, avdet etmek.

Ayrılmak, uzaklaşmak.

İstif etmek, bir şeyi üst üste yığmak, yakmak

Kaymak isminin anlamı, Kaymak ne demek:

Kız ismi olarak; Sütün yüzünde toplanan yağlı katman En seçkin, en güzel.

 

Fransızca'da Kaymak ne demek?:

crème, magistère

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Sivas ilinde, Şarkışla ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Kaymak hakkında bilgiler

Kaymak, sütün yağını yoğunlaştırarak elde edilen bir süt ürünüdür. Sütü hafif ateşte çalkalayarak veya belli bir soğuklukta bırakarak elde edilen koyu ve yağlı özdür. Ayrıca bol protein ve kalsiyum içerir.

Süt önce bir tencerede karıştırılıp, savrularak pişirilir. Sonra ince kenarlı bir tepsiyle çok hafif ateş üzerine bırakılır. Bir süre sonra üstü örtülerek 5-6 saat bekletilir. Kaymak bağlayınca ateşten alınır. Özellikle ekmek kadayıfıyla birlikte tüketildiğinde tadına doyum olmayan bir besindir. Manda ve camış sütünden olanı daha güzeldir. Ancak bu hayvanların soyunun azalması bu lezzeti tehdit etmektedir. Türkiye'de bu hayvanlar en çok Afyonkarahisar ve çevresinde yetiştirilir.

Kaymak ile ilgili Cümleler

  • Kaymak için dağa gittik.
  • Kaymaklı dondurmam var.
  • Kaymak için dağlara gittik.
  • Kaymak çok eğlenceli.
  • Buz, kaymak için yeterince katıdır.
  • Buz kaymak için çok ince.
  • Tereyağı kaymaktan yapılır.
  • Taze karın üstünde kaymak çok eğlenceli.
  • Kaymaktan hoşlandığına sevindim ama sadece bu bana göre değil.
  • Çocukken merdivenden kaymak hoşuma giderdi.

Kaymak tanımı, anlamı:

Yağlı : Besili, semiz. Üzerinde veya içinde yağı olan. Yağdan kirlenmiş veya lekelenmiş olan. Yağla yapılmış. Bol ve kolay kazanç sağlayan. Yağı çok olan.

Hafif : Etkisi az olan, sert karşıtı. Gücü az olan, belli belirsiz. Önemli olmayan. Kalınlığı veya yoğunluğu az olan. Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı. Çok dik olmayan (sırt, yokuş). Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek). Güç veya yorucu olmayan, kolay. Sıkıntısız, ferah, rahat olarak.

 

Ateş : Öfke, hırs, hınç. Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od, nâr. Isıtmak, pişirmek için kullanılan yer veya araç. Büyük üzüntü, acı. Tutuşmuş olan cisim. Tehlike, felaket. Genellikle hastalık etkisiyle artan vücut sıcaklığı, kızdırma. Patlayıcı silahların atılması. Coşkunluk.

Kaymak bağlamak : Sütün veya bir sıvının üzerinde kaymak oluşmak, kaymaklanmak.

Kaymak gibi : Tadı güzel ve yumuşak. bembeyaz ve pürüzsüz.

Kaymağı seven mandayı yanında taşır : "sevdiği şeyden yoksun kalmak istemeyen kişi, onu sağlayacak araçları eli altında bulundurmalı ve bunun için gereken sıkıntılara katlanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Kaymağını almak : Bir şeyin en büyük payını, kârını ele geçirmek.

Kaymakaltı : Yağı alınmış süt.

Kaymak kağıdı : Özen isteyen baskılarda kullanılan, düzgün, parlak, pürüzsüz kâğıt, kuşe kâğıdı, papyekuşe.

Kaymak tabakası : Bir toplumun seçkin ve zengin kesimi, kaymak takımı.

Kaymak takımı : Kaymak tabakası.

Kaymak taşı : Parlatılmaya elverişli, yumuşak, beyaz, yarı saydam bir mermer türü, su mermeri, albatr.

Afyon kaymağı : Afyon yöresine özgü bir kaymak türü.

Kireç kaymağı : Bazı eşya ve yerleri mikroplardan arıtmakta, çamaşırları ağartmakta kullanılan, sarımsı beyaz renkte ve klor kokusunda, toz veya sulandırılmış kireç klorürü.

Nişadır kaymağı : Amonyum karbonat.

Kaykaç : Özel olarak yapılmış ayakkabıların altına yerleştirilmiş krampona benzeyen bir dizi tekerlekle kayılarak yapılmış olan bir spor dalı.

Kaykay : Türlü maddelerden yapılmış, altında tekerlekler bulunan, üzerinde kayılan alet.

Sinekkaydı : Özenle yapılmış.

Kayma : Herhangi bir nedenle filmin atlaması, görüntünün perdeye veya ekrana tam olarak gelmemesi. Kaymak (II) işi.

Kaymakam : Bir ilçede devleti temsil eden en yetkili yönetim görevlisi, ilçebay. Yarbay.

Kaymakamlık : İlçe, kaza. Kaymakam olma durumu. Kaymakamın görevi. Kaymakamın makamı ve bu makama bağlı resmî dairelerin bütünü.

Kaymakçı : Kaymak yapan veya satan kimse.

Kaymaklanma : Kaymaklanmak işi. Oksitlenme sonucunda kuruyan, bağlayıcı içeren solvent bazlı boyaların yüzeyinde oluşan ve solventlerde çözünmeyen tabaka.

Kaymaklanmak : Kaymak bağlamak, kaymak tutmak.

Kaymaklı : Üzerine veya içine kaymak konulmuş olan. Kaymağı olan.

Kaymaklı dondurma : Sütten yapılmış dondurma.

Arka plana kaymak : Arka planda kalmak.

Bal ile kaymak yenir ama her keseye göre değil : "güzel yemeyi, güzel giymeyi, güzel eşya kullanmayı herkes ister ama bunları ancak parası bol olanlar yapabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır : "güzel yaşamak isteyen kişi, bu yaşayışın yükünü çekmeyi göze almalı ve gerekli kaynakları elinin altında bulundurmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Gönlü kaymak : Sevmeye eğimli olmak.

Gözü kaymak : Bayılmak sırasında gözünün akı çoğalmak. istemeyerek bakıvermek. gözünde hafifçe şaşılık bulunmak.

Hayatı kaymak : Her işi ters gitmek, mahvolmak.

Sağa kaymak : Siyasette ve ekonomide sağ görüşleri benimsemek.

Sola kaymak : Siyasette ve ekonomide sol görüşleri benimsemek.

Yağ gibi kaymak : Kızak, taşıt vb. sarsılmadan hızla gitmek.

Yalova kaymakamı : Kendini önemli kişi sanan kimse.

Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon.

Toplanan : Toplama işleminde toplamı oluşturan sayılardan her biri.

Renkli : Neşeli, canlı, ilgi çekici. Doğadaki renkleri olduğu gibi görüntüye aktarmayı gözeten film. Kendine özgü, ilginç, çarpıcı nitelikleri olan (kimse). Beyaz dışında başka rengi veya renkleri olan.

Katman : Altında veya üstünde olan kayaçlardan gözle veya fiziksel olarak az çok ayrılabilen, kalınlığı 1 santimetreden az olmayan tortul kayaç birimi, tabaka. Birbiri üzerinde bulunan yassıca maddelerin her biri, tabaka. Bir toplum içinde makam, şöhret, meslek vb. bakımdan ayrılan topluluklardan her biri, tabaka.

Krema : Kaymak. Bir tür yumurtalı süt tatlısı. Kevgirden geçirilmiş sütle koyulaştırılmış çorba.

Yayvan : Eni boyundan ve derinliğinden çok olan, basık ve geniş.

Tutarak : Sara.

Yoğun : Hacmine oranla ağırlığı çok olan, kesif. Kaba, kalın, iri (elek, iğne). Dolu, sıkı, sıkışık, çok, konsantre. Şişman, iri, tombul. Etkisi güçlü olan, ağır (koku vb.). Koyu, kalın. Artmış, çoğalmış bir durumda olan.

Değiştirmek : Bir şey verip yerine başka bir şey almak. Başka bir duruma, başka bir görünüme getirmek. Birini bırakıp başkasını kullanmak. Anlatıma yeni bir içerik vermek. Başka bir biçime sokmak, değişikliğe uğratmak. Bir şeyi veya bir kimseyi bulunduğu yerden başka bir yere götürmek.

Değişmek : Yerine başka şey veya kimse gelmek. Karşılıklı alıp vermek, mübadele etmek. Başka bir biçim veya duruma girmek, tahavvül etmek. Değiştirmek.

Kurtulmak : İstenmeyen, sıkıntı veren, hoşlanılmayan bir kimseden, bir yerden, bir durumdan uzaklaşmak. Tehlikeli veya kötü bir durumu atlatmak. Doğurmak. Bir şey bulunduğu veya bağlı olduğu yerden ayrılmak. Bağını koparıp kaçmak.

Görüş : Görme işi. Benzerlerinden ayıran özellik, konsept. Bir olay, varlık veya düşünce üzerinde varılan yargı, fikir. Cezaevi veya hastanedeki birine yapılmış olan ziyaret. Gözle bir şeyi algılama yetisi.

Düşünce : Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, ide, idea. Tasa, kaygı, sıkıntı. Niyet, tasarı. İlke, yönetici sav. Dış dünyanın insan zihnine yansıması.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Cinsel : Cinsiyetle ilgili, cinsî, eşeysel, seksüel.

Bulunmak : Bulma işine konu olmak. Herhangi bir durumda olmak. Bir yerde olmak.

Kaymak ağacı : Çok süt veren manda, inek.

Kaymak almak : Su yüzünde taş kaydırmak.

Kaymak bağlamak : sütün veya bir sıvının üzerinde kaymak oluşmak, kaymaklanmak.

Kaymak fiyat : Az esnek isteme sahip farklılaştırılmış yeni ürünlerin piyasaya sürülmesi durumunda, ürün geliştirme maliyetlerini yansıtacak biçimde belirlenen ve tüketicinin ödemeyi kabul edebileceği kadar yüksek fiyat.

Kaymak ölçer :

Kaymak tutmak : Yağmurdan sonra toprak üstü sert tabaka tutmak.

Kaymakam divanı : Kaymakam paşanın başkanlığında kurulan divan.

Kaymakam paşa : Sefere çıkan ya da herhangi bir nedenle başkentte bulunmayan sadrazama vekillik eden vezir.

Kaymakcı : Düzce kenti, Konuralp nahiyesine bağlı bir yer.

Kaymakçıl : Kertenkele.

Diğer dillerde Kaymak anlamı nedir?

İngilizce'de Kaymak ne demek? : [Kaymak] n. cream, head, skimmings

v. slip, slide, glide, skate, ski, glissade, lapse, prolapse, slither

Fransızca'da Kaymak : glisser, faire un faux pas, déraper; crème [la]

Almanca'da Kaymak : n. Sahne

v. abrutschen, ausgleiten, ausrutschen, gleiten, glitschen, rutschen, schleudern, schlittern

Rusça'da Kaymak : n. сливки (PL), сметана (F), пенка (F)

v. скользить, сползать, соскальзывать, скатываться, сбиваться, ускользать, ехать, скользнуть, сползти, соскользнуть, скататься, скатиться, сбиться, ускользну