Kont nedir, Kont ne demek

Kont; bir tarih terimidir. kökeni fransızca dilinden gelmektedir.

Yerel Türkçe anlamı:

Binaların üstüne atılan kiriş.

Bir iki metre boyunda kesilmiş ağaç, tomruk.

Kont hakkında bilgiler

Kont, Avrupa'da bir soyluluk unvanı. Kontun eşine veya kont konumundaki bayana kontes denir. Günümüzde, soyluluk sırasında markiden sonra, markinin olmadığı ülkelerde dükten sonra gelir. Sözcüğün kökeni Latince comes (refakatçi, gözetmen) sözcüğüdür.

Roma İmparatorluğu'nda comeslar imparatorun refakatçilerinden biri idi. Frenklerde ise kontlar yerel komutan ve yargıçtı. Kontlar zamanla feodal yapıya daha fazla entegre oldular ve dükün astı konumuna yükseldiler. Flanders, Toulouse ve Barcelona gibi bazı ülke ve kontluklarda ise dük konumuna eşit hale geldiler. Kralların feodal beyler üzerindeki otoritelerini artırmaya çalıştıkları sonraki dönemlerde yönetimler gitgide merkezîleşti ve kontlar siyasî yetkilerini kaybettiler. Ancak soylular sınıfının ayrıcalıklarından istifade etmeye devam ettiler.

Kont ile ilgili Cümleler

  • Kontak lenslerimi arıyorum.
  • O, arzularını kontrol edemez.
  • Vampir kan susuzluğunu kontrol edemedi.
  • Ali konteyneri kazara vincinden düşürdü.
  • Bush Orta Asya petrolünü kontrol etmek için savaşmak istemiyor.
  • Ben üst katı kontrol ettim. O orada değil.
  • Kontağı aç.
  • Kontak lenslerimi hâlâ bulmadım.
  • Robotlar bir gün kontrolü ele alacak, bundan emin ol.
  • Kontak lenslerini buldun mu?
  • Her 30 saniyede telefonunuzu kontrol etmeyi durdurur musunuz?
  • Kontak lenslerle, gözlükle elde edeceğinden daha doğru görüşü elde edersin.
  • Kontakt kullandığımda gözlerim kuruyor ve kızarıyor.
  • Kontak lenslerle uyuyakaldım.
 

Kont anlamı, tanımı:

İmparator : Bir imparatorluğu yöneten kimse, ilhan.

Soyluluk : Soylu olma durumu, asillik, asilzadelik, zadegânlık, asalet, asaletlilik, necabet.

Unvan : San.

Kont gibi : Şık giyinmiş (adam).

Kont gibi yaşamak : Bolluk içinde yaşamak.

Kontak : Ruh sağlığı yerinde olmayan, dengesiz. Karşıt elektrik taşıyan iki maddenin birbirine dokunması, temas. Bağlantı, ilgi. Motorlu araçları çalıştırmaya yarayan düzenek.

Kontak açmak : Bir taşıtın motorunu çalıştırmak için kontak anahtarını çevirerek elektrik devresini açmak.

Kontak anahtarı : Bir taşıtın motorunu çalıştırmak için kullanılan anahtar.

Kontak atmak : Dengeyi kaybetmek, sinirlenip olağan dışı davranmak. elektrik donanımında karşı uçların birbirine dokunmasıyla elektrik akımı kesilmek.

Kontak kapatmak : Bir olayı protesto etmek için sürücüler trafiğe çıkmamak, taşıtlarıyla trafiği engellemek veya bir süre bulunduğu yerde kalıp motoru durdurmak. bir taşıtın çalışan motorunu durdurmak için kontak anahtarını çevirerek elektrik devresini kapamak.

Kontak kurmak : Biriyle veya bir olayla bağlantı sağlamak.

 

Kontak lens : Lens.

Kontak yapmak : Karşıt elektrik taşıyan iki madde birbirine dokunmak.

Kontekst : Olaylar, durumlar, ilişkiler örgüsü, bütünlük, bağlam. Çevre. Bağlam.

Kontenjan : Bir kuruluşun veya bir kimsenin seçip almakta yararlanabileceği sayı miktarı. Bir yükümlülük veya yararlanma işinde, o işin kapsamına girenlerin oluşturduğu belirli sayıdaki topluluk. Bir malın, alım satım veya dağıtım işinde, ilgililerin her birine düşen pay oranı.

Kontenjan sistemi : Dışarıdan yurda getirilecek malların tür ve niceliklerini sınırlandıran yöntem.

Kontes : Kontun karısı.

Konteyner : Taşımalık.

Konteyner ev : Taşınır ev.

Kontluk : Kont olma durumu. Kontun mülkü, toprakları.

Kontör : Telefon, gaz, su vb.nde tüketim birimi. Belirli bir sürenin bir birim olarak kabul edildiği ve telefonda toplam konuşma süresinin kaç birim olduğunu sayısal olarak gösteren araç.

Kontör yüklemek : Cep telefonuna konuşma süresi yüklemek.

Kontörlü telefon : Konuşma süresini gösteren sayaçlı telefon.

Kontörlük : Belirli sayıda kontör bulunduran.

Kontra : Karşıt, karşı, aksi. Kontrplak.

Kontra gitmek : Birine zıt gitmek.

Kontra mizana : Dört direkli gemilerde en arkadaki direk.

Kontralto : Kadın seslerinin en kalını. Sesi böyle olan sanatçı, alto.

Kontrasomun : Kapı tokmağını ters döndüren somun.

Kontrast : Karşıtlık. Karşıt.

Kontrat : Sözleşme.

Kontrat yapmak : Sözleşme yapmak.

Kontratabla : Ağaç malzemenin biçim değiştirmesini önlemek için körağacın iki yüzüne, elyaf yönleri körağaca çapraz veya 45 derece eğik, aynı kalınlıkta astar kaplama ve yüz kaplama yapıştırılarak elde edilen tabla.

Kontratak : Karşı akın.

Kontratlı : Sözleşmeli.

Kontratsız : Sözleşmesiz.

Kontrbas : Keman türünden, en kalın sesli yaylı saz. Kontrbasçı.

Kontrfile : Kesim hayvanlarında, bel kemiğindeki dikensi çıkıntının iki yanında bulunan et dilimi.

Kontrol : Denetleme. Denetçi, kontrolör. Bir şeyin gerçeğe ve aslına uygunluğuna bakma. Yoklama, arama.

Kontrol altına almak : Bir olayı denetim altına almak.

Kontrol altında olmak : Denetlenmek.

Kontrol altında tutmak : Denetlemek.

Kontrol etmek : Denetlemek. yoklamak, gözden geçirmek. egemenliği altında bulundurmak.

Kontrol kalemi : Herhangi bir elektrik devresinin açık veya kapalı olduğunu içine yerleştirilmiş küçük bir lambanın yanıp sönmesiyle gösteren, ucu tornavidalı, kalem biçiminde araç.

Kontrol kulesi : Hava trafik kontrolü işlerinin yönetilmesi için yapılmış, çevrenin iyice göründüğü oldukça yüksek kule.

Kontrol saati : Bekçilerin belirli yerlerden geçiş zamanlarını belirleyen alet.

Kontrolcü : Kontrol yapan, denetçi, kontrolör.

Kontrolcülük : Kontrolcünün yaptığı iş.

Kontrolör : Denetçi.

Kontrolörlük : Denetçilik.

Kontrpiye : Sporcunun yanılma hareketi.

Kontrpiyede kalmak : Futbolda kaleci ters tarafa gitmek veya hamle yapmak. düşüncelerini açıklayamamaktan ötürü zor durumda kalmak. beklediği sonuca ulaşamamak.

Kontrplak : Genellikle mobilya işlerinde kullanılan, en az üç kaplamanın üst üste tutkallanmasından oluşan, ince, esnek tahta.

Kontrpuan : Çeşitli melodileri birbirine uydurma sanatı.

Kontuar : Bir ülkenin başka bir ülkedeki ticaret acentesi. Kara ve hava yolları ulaşımında bilet ve bagaj işlemlerinin yapıldığı tezgâh veya bölüm.

Kontur : Resimde nesneyi belirgin gösteren çevre çizgisi.

Kontuvar : Bir memleketin, yabancı bir memleketteki ticaret acentesi.

Deprem konteyneri : Doğal afet zamanlarında kullanılmak üzere gereksinim duyulabilecek çadır, battaniye, ilk yardım ve kurtarma malzemelerini barındıran, yerleşim merkezlerinde belirli noktalara konulan özel büyük dolap.

Doğum kontrolü : Doğumların sınırlandırılması veya istemeyerek gebe kalmanın önlenmesi için uygulanan yöntemlerin bütünü.

Kafadan kontak : Düşüncesiz, mantıksız iş gören.

Kafası kontak : Deli, çıldırmış, çılgın (kimse).

Kafasının kontağı atmak : Çok sinirlenmek, öfke ile dolmak.

Kalite kontrolcü : Kalite kontrolü yapan kimse.

Kalite kontrolcülük : Kalite kontrolcünün yaptığı iş.

Kalite kontrolü : Her türlü malın üretiminin başlangıcından mal çıkışına kadar nitelik ve özelliğinin belirlenmesi için yapılmış olan değerlendirme ve denetim.

Kira kontratı : Kira sözleşmesi.

Sağlık kontrolü : Muayeneden sonra hastalığın seyrinin kontrolü. Belli bir bölgede yaşayan kimselerin genel sağlık denetlemelerinin yapılması.

Danışman : Bilgi ve düşüncesi alınmak için kendisine danışılan görevli kimse, müşavir.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Derebeyi : Zorba. Topraklarını derebeylik düzenine göre yöneten kimse, kont.

Batı : Siyasal anlamda Avrupa ve Kuzey Amerika. Yeryüzündeki başlıca dört yönden güneşin battığı yön, gün batısı, günindi, garp, mağrip, doğu karşıtı. Güneşin 22 Mart'ta ve 23 Eylül'de battığı nokta. Bulunulan yere göre güneşin battığı yönde olan bölge, garp. Güneşin battığı yöndeki ülkeler bölgesi, Garp, Doğu karşıtı.

Toplum : Topluluk. Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet.

Erkek : Sert, kolay bükülmez. İnsan, hayvan ve bitkilerin dişiyi dölleyecek cinsten olanı. Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden çıkıntılı olanı. Koca. Sperma oluşturan organizma. Yetişkin adam, bay, er kişi. Sözüne güvenilir, mert.

Avrupa : Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri.

Kontagiyöz agalaksi : Süt kesen hastalığı.

Kontagiyöz ektima : Bulaşıcı ektima.

Kontagiyöz hastalık : Bulaşıcı hastalık. Temas yoluyla bulaşabilen hastalık.

Kontagiyöz indeksi : Belli bir popülasyonda hastaların, hastalığa yakalanmaya eğilimli olanlara oranı.

Kontagiyöz kısrak metritisi : Bulaşıcı kısrak metritisi.

Kontagiyöz mikroorganizmalar : Öncelikle meme içi ve üzerinde yaşayan, sağımla inekten ineğe yayılan, etkili sağım öncesi hijyen, usule uygun sağım, memeyi antiseptiğe daldırma ve kuruda tedavi yoluyla kolaylıkla kontrol edilbilen Strep. agalaksi, Staph. aureus, Mikoplasma, C. bovis’ içine alan mikrorganizmalar.

Kontajiyöz : Bulaşıcı.

Kontak kapatmak : bir taşıtın çalışan motorunu durdurmak için kontak anahtarını çevirerek elektrik devresini kapamak; mec. bir olayı protesto etmek için sürücüler trafiğe çıkmamak, taşıtlarıyla trafiği engellemek veya bir süre bulunduğu yerde kalıp motoru durdurmak.

Kontakt dermatitisi : Temas dermatitisi.

Kontakt engeli : Temas engeli.

Diğer dillerde Kont anlamı nedir?

İngilizce'de Kont ne demek? : [Kont] adj. buttocks

n. prat, rump

n. count, earl, county

Fransızca'da Kont : comte [le]

Almanca'da Kont : n. Graf

Rusça'da Kont : n. граф (M)