Oranlamak nedir, Oranlamak ne demek

Yerel Türkçe anlamı:

Düşüncesizce davranmak.

Yaklaşık olarak söylemek, değer biçmek.

Bilgiçlik taslamak.

Diğer sözlük anlamları:

Tahmin, takdir etmek, ölçüp biçmek.

Oranlamak tanımı, anlamı:

Oranlama : Oranlamak işi, tahmin, kıyas.

Oran : Büyüklük, nicelik, derece bakımından iki şey arasında veya parça ile bütün arasında bulunan bağıntı, nispet, rasyo. İki şeyin birbirini tutması, karşılıklı uygunluk, tenasüp. İki büyüklük, iki nicelik arasındaki bağıntı. Akıl yoluyla gerçeğe yakın olduğuna inanılarak verilen yargı, tahmin.

Ölçmek : En, boy, hacim, süre gibi nicelikleri kendi cinslerinden seçilmiş bir birimle karşılaştırıp kaç birim geldiklerini belirtmek. Aşırı olmamasına dikkat etmek, kontrol etmek.

Hesaplama : Hesaplamak işi.

Hesap : Bankadaki işlemlerin yapılabilmesi için kişi, kurum ve kuruluşlar adına düzenlenen çizelge. Bir girişimin, bir işin başarıya ulaşması için alınan önlemlerin bütünü. Ödenecek ücretin dökümünü ve tutarını gösteren kâğıt, hesap pusulası, adisyon. Matematiksel işlem. Aritmetik. Tutum, durum, anlayış. Oranlama, tahmin. Alacaklı veya borçlu olma durumu.

 

Akıl : Öğüt, salık verilen yol. Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us. Bellek. Düşünce, kanı.

Yakın : Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan. Aralarında sıkı ilgi bulunan. Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan. Uzak olmayan yer. Benzeyen, andıran, yaklaşan. Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba. Uzak olmadan. Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer), uzak karşıtı.

Hüküm : Önem, geçerlilik. Yargı. Karar. Değer, aynı veya benzer nitelik. Egemenlik, hâkimiyet.

Vermek : Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Satmak. Ondan bilmek, atfetmek. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Yaymak. Ödemek. Ayırmak, harcamak. Kazandırmak, katmak. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Sahip olmasını sağlamak. Dayamak. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Bırakmak veya bağışlamak. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Tespit etmek. Herhangi bir duruma yol açmak. Doğurmak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek.

Etmek : Bulmak, erişmek. Küçük veya büyük abdestini yapmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Herhangi bir değerde olmak. Eşit değer kazanmak. Bir işi yapmak. Demek, söylemek. Kötülükte bulunmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak.

Karşılaştırmak : Dikişte giysinin bir yanına yapılmış olan işlemi, eşitlik sağlamak amacıyla öbür yanında uygulamak. Karşılaştırma işini yaptırmak. Kişi ve nesnelerin benzer veya ayrı yanlarını incelemek için kıyaslamak, mukayese etmek.

 

Kıyaslamak : Karşılaştırmak, oranlamak, örneksemek, mukayese etmek.

Eşit : Yapı, değer, boyut, nicelik ve nitelik bakımından birbirinden ne artık ne eksik olmayan (iki veya daha çok şey), müsavi. Aynı haklardan yararlanan, aynı düzeyde olan (kimse).

Tutmak : Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Başlamak. Alacağa veya vereceğe saymak. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. İşgal etmek. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Yaklaştırmak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Sunmak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Kaplamak. Hizmetine almak veya kiralamak. Beklenen sonucu vermek. Kullanmak. Ulaşmak, varmak. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Kapatmak, sarmak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Gereğini yapmak, yerine getirmek. İş görebilmek. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Varsaymak, farz etmek. Bırakmamak. Ele geçirmek, yakalamak. Bir kimsenin yerini almak. Uğramak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Sürmek, zaman almak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Avlamak. İzlemek. Herhangi bir durumda bulundurmak. Hedef olarak almak. Benimsemek, beğenmek. Bir şey düşünmek. Sarmak, bürümek. Bağlamak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Elde bulundurmak, ele almak.

Diğer dillerde Oranlamak anlamı nedir?

İngilizce'de Oranlamak ne demek? : v. proportion

Fransızca'da Oranlamak : deviner

Almanca'da Oranlamak : proportionieren

Rusça'da Oranlamak : v. предполагать, прикидывать, считать, соразмерять, предположить, прикинуть, сосчитать, сосчитывать, соразмерить