Sökmek nedir, Sökmek ne demek
- Bir şeyi bulunduğu yerden kuvvet kullanarak ya da gevşeterek çıkarmak, çekip ayırmak.
- Rüzgâr, sel, akarsu, bir şeyi yerinden çıkarmak, götürmek.
- Geçmek, etki yapmak.
- Geçip gitmeye engel olan zorlukları atlatmak.
- Ayırmak, uzaklaştırmak, vazgeçirmek.
- Okuyabilme becerisini kazanmak.
- Balgam vb.nin çıkması, akması kolaylaşmak.
- Örülmüş, dikilmiş şeyin, örgüsünü veya dikişini ayırmak

- Karışık bir yazıyı okumak.
- Kurulmuş bir şeyi parçalarına ayırmak.
- Gelmeye başlamak veya çıkagelmek.
"Sökmek" ile ilgili cümleler
- "Bu çoban öyle güçlü görünüyor ki şu yandaki ağacı kavrasa dibinden söker götürür." - Y. Kemal
- "Şermin'le Nermin tam bir saat sonra yani saat beş buçukta söktüler." - H. E. Adıvar
- "Ne yaparsın, dedi, burada böyle söküyor!" - F. R. Atay
- "Saplandığı fikirlerden sökemezdiniz." - Y. Z. Ortaç
- "Araba çamuru sökemedi. Gemi akıntıyı söktü."
- "Makineyi sökmek."
- "Çok okunaksız bir yazı. Ben söker gibi oldum." - H. Taner
- "Bunların Fransızcasını sökmek bir mesele, manalarını sökmek ikinci bir meseledir." - R. N. Güntekin
Yerel Türkçe anlamı:
Güçlüğü yenmek, başarmak : Çocuk okumayı sökdü.
Yaslanmak
Çiftleşen hayvan döl tutmamak.
Bozmak
Sökmek kısaca anlamı, tanımı:
Söküp atmak : Gözden çıkarmak, kıymak, feda etmek.
Sökme : Sökmek işi.
Çatır çatır sökmek : Bir şeyi zorlayarak yerinden söküp çıkarmak.
Ciğerini sökmek : Bir kimseyi çok büyük zararlara uğratmak.
Okumayı sökmek : Okula yeni başlayan öğrenci, verilen eğitim sonrası okumaya başlamak, okuma becerisini kazanmak.
Şafak sökmek : Sabahleyin ortalık aydınlanmaya başlamak.
Tırnaklarını sökmek : Elindeki güçten yoksun bırakmak, etkisini yok etmek.
Kuvvet : Bir niceliğin kendisi ile çarpılarak yükseltildiği derecelerden her biri: 2x2x2=23 denkleminde, 3 sayısı 2'nin kuvvetini gösterir. Bir ülkenin silahlı gücü. Durgunluğu harekete veya hareketi durgun bir duruma çeviren etken, direnci kıran veya direnç doğuran özellik. Şiddet, zor, cebir. Yetke, erk, nüfuz. Güç. Fiziksel güç, takat. Dayanıklı olma durumu.
Çıkarmak : Göstermek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Yapmak, üretmek. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Sunmak. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Yollamak, göndermek. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Hatırlamak. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Yayımlamak. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. Boşaltmak. Bulmak, ortaya koymak. Fotoğraf çektirmek. Sağlamak, elde etmek. Resim yapmak. Söylemek. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Gidermek. Sonunu getirmek. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek.
Ayırmak : Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek. Birbirinden uzaklaştırmak. Farklı davranmak, fark gözetmek. Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek. İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak. Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak. Bir yeri bir engelle bölmek. Seçmek. Bölmek.
Kurul : Bir işi yapmak, yönetmek veya bir kurum ve kuruluşu temsil etmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk, heyet, konsey, asamble.
Parça : Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Tane. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Müzik eseri. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Pasaj. Nesne. Güzel, alımlı kız veya kadın. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz.
Akarsu : Yeryüzünde, yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. Tek sıra elmastan gerdanlık.
Götürmek : Bir kimseyi bir yere kadar yanında yürütmek. Kaybolmasına, yok olmasına yol açmak. Herhangi bir yiyeceği tek başına ve hızlı bir biçimde yemek. Tümüyle sahip olmak. Yerinden ayırıp uzağa atmak veya yok etmek. Taşımak, ulaştırmak veya koymak. Haksız kazanç sağlamak, mal veya para sahibi olmak. Öldürmek. Bir sonuca vardırmak. Birinin yanında yürüyüp ona bir yere kadar arkadaşlık etmek. Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek.
Bir : Eş, aynı, bir boyda. Bu sayı kadar olan. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bir kez. Aynı, benzer. Beraber. Tek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Ancak, yalnız. Sayıların ilki. Sadece. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı.
Karışık : Dolu. Ayrı nitelikteki şeylerden oluşmuş. Çalkantı, kargaşa, gerginlik içinde olan. Halk inancına göre cin ve perilerle ilişkisi olan. Anlaşılması güç olan, açık seçik olmayan, çapraşık. Düzensiz, dağınık, intizamsız. Karışmış. Saf olmayan.
Okumak : Hastalığı iyi edeceğini ileri sürerek okuyup üflemek, üfürükçülük etmek. Bir konuyu öğrenmek için okulda, bir öğretmenin yanında veya yazılı şeyler üzerinde çalışmak, öğrenim görmek. Bir yazıyı meydana getiren harf ve işaretlere bakıp bunları çözümlemek veya seslendirmek. Değerlendirmek. Sesli olarak söylemek. Yazılmış bir metnin iletmek istediği şeyleri öğrenmek. Bazı belirtilerle bir anlamı, gizli bir duyguyu anlamak, kavramak. Bir yere çağırmak, davet etmek, okuntu göndermek. Sövmek, küfretmek. Bir şeyin anlamını çözmek.
Balgam : Solunum organlarının salgıladığı, ağızdan dışarı atılan sümüksü madde.
Kolaylaşmak : Engel ve güçlükler ortadan kalkmak. Kolay duruma gelmek.
Uzaklaştırmak : Yabancılaştırmak, ilgisiz bırakmak. Uzağa götürmek. Çıkarmak, ayırmak.
Vazgeçirmek : Vazgeçme işini yaptırmak.
Kazanmak : Kendinden yana çekmek. Çıkmak, isabet etmek. Olumlu, iyi bir sonuç elde etmek. Yenmek, galip gelmek. Edinmek, sahip olmak. Tutulmak, yakalanmak. Ele geçirmek, fethetmek, kazanç sağlamak. Kazanç sağlamak.
Geçmek : Bir yere gidip oturmak. Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. Sürümü olmak, satılmak. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek. Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek. Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek. Yaşamak. Harcamak. Bir yandan girip diğer yandan çıkmak. Okulda, sınavda başarı göstermek. Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Etki yapmak, işlemek. Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak. Zamanı aşmak, geride bırakmak. Kullanımda olmak, tedavülde olmak. Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. Kabul edilemez olmak. Geride bırakmak, aşmak. Üstünlük sağlamak. Kalmak, devrolmak. Sönmek. Yazılmak, girmek. Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek. Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak. Yerini bırakıp başka yer almak. Görev almak. Hastalık bulaşmak, sirayet etmek. Çekiştirmek, yermek. Bir yerden başka bir yere gitmek. Söylemeden veya bitirmeden atlamak. Bırakmak, vazgeçmek. Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak. Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek. Bir duruma uğramak, konu olmak. Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak. Birinden meşk etmek. Tükenmek, bitmek, sona ermek.
Etki : Bir etken veya bir sebebin sonucu, yardım. Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim. Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir.
Yapmak : Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Dışkı çıkarmak. Bir durum yaratmak. Olmak. Edinmek, sahip olmak. Üretmek. Gerçekleştirmek. Düzenli bir duruma getirmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Olmasına yol açmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Onarmak, tamir etmek. Salgılamak, çıkarmak. Davranmak, hareket etmek. Evlendirmek. Yol almak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek.
Başlamak : Olmak, oluşmak, ortaya çıkmak, doğmak. Etkisini göstermek. Görünmek. Çalışır, işler, yürür duruma girmek. Bir işe girişmek, harekete geçmek.
Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.
Çıkagelmek : Beklenmedik bir zamanda gelmek.
Sökmek ile ilgili Cümleler
- Bu vidaları sökmek istiyorsan bir tornavida kullanmalısın.
- Eşyaları sökmek geri toparlamaktan daha kolaydır.
- Fransızca dilini sökmek çok zor.
- Onu sökmek istiyorum.
Diğer dillerde Sökmek anlamı nedir?
İngilizce'de Sökmek ne demek? : v. rip, unstitch, ravel, ravel out, rip off, undo, tear down, unfix, detach, demount, dismount, cut loose, disassemble, disjoint, dismantle, knock down, read, slit, take down, unpick, unrig
Fransızca'da Sökmek : arracher, démonter, déchiffrer, décoller, démailler, disloquer, lever, (c
Almanca'da Sökmek : v. abbrechen, auftrennen, ausheben, ausreißen, ausroden, demontieren, zerlegen, zertrennen
Rusça'da Sökmek : v. распарывать, отпарывать, выпарывать, пороть, отделять, выпрягать, отцеплять, разбирать, демонтировать, отколачивать, вырывать, выдергивать, выкорчевывать, вывинчивать, выкручивать, выворачивать, надергивать, вывертывать, распахивать, отмыкать, снимать, теребить, отпороть, выпороть, выпороть

Bu kısımda Sökmek nedir? Sökmek ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Sökmek tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Sökmek hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.