Süzgeç nedir, Süzgeç ne demek
- Sıvıları süzmeye yarayan araç, süzek

- Bir akışkandaki yabancı maddeleri süzüp ayıran alet veya aletlerden oluşan düzenek, süzek, filtre.
- Sulama kovasının ucuna takılan, küçük delikli metal parça.
Bir fizik terimi olarak tanımı:
Bir karışımdan istenmeyen birleşenleri ayıran gereç.
Sıklığı, belirli bir sıklık kuşağında bulunan akımları geçirmek içindüzenlemiş elektriksel ağ.
Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:
Ancak belli dalgaboyu aralığındaki ışığı geçiren, renkli cam özelliğindeki saydam levha; renk süzgeci.
Kimya'daki anlamı:
1.İnce gözenekli bez, kağıt, ve benzeri malzemelerden mamul bir ortamdan, süspansiyon halinde bir karışımı geçirerek katıyı ayırmak amacıyla tasarlanmış malzeme. 2.Şehir suyunu, sırası ile çakıl, kum, ince kum ve aktif kömür katmanlarından geçirerek durultma ve koku giderme amacıyla kurulmuş özel havuz.
Matematik terimi olarak kelime anlamı:
E nin boş olan alt kümesi F ye ait değildir.
F nin bir öğesini içeren E nin her alt kümesi F ye ait olur.
Bir E kümesi üzerinde bir süzgeç, E 'nin aşağıdaki özellikleri taşıyan alt kümelerinin boş olmayan bir F kümesidir:
Bir X kümesi verildiğinde aşağıdaki koşulları gerçekleyen X in altkümelerinden oluşan S takımı : a) S içindeki bir kümeyi kapsayan her küme S içindedir, b)S sonlu kesişim işlemi altında kalımlıdır, c) ( )
F nin sonlu elemanlı bütün ailelerinin arakesiti F ye aittir.
Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:
Seslendirmede, okumada, yayında bazı yinelenim kuşaklarını zayıflatan, istenilen yinelenimler ile istenmeyenleri birbirinden ayıran devre.
Renkli camdan ya da arasına jelatin konularak yapıştırılmış iki camdan oluşan, izgedeki bazı ışıkları soğurup bazılarını bırakan, alıcının merceği önüne takılarak görüntünün renk tonlarını değiştirmeye yarayan araç.
Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:
Akışkan olan sıvı veya gazı süzmeye yarayan gözenekli madde, filtre.
Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:
[süzgü] Bahçe ve tütün fidelerini sulamakta kullanılan araç. (Sofça -Kütahya; Yeniköy, İnönü -Eskişehir) [süzgü] : (*Kemalpaşa -İzmir)
Bilişim alanındaki terim anlamı:
Girdi olarak verilen gereç, veri ya da imleri, belirtilmiş ölçütlere göre ayıran herhangi bir aygıt ya da dizge. bk. örtü.
Bilimsel terim anlamı:
Bir ışık akısının yeğinliğini ya da tayfsal bileşimini (ya da ikisini birden), geçiriş nedenine göre, değiştirmeye yarayan ışık geçirici cisim.
1) Döşemedeki suları pissu döşemine akıtan özel sifon. 2) Pissuyun temizlenmesinde yüzücü katı maddelerin ayrıldığı yer.
Gözenek ya da delikçiklerinden sıvıları geçirip katıları geçirmeyen, katı ve sıvı ayrımı yapmakta kullanılan gereç ya da aygıt.
dokumacılık: Katlama ya da sarma makinelerinde, iplik üzerindeki kalınlıkları ayırmaya yarayan bıçak türü.
genel uygulayım: Bir alışkandaiki yabansı özdekleri süzüp ayıran aygıt ya da aygıtlardan oluşan düzen.
İngilizce'de Süzgeç ne demek? Süzgeç ingilizcesi nedir?:
filter, floor drain, fine screen house, fitter, colour (abd: color) filter, optical filter, coloured (abd: colored) filter, electrical filter, sound filter
Fransızca'da Süzgeç ne demek?:
tamis, filtre
Osmanlıca Süzgeç ne demek? Süzgeç Osmanlıca'da ne anlama gelir?:
filtre, süzgeç
Süzgeç hakkında bilgiler
Süzgeç, sıvıları süzmeye yarayan araçtır. Bir başka deyişle, bir akışkanı, içindeki katı maddelerden ayırmak için bez veya delikli bir kaptan geçirmek (süzmek) için kullanılan alet veya aletlerden oluşan düzenektir.
Türk Dil Kurumu, süzgeç ve süzeğin arasındaki farkı belirtmemiş olsa da, Temel Ateş’in hazırlamış olduğu, 2005 Temel Okul Sözlüğü’nde süzek ve süzgeç farkı şöyle açıklanmıştır: Süzek, daha çok halk ağzında kullanılmakta olup, tül veya bezden yapılmış olan süzme aracı olarak, süzgeç ise daha çok, telli veya metal süzme araçlarının ismidir.
Ayrıca süzgeç, sulama kovasının ucuna takılan, küçük delikli metal parça anlamına da gelmekte ve sinema terimlerinde de süzek, ışığın önüne konulan, ince kumaş veya tülden yarı saydam yayındırıcı olarak bilinmektedir.
Süzgeç kısaca anlamı, tanımı:
Sıvı : Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim, mayi, likit.
Süzme : Süzmek işi. Süzülmüş olan, süzülerek elde edilen. Kötü, aşağılık, malın gözü (kimse). Katışıksız, saf.
Araç : Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Taşıt. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri. Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne.
Süzek : Süzgeç. Işığın önüne konulan, ince kumaş veya tülden yarı saydam yayındırıcı.
Akışkan : Akış özellikleri gözlenebilen (sıvı veya gaz), seyyal.
Madde : Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri. Duyularla algılanabilen nesne. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Para, mal vb. ile ilgili şey. Molekül. Bir cismi oluşturan öge, öz.
Alet : Bir makineyi oluşturan ve işlemesine yardım eden parçalardan her biri. Bir el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için özel olarak yapılmış nesne. Bir sanatı yapmaya, uygulamaya yarayan özel araç. Maşa.
Düzenek : Mekanizma.
Sulama : Arklar veya savaklar yardımı ile su akıtarak herhangi bir toprak bölgesini kuraklıktan kurtarma. Sulamak işi.
Küçük : Yaşı daha az olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Küçük abdest. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Niceliği az olan. Geri aşamada. Niteliği aşağı olan, bayağı. Kısık, parlak olmayan (ses). Değersiz, önemsiz.
Delikli : Bir tür olta iğnesi. Deliği veya delikleri olan. Kevgir. Deliklerle kaplı esnek doku şeridi.
Metal : Dizgi makinelerinde satırları oluşturmak için eritilen antimon ve kurşun alaşımı. Çok yüksek elektrik ve ısı iletkenliği, kendine özgü parlaklığı olan, oksijenli birleşimiyle çoğunlukla bazik oksitler veren madde. Bu maddeden yapılmış.
Parça : Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Tane. Güzel, alımlı kız veya kadın. Müzik eseri. Nesne. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Pasaj.
Süzgeçten geçirmek : Ayrıntılı bir biçimde incelemek.
Süzgeç gagalılar : Ördek, kaz, flaman vb. perde ayaklı kuşları içine alan alt takım.
Çobansüzgeci : Yoğurt otu.
Süzgeçleme : Süzgeçlemek işi.
Süzgeçlemek : Süzgeçten geçirmek.
Süzgeçli : Süzgeci olan.
Yabancı : Tanınmayan, bilinmeyen, yad. Aileden, çevreden olmayan (kimse veya şey), özge. Aynı türden, aynı çeşitten olmayan. Belli bir yere veya kimseye özgü olmayan. Bir konuda bilgisi, deneyimi olmayan. Başka bir milletten olan, başka devlet uyruğunda olan (kimse), bigâne, ecnebi. Başka bir milletle ilgili olan.
Filtre : Süzgeç, süzek.
Deyiş : Deme, söyleme işi. Halk şiiri, halk türküsü. Söyleme biçimi, anlatım biçimi, üslup. Bir kimsenin bir konuyla ilgili anlattıkları, ifade. Semahla birlikte yalnızca bağlama eşliğinde ağır tempoda söylenen bir beste türü.
Ayırmak : Bir yeri bir engelle bölmek. Birbirinden uzaklaştırmak. Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak. Seçmek. Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek. Bölmek. İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak. Farklı davranmak, fark gözetmek. Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek.
Kaptan : Takım oyunlarında takımı temsil eden kimse. Kaptan pilot. Balkanlarda çete savaşı yapan milis gücünde çarpışan kimse, efe. Yolcu otobüsü sürücüsü. Gemi yönetimiyle ilgili en yüksek görevli.
Geçirmek : Tespit etmek, yazmak, kaydetmek. Hastalık bulaştırmak. Bir gereksinimi eldeki imkânla karşılamak. Herhangi bir durumu yaşamış olmak. Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak. Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak. Vurmak. Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek. Bir işi birden çok kişi üzerinde uygulamak. Birine kötü söz söylemek. Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak. Alışverişte aldatmak, kötü mal satmak, kazıklamak. Giymek, giyinmek. Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek. Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek. Zaman harcamak. Etmek, yapmak.
Türk : Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse.
Süzgeç alttabanı : Bir kümenin kimi altkümelerinden oluşan ve sonlu kesişim özelliği olan kümeler takımı.
Süzgeç kağıdı : Nitel ve nicel ayırma işlemlerinde kullanılan arı selülozdan yapılmış küçük gözenekli kâğıt. Süzme işlemleri için kullanılan, çeşitli gözenek büyüklüğünde bulunabilen kağıt. (kimya)
Süzgeç katsayısı : Süzgeç kullanmaktan dolayı ortaya çıkan ışık azalmasını karşılamak üzere gerekli ışıklama süresinin artış niceliğini gösteren sayı.
Süzgeç peteği : Süzme dizgesinde, içinden geçen akışkanı arıtan ana örgen.
Süzgeç soru : Alan araştırmasında, görüşme yapılan kişinin gerekli bilgileri sağlamaya uygun olup olmadığını belirlemek için hazırlanan soru. Yanıtlayıcının belli bir soru ya da sorular kümesini yanıtlama yeteneğinde olup olmadığını sınayan soru.
Süzgeç tabanı : 1. Bir X kümesi verildiğinde, X in altkümelerinden oluşan ve aşağıdaki koşulları gerçekleyen S takımı : a) S içinden alınan dilemsel iki öğenin kesişimi ğ içinde bir küme kapsar, b) ( ) kümesi üzerinde bir S süzgeci verildiğinde S nin ( )koşulunu gerçekleyen ( )alttakımı.
Süzgeç tekeri : Alıcıda mercek ile ışıtaç arasında yer alan ve üzerinde değişik süzgeçler bulunan teker.
Süzgeç-gagalılar : (Lamellirostres), (Lat. lamella = katçık, Lat. rostrum = gaga): Bazı eski sınıflandırmalara göre sadece ördekgiller (Anatidae) ve flamangiller (Phoenicopteridae) familyalarını içine alan bir takım.Gagalarının iç bölgesinde bulunan diş biçimindeki enine yarıkdan dolayı bu adı alırlar.
Süzgeçgagalılar : (zooloji)
Süzgeçli küme : Üzerinde bir süzgeç yapısı bulunan küme.
Diğer dillerde Süzgeç anlamı nedir?
İngilizce'de Süzgeç ne demek? : n. strainer, drainer, filter, colander, alembic, cullender
Fransızca'da Süzgeç : filtre [le], passoire [la], égouttoir [le]
Almanca'da Süzgeç : n. Filter, Seiher, Sieb
Rusça'da Süzgeç : n. фильтр (M), цедилка (F), ситечко (N), дуршлаг (M)

Bu kısımda Süzgeç nedir? Süzgeç ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Süzgeç tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Süzgeç hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.